İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yılmaz Güney 83 yaşında

İsmail Dogruer
Gazeteci
SimurgNews Yazı Kurulu Üyesi

Yılmaz Güney, Urfa Siverekli Zaza bir Baba ve Vartolu bir Kürt Anneden yoksul bir işçi ailesinin iki çocuğundan biri olarak 1 Nisan 1937’de Adana’nın Yeniceköyünde doğdu… Yaşam öyküsünün devamı çocukluktan itibaren işçi ve emekçi bir yaşamın renklerini barındırıyor. Çocukluk yıllarında Güney, pamuk işçiliği, gazoz ve simit satıcılığı yaptı. Daha sonra sinema ile ilk bağlarını And Film ve Kemal Filmin bölge temsilciliklerinde film dağıtımcılığı yaptığı yıllarda kurdu. Bu yıllar ilk edebiyat denemelerinide kaleme aldığı yıllardı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdiği dönemde usta yönetmen Atıf Yılmaz’la tanıştı ve sinema dünyasına ilk adımını attı. 1959 yılında Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmlerinin senaryolarını yazan ve oyuncu olarak da bu yapımlarda başarılı bir grafik çizen sanatçı, Karacaoğlan’ın Karasevdası isimli filmde yönetmen yardımcılığı yaptı. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere öyküler yazan Güney’in Onüç dergisinde yayımlanan “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri” adlı öyküsü komünizm propagandası içerdiği iddiası ile yargıya taşındı. Yılmaz Güney 9 Eylül 1984’te Paris’te mide kanseri yüzünden aramızdan ayrıldığı ana kadar fırtınalı bir yaşamın kahramanıydı. Aktör, Senaryo yazarı, Yönetmen ve yapımcı olarak imza attığı filmlerle milyonların belleğine kazınan dev bir sanat mirası bıraktı. Ancak Yılmaz Güney kimdir sorusuna bir yanıt verebilmek açısından tüm yaşam öyküsünü sinema sanatı ve edebiyata kazandırdığı 15 kadar kitapları ile işlesek yinede doğru yanıt oluşturmaktan ve gerçekten uzağa düşeriz.

Çünkü Yılmaz Güney’in sinema ve edebiyata damgasını vurmasını sağlayan politik bilincindeki gelişim ve politik kimliğinin devrimci mücadele içinde evrildiği nitelik düzeydir. O Sinema sanatı ve Edebiyatçı devrimci bir kimlikle sınırlı tutulamayacak gelişme kaydetmiş, Türkiye ve Kürdistan toplumsal gerçekliğine ilişkin sistemli düşünceler oluşturmuş bir teorisyen, yaşadığı an a ilişkin konuşmaları, röportajları, uluslararası sorunlara ilişkin açıklamaları ile kendi ifadesi ile Marksizm Leninizmi temel alan bunun pratikte yaşam bulması için militan mücadele ve örgütsel çaba sarfeden bir devrim önderi, tutarlı bir komünisttir. Politik yazıları ve konuşmaları ile de geride bıraktığı önemli bir birikim ve kaynak var.

Yılmaz Güney’i doğumunun 83. yılı nedeniyle anarken ciltlerle kitap ve değerlendirme konusu olan yaşam ve üretimini konu alan bir yazı hedefinden çok onun politik kimliğini belirginleştirmek ve gelecek kuşakların onu tanırken bu yanını bilmeleri, incelemeleri ve hakkındaki görüşlerini bu gerçekler ışığında oluşturmalarını arzu ediyorum.

Yılmaz Güney in 21 Mart 1984 te Pariste Kürt Enstitüsünde Newroz konuşmasında billurlaşan Kürdistan hakkındaki düşüncelerini sorunun halen yakıcı bir biçimde Kürdistanın tüm parçalarında ve ilgili işgalci devletlerle yine Emperyalistlerin amaç ve eylemlerinden dolayı Dünya gündeminde olmasından dolayı yeri olduğunu düşünerek burada paylaşmak istiyorum. Yılmaz Güney’i 83. doğum gününde saygıyla anıyorum.

***


Yımaz Güney’in Newroz Konuşması

De­ğer­li ar­ka­daş­la­rım… Yol arkadaşlarım… Ve de­ğer­li ko­nuk­lar, Hoş­gel­di­niz, Se­lam size.­

Bil­di­ği­niz gi­bi New­roz, Kürt hal­kı için, za­lim­le­re ve zul­me kar­şı di­ren­me­nin, Yıl­gın­lığa ve tes­li­mi­ye­te kar­şı dur­ma­nın, Öz­gür­lük ve ba­ğım­sız­lık için mü­ca­de­le­nin, birlik ve dayanışmanın sem­bo­lü­dür. Bi­li­yo­rum ki, bugün bu­ra­da top­la­nan bü­tün arkadaşların yü­re­ği bu duygular için çar­pı­yor. Ço­cuk­la­rı­mı­zın yü­re­ği de bu duygular için çar­pa­cak. Zul­me ve kö­le­leş­tir­me­ye kar­şı çıkmak için, Öz­gür­lük ve ba­ğım­sız­lık için, Da­ğı­nık­lı­ğı bir­li­ğe çe­vir­mek için, Bu­gü­ne ka­dar, bu amaç­lar uğ­ru­na çok kur­ban ve­ril­di. Da­ha da ve­ri­le­cek. Çünkü kur­ban­sız za­fer müm­kün de­ğil­dir. Kan ve gözyaşını gö­ze al­mak zo­run­da­yız.

So­ru­yo­ruz?

Böy­le­si bir azim ve inat­la, böy­le­si bir inanç­la do­lu bir yü­re­k sus­turulabilinirmi­? Yine soruyorun? Böylesi bir kararlılığı taşıyan, böylesine yigit ve fedakar bir halka baş egdirmek müm­kün mü? Asla!..

Arkadaşlar Acı, bas­kı, yok­sul­luk, kan ve göz­ya­şı Kürt hal­kı­nın ka­de­ri de­ğil­dir. Biz, biz bu ka­de­ri reddediyoruz bu kaderi ta­nı­mı­yo­ruz. Biz, dört bir yan­dan iş­gal edilmiş bir sö­mür­ge ül­ke­nin ço­cuk­la­rı de­ğil ba­ğım­sız, birleşik, özgür bir Kürt ül­ke­si­nin, Kür­dis­tan’ın ço­cuk­la­rı ol­mak is­ti­yo­ruz. Biz, ken­di top­ra­ğı­mız­da, ken­di di­li­miz­de aşk ve öz­gür­lük tür­kü­le­ri söy­le­mek is­ti­yo­ruz. Biz, ken­di dün­ya­mı­zı, ken­di top­ra­ğı­mı­zı ken­di el­le­ri­miz­le yo­ğur­mak ve ona ye­ni­den biçim vermek is­ti­yo­ruz. Ve Biz, ken­di toprağımızda, ken­di bay­ra­ğı­mızın al­tın­da, öz­gür ve ba­ğım­sız olmak is­ti­yo­ruz.

Yi­ne unut­mu­yo­ruz ki, Kürt, Türk, Arap ve Acem iş­çi­le­ri­nin, köylülerinin ve emek­çi­le­ri­nin çı­karı­ birleşik güç­lü dev­let­le­rin oluş­ma­sın­dan yanadır. Ancak böyle bir birlik, gö­nül­lü bir­li­ğin ko­şul­la­rının tam ya­ra­tıl­masıyla mümkündür. eğer bu yoksa ­bu bir ha­yal­dir. Bunun için önümüzde bir tek yol var. gerek kendi içimizde, gerek kendi dışımızda çok yönlü mücadele.

Arkadaşlar bu­gün Kür­dis­tan’ın çe­şit­li ke­sim­le­rin­de, dağ­lar­da, ova­lar­da, fa­şist zin­dan­lar­da sö­mür­ge­ci­le­rin bas­kı ve zulümlerine kar­şı dö­ğü­şen­le­rin, dö­ğü­şe­rek ölen­le­rin ama­cı da bu. Biz döğüşerek ölenlerin bu uğurda şehit düşenlerin anısını, kal­bi­miz­de ve mü­ca­de­le­miz­de yaşatıyoruz, yaşatacağız. Ne mut­lu on­la­ra ki, onlar di­re­ne­rek öl­dü­ler ve ba­ğım­sız­lık ve özgürlük me­şa­le­si­ni­n a­teş­i ol­du­lar. Ne mut­lu!..

Değerli Ar­ka­daş­larım, ha­tır­lar­sı­nız, Kürt Ens­ti­tü­sü’nün ge­çen yıl ku­ru­luş ne­de­niy­le dü­zen­le­di­ği şen­lik­te, şöyle dedim, Ens­ti­tü’nün şu ya da bu gru­bun hiz­me­tin­de de­ğil, Ens­ti­tü’ bir bü­tün ola­rak Kürt ulu­su­nun hiz­me­tin­de bir bi­lim ku­ru­mudur. Bir yıl­lık, bir yıllık ça­lış­ma ve pra­tik sanıyorumki bu söz­le­ri­mi doğ­ru­lamıştır. Her­kes iyi bil­sinki, Ens­ti­tü­, ba­ğım­sız ve özerk ka­rak­te­ri­ni, de­mok­ra­tik ya­pı­sı­nı herşeyin üzerinde tutacak ve ko­ru­ya­cak­tır. Hiç­bir za­man kı­sır si­ya­sal çe­kiş­me­le­rin ve po­le­mik­le­rin tu­za­ğı­na düş­me­ye­cek­tir. Siz­ler de, Ens­ti­tü’yü gö­zü­nüz gi­bi ko­ru­ma­lı, onun mücadelesinin destekçileri olmalısınız.

Arkadaşlarım Ens­ti­tü, ba­ğım­sız­lık to­hu­mu­nun bir fi­li­zi­dir ve bugüne kadar, Kürt ulu­su­nun verdiği mü­ca­de­le­nin ürü­nü­dür. Da­ha da ge­li­şip güç­len­me­si siz­le­rin ça­ba­la­rı­na bağ­lı­dır. Ens­ti­tü et­ra­fın­da top­la­na­ca­ğız, onun önü­ne koy­du­ğu gö­rev­le­re, gü­cü­müz ora­nın­da kat­kı­da bu­lu­na­ca­ğız. Bi­le­ce­ğiz ki, ba­ğım­sız­lık mü­ca­de­le­si bir bü­tün­dür. Ki­mi za­man doğ­ru­yu ifa­de eden iki sa­tır­lık bir ya­zı, bir fi­kir, kitlelerin yüreğinde ses bulan bir türkünün çığlığı, kimi zaman sazın teline vu­ran bir mız­rap, çoğu zaman Atom bom­ba­sın­dan dahada güç­lü­dür.

İş­te bu ne­den­le biz, ha­ya­tın her ala­nın­da iyi sa­vaş­çı­lar, ba­şa­rı­lı sa­vaş­çı­lar ol­mak zorundayız ve bu savaşçıları ye­tiş­tir­mek zo­run­da­yız. Biz, sa­zı­mı­zı çok iyi, çok iyi ça­l­ma­lı­yız… Biz, iyi, çok iyi tür­kü­ler söy­le­me­li­yiz… Biz iyi, çok iyi re­sim­ler yap­ma­lı­yız… Biz iyi hi­ka­ye­ler, iyi şi­ir­ler, güç­lü ro­man­lar yaz­ma­lı­yız… Biz güç­lü bi­lim adam­la­rı, dip­lo­mat­lar ve tek­nis­yen­ler ye­tiş­tir­me­li­yiz. Bi­zim eli­miz hem ka­le­mi, hem ma­ki­na­yı hem de si­la­hı iyi tut­ma­lı­dır. Ki­mi za­man, kimi zaman sa­zı­mız si­lah, ki­mi za­man si­la­hı­mız bir saz ol­ma­lı­dır. Yine biz iyi bi­li­riz ki, en iyi tür­kü­le­ri, en doğ­ru söz­le­ri, ye­rin­de kul­la­nabilirsek bir kur­şun söy­ler.

Arkadaşlar Dağ­la­rı­mız, ova­la­rı­mız ve ır­mak­la­rı­mız bi­zi bek­li­yor. Biz bü­tün öm­rü­mü­zü gur­bet­te ge­çi­rip gur­bet tür­kü­le­ri söy­le­mek is­te­mi­yo­ruz. Biz, yi­ğit­lik­le­riy­le des­tan­lar yaz­mış bir hal­kız ve önü­müz­de du­ran bü­tün güç­lük­le­ri ye­ne­cek az­me ve koşullara sa­hi­biz. Türk, Acem ve Arap dev­rim­ci de­mok­rat­la­rı, Kürt ulu­su­nun ken­di ka­de­ri­ni ta­yin hak­kı­nın en can­dan sa­vu­nu­cu­la­rı ola­rak, bu kav­ga­nın bir par­ça­sı­dır­lar ve or­tak düş­ma­na kar­şı sa­vaş­mak­ta­dır­lar. Ezi­len sı­nıf­la­rın sı­nıf kar­deş­li­ği en güç­lü si­lah­la­rı­mız­dan bi­ri­dir. Dost ve düş­man her­kes bil­sin ki, Ka­za­na­ca­ğız… Mut­la­ka ka­za­na­ca­ğız…

Bir, bir kö­le ola­rak ya­şa­mak­tan­sa bir öz­gür­lük sa­vaş­çı­sı ola­rak öl­mek da­ha iyi­dir.

Ya­şa­sın Ba­ğım­sız, Bir­le­şik, De­mok­ra­tik Kür­dis­tan…

Ya­şa­sın Kürt, Türk, Acem ve Arap halk­la­rı­nın kar­deş­li­ği ve da­ya­nış­ma­sı…

Ve Ya­şa­sın Kürt Ens­ti­tü­sü… Sağolun!..

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »