Yerel Yönetimler ve Salgın Üzerine – Özlem Armen

Özlem Armen
Yazar
Simurg News Yazı Kurulu Üyesi

Küresel salgınla dünya mücadele ediyor. Her gün sosyal medya aracılığıyla değişik bilgiler, yorumlar, doğru yanlış bilgi kirliliğiyle dolu. Neye inanacağımıza da bilemez haldeyiz. Bütün bunları, bizlerde her kes gibi kendi evlerimizde takip ederek en doğru bilgi nerededir, neyi nasıl yapmalım? Kendimizi, nasıl korumaya alalım, başvuracağımız yerler neresidir? Kimden doğru yardım ve yönlendirme alabiliriz? Ya da başvuru yapacağımız adres neresidir diye düşünüp duruyoruz…

Çoğu kafa karıştırıcı bilgiler Tv kanallarında yayınlanıyor. Tv. kanallarında bu programlar olsa da, bu virüse karşı ciddi anlamda eksiklikler hat safhada, toplum kaderiyle baş başa bırakılmış durumda. Kendimizce nasıl önlem tedbir ve bilgilendirme çabasıyla devam ettirmeye çalışıyoruz.

Ülkenin büyük kentlerinde, metropolleri başta olmak üzere, küçük il ve ilçelerde idari tedbir diye bir şey ne okuyor nede göre biliyoruz.

Yerel yönetimler, Sivil Toplum Örgütleri, Bölge Sağlık Merkezleri, ekipler biçiminde, ortak bir zeminde halkı, bu salgın virüse karşı nasıl mücadele edeceği ve buna karşı idari tedbirler nasıl alacağı konusunda çalışmalar yürüte bilir. Bunun üzerine beli programlar ve önlemler hayatta geçirmeleri gerekiyor.

Bir çok devletlere bakıldığın alınan tedbirler halkı bilinçlendirme ve plan programlar dahilinde yeterli olmasa da ciddi çalışmalar uygulandığını görmekteyiz. Alışverişten tutalım da çalışma yöntemlerine ve görüş mesafelerin kadar bilinçli ve ciddi adımlar atılmakta. Belediye başkanları dahi sokaklara çıkarak dışarıda bulunan insanlara en sert bir şekilde uyararak tepkiler vermekte. Durumun ciddiyetini sosyal medya üzerinden videolarla halka anlatmaktadırlar.

Geri olan birçok ülkelerde bunu görmek mümkün değil. Genelde kaderci bir toplumdan oluştuğu için, kendi kaderleriyle baş başa kalmaktalar. Oysa makam ve mevki sahibi olmak için seçimlerde meydanlarda, halka umutlar, bol bol vaatler verilmekte. Şimdi, gün gelmiş, korkunç bir hastalık kapıya dayanmış, bu vaat satanlar nerede? Asıl bu tarz durumlarda halkı düşünen vaat verenimiz olmaz mı? Çünkü siyasetleri, yönetim biçimleri, sadece kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeleri bu halk er ya da geç görecektir.

Somuta, yaşadığımız şu güzelim şirin Dersim gibi küçük bir kentte birçok tedbirler alınabilir. Bilinçli bir toplumuz desek de kendimize, bir çok konuda rahat davrandığımız açık. Gözlemliyorum, markette gidiyorsunuz, market reyonları insanlar dolu. İnsanların kendi aralarında mesafe olmaksızın, yaşlılarımız sokakta çok doğal bir yaşamın akışı içerisinde dolaşıyorlar. Parklarda insanlar hiçbir şey yokmuş gibi, eskiden nasıldılarsa aynen öyle oturuyor, ya işin ciddiyetin farkında değiliz ya da efsunluyuz bize bulaşmaz nasıl olsa mı diyoruz? Acil tedbir alınmalı!

Nedir Bu Tedbirler;

Başta Belediyemiz, kendi bünyesinde oluşturacak sağlık ekipleri ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, Valilik dâhil olmak üzere ortaklaşa, avuç içi kadar olan bu kentimizde birçok idari tedbirler sağlana bilirler.

Örneğin, her mahallede Sıhhi çadırlar kurulmalı, buradan toplumu bilgilendirme yapılmalıdır. Acilen broşürler çıkarıp bütün evlere dağıtılmalı. Toplumu belli testlerden geçirmek vb birçok noktada ciddi adımlar atmak bu kurumlarımızın görevi ve sorumluluğundadır.

65 yaş üstü ve kronik hastalığı olan çocuk, yaşlı, genç demeden bu hastalıkta kurtulma şansı olmadığını okuyoruz. Oysa sokaklarımız dolu. Evlerde halk nasıl yapmalı konusunda bilgi yok. Bütün bu tehlikeye rağmen yaşlılarımız dışardalar. Dersim’in nüfusuna bakıldığında çoğu yaşılar oluşturmakta. Kimsesi olmayan tek başına yaşayan yaşlılarımızın da çoğunlukta olduğunu görüyoruz.  Ekipler oluşturularak  bu ihtiyaçlar karşılama ve yardımcı olma şeklinde bir yöntem bizim atalarımızdan aldığımız kültür ve sonradan edindiğimiz sosyal kültürlerin tümü bunu gerekmektedir.

Baharın gelişiyle birlikte, buranın o güzel havasında eve tıkılıp kalmak zordur. Bu zorunda olan bizler, korku panik yalnızlığa da aynı zamanda mahkûm edilmemiş olacağız. Belli çalışmalar üzerinden gelişecek olan psikolojik destek ve dayanışma sağlanırsa, insanlar kendini daha güvende his etmiş olarak bu süreci daha rahat geçirebilmeleri mümkün olacaktır. Aksi takdirde bu virüs Dersim’e girdiğinde bunu önlemini alamayacağımızı ve Dersim’in yaşadığı soykırımlara yeni bir soykırım eklenerek tarihi bir soykırım olacaktır… Durum o hale geldiğinde, bunda hepimizin payı olacak kanısındayım.

Sivil toplum ruhunu harekete geçirme vaktidir. Bilinçli Birlik ve Beraberlik Ruhu Dersim’e Yakışır.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »