İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazı Dizisi KORKMA, KORKU SATIYORLAR, ALMA! 3. BÖLÜM

Yani korkmayacağız!

Eğer yaşadıklarımız bir film, bir kâbus değil, bir gerçekse (ki gerçek), bu gerçek sadece “büyük insanlığı” hedefliyorsa, kendimizi korkmadan korumak, evlerimize (korkmadan) kapanmak, (dostlarımıza, sevdiklerimize “korku tacirleri”nin tarif ettiği, böl, parçala, tek tek ayır, iki kişinin yan yana gelmesini engelle tuzağına düşmeden, sevgiyi, saygıyı koruyarak mesafe koymak… Doğrudur. Ama evlerimizde titreyerek beklemek, vahşilerin yarattığı korkuyu satın almak öldürücüdür.

Korkuyu satın almayalım!

Korkmayalım, dik duralım. Vahşilerin, aklımızla, duygularımızla alay etmesine izin vermeyelim. Her habere iyi de olsa inanmayalım, paylaşmayalım. Ve asla moralimizi bozmayalım…

Marangozlukta bir ustalık dersi vardır. Üç kez ölç, bir kez kes. Bir haberi üç kez doğrula bir kez yayınla, paylaş.

Örgütlenelim!

Gruplar oluşturalım, Facebook, Whatsapp, messenger… Gibi.

Yarından tezi yok kablolu (o beğenmediğimiz kablolu) telefonlara geri dönelim.

Bu salgın zamanlarında bilgi çok önemlidir. Kirlenmemesi gerekir. Kulağımıza doluştuğu zaman ilk yapılması gereken bilgiyi sınamaktır. Zerdeçal ile zencefil arasında fayda ya da zarar bazı hallerde nitelik belirleyici olabilir. “Yiyin iyi gelir” dediğiniz zaman öldürebilirsiniz de.

Doğru haber paylaşalım. Paylaşılanı, paylaşılması gereken haberleri, video ve makaleleri, haberleşme grupları içinde seçilen kişilere önerildikten sonra doğru görülürse paylaşalım. Haberleşme ağlarını amacı dışında kullanmayalım.

Bu süreçte rahatsızlanan arkadaşların yardımına koşacak ekipler oluşturalım.

Gruplar içinde görev dağılımı yapalım. Ekonomik fon oluşturalım.

Ulaşım araçları tespit edelim.

Şimdiden olası, internet kesintisine ve yavaşlatılmasına karşı alternatif haberleşme yöntemleri geliştirelim. Sadece örgütlü geleneğinden gelenlere değil, bu örgütlenme ve haberleşme tarzını bilenlerin çevresindeki herkes ile komşularımız, ailelerimiz, sokak arkadaşlarımız, lümpen sevdiklerimiz, selamlaştığımız, üzerinde hatırımız olan herkes aracılığıyla da en geniş kitlelere önermeli, öğretmeliyiz, örgütlenmeliyiz.

Bu böyle gitmeyecek elbette. İnsanları aç, susuz  evde çok fazla tutamayacaklar. Küçük patlamalar, ufak isyanlar olabilir. İyi gözlemlemeli. İşçi örgütleri, sendikalar… Hareketleri takip etmeli.

Sağlık çalışanları, doktorlar, hemşireler sorunları en fazla olanlardır. Sistemleri çöktüğünde toplu ölümler, halkın sokaklara dökülüp spontane isyanlara, yağmalamalara dönüşebilir. İyi gözlemlemeli. Halkla kontak içinde olunmalı. Ne kötü, en vahşi en zor koşullarda bile insan olduğumuzu hatırlamalı, nezaketli davranmalı. 

Yok, öyle evde oturup kuzu kuzu beklemek.

Coronavirüsünü iyi tanımalıyız. Kendimizi korunmanın özel yöntemlerini bulmalıyız. Bunun için kendi içimizde sağlık danışma grubu oluşturmalıyız. Bir çok tanıdığımız doktor arkadaşımız var, hemşire, hastabakıcı… Bizlere Coronavirüsü tanıştırırlar. Bilmediğimiz özelliklerini, püf noktalarını anlatırlar. Tek elden paylaşılır bu bilgiler. Herkes duyduklarını ortak yerlerde paylaşmamalı.

Coronavirüs kontör gerillaysa, bizde gerilla olmalıyız.

Evet, tam da bu.

Kesinlikle şartlar ne kadar kötü olursa olsun, paniklememeli, dik durmalı gelişen şartlara göre taktikler belirleyerek mücadele etmeli ve asla korkuyu ve arkasında bize altın tepside sunulan umudu satın almamalıyız. Umut, bizim umudumuz olmalı ve onu bizler yaratmalıyız.

Tutun ki hapishanedeyiz, hatta kör bir hücrede. Açılmıyor kapılar. Yok olmuş insanlık. Ne yapacağız? Kuzu kuzu ölümü mü bekleyeceğiz? Ya da onurumuzu ayaklar altına alıp, ölmemek için yalvaracak, ağlayacak mıyız? Tanrıdan günahlarımızı affetmesini mi bekleyeceğiz? Emin olalım o gün tanrı bile korkuyor olacaktır. Ayağa kalkacağız. Dik duracağız. Yerçekimine boyun eğmeyeceğiz. Her gün milim milim kaslarımızın erimesine, kelime dağarcığımızın büzülüp yok olmasına izin vermeyeceğiz. Karanlığın gözlerimizin kör etmesini, taş duvarların aklımızı almasına izin vermeyeceğiz. . Yaşayacağız bir gün daha. Gerekirse tahta kaşığımızla toprağı eşeleyip kendi umut tünellerimizi kazmalıyız, yaşamalıyız bir nefeslik zaman için bile olsa. Unutmayalım yaşamak yada ölmek bir kalp atışı zamanla başlar, bir kalp duruşu zamanla sonlanır. Bunun için ekmeği son lokmasına kadar yemeli, kaslarımızın güçlendirmeliyiz. Ölümün gelip bizi bulmasına izin vermemeliyiz. İmgelemimizde de olsa karanlıkları yara yara aydınlığa ulaşmalıyız. Unutmayalım! Coronavirüs günlerinde bizlerden daha kötü koşullarda yaşayan mahpuslarımız var. 

Unutmayalım, 

“Her karanlık kendisini sonlandıracak şafağın tohumlarını içinde taşır.”

              Dante. 

O tohumlar bizim içimizde er ya da geç nergis çiçeklerine dönüşecek.

Memet Sönmez Nisan 2020

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »