İçinde bulunduğumuz bu olağanüstü süreç, kendi düşünce ve değer yargılarını da beraberinde getirdi. Şimdi bu yargılar ve değerlerle hareket ediyoruz. Bunun dışına çıkamıyoruz, hapsoluyoruz adeta. Bu koşullar değişip durum “normale” döndüğü zaman geriye acı bir tebessümle bakarız.

Örneğin, karşımıza çıkan bu sorunlara “eski” günlerdeki gibi hem çözüm üretip hem de esprili yanıtlar verebilseydik, korkuyu satın almamış olurduk. Gezi direnişlerinde olduğu gibi. 

Ne oldu bizlere? 

Ne mi oldu?

Vahşiler, tüm insanlığı tuzağa düşürür, korku yaratır, tir tir titretirler. Geliştirilmiş komplolar, (ya da doğal) olaylar karşısında çaresiz bekleriz. Onlar da bekler. Ta ki yaratılan korkuyu bizler satın alana kadar. O sosyal ruh haliyle çözüm üretmeyi de, espri yapmayı da unuturuz. Mesela samimi bir dost meclisinde “güzel kadın var mıdır?”, diye sorulsaydı, cevabı kolaydı; zira

“güzel kadın yoktur, az votka vardır” denilirdi. 

Ya da “yakışıklı erkek var mıdır” diye sorulsaydı, onun da cevabı hazırdı; “yakışıklı erkek yoktur, az Zanax vardır ” denilirdi, gülerdik. Zanax ya da votka bizlerin sorunlarını çözmezdi, unutmuş gibi yapardı, ama gülerdik. 

Her şey bu kadar basit ve esprili, eğlenceliydi.

Farkında mıyız, toplumsal travma yaşıyoruz. Ne Zanax, ne votka kurtarabilir bizleri.

İlaç arıyoruz, ilaç!

İlaç arıyoruz. Ama sorunumuzun ne olduğunu bilmiyoruz. Bütün bu olup bitenlerin neler olduğunu bilmiyoruz. Komplo teorileri o kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor ki. “Tamam, bu yaklaşım doğru”, denildiğin zaman başka, onu çürüten bir anti tezle karşılaşıyoruz?

-Küreselcilerle, ulusalcıların;

-Dünya derin devletleri ile kapitalistlerin;

-Avrasyacı güçlerle, NATO ülkeleri arasında… Sürdürülen pazar savaşı mıydı?

-5G teknoloji olabilir miydi? Ya da dev ilaç kartelleri… Olabilir miydi? İlaç deyip geçmemek lazım. Sürdürülebilir, bitmeyen bir pazar.

İlaç! 

Hayır, eczanelerde satılan ilaçlardan söz etmiyorum. Büyük ilaç firmalarını, ilaç sanayilerini düşünün. Holdingleri, kartelleri ve fabrikaları… Milyonlara varan çalışanlarından da söz etmiyorum. Bu kuruluşların stratejilerinden söz ediyorum. Çünkü ilaçla uğraşan vahşilerin felsefesi, “öldürmeyin ama iyileştirmeyin de”.

Gezmesini çok seven bir virüs ile karşı karşıyayız. Geçmişe baktığımız zaman dünyada salgın hastalıklarından on milyonlarca hatta yüz milyonlarca insan ölmüş. 1346-1353 yılları arasında iki yüz milyon insanın “kara veba” dan öldüğünü, Su çiçeği salgınından Amerikan yerlilerinin yüzde doksanının öldüğünü, bu durumdan faydalanan Avrupalıların, Amerika’yı kolonileştirdiklerini biliyoruz. Meksika da, 1520,1576 yılları arasında Cocoliztli salgını gelişiyor ve on beş milyon insanın öldüğü söyleniyor. 

O çok korktuğumuz Coronavirüs henüz yüz binleri öldüremedi. Bu kötü bir karşılaştırma, tamam kabul ediyorum. Belki de bir teselli. Burada korkulması gereken vahşilerin, “yenidünya düzeni” adı altında insanlığın bir komplo ile karşı karşıya olup olmadığıdır. Sizce bu Coronavirüs, asıl adıyla, Covid-19 bir proje mi? Projeyse neyi hedeflemekte? Bunların arkasında dev ilaç firmaları olabilir mi? Kendi kendimize basitçe soralım, korkmadan, korkutmadan.

-Dertlerimize deva olmayı mı?

-Ağrılarımızı dindirmeyi mi?

-Psikolojimizi düzeltmeyi mi?

– Yaralarımızı iyileştirmeyi mi?

-Tamamen iyileştirip taburcu etmeyi mi? Ya da?

-Hiç biri değil mi? 

Hiç biri değilse o zaman ilaçla uğraşan vahşilerin çoğunun felsefesine bakalım:

“Öldürmeyin ama iyileştirmeyin de” 

Düşünün, çare için bir eczanenin önündesiniz, deva arıyorsunuz. Aldığınız ilacın sizi iyileştiremediğini bilmiyorsunuz ama iyileştireceğine inanıyorsunuz. Paradoks değil bu. Bilmek ve inanmak! Bilim ve inanç!

Bu bir yol ayrımıdır!

En büyük ilaç şirketlerinden birinde görev almış Roland Diggelman ne diyor:

“İlaç şirketleri için, tedavi edilmiş her hasta kaybedilmiş bir müşteri demektir”.

Elbette ki grip oluyorsunuz, ilaç alıyorsunuz, iyileşiyorsunuz ama tekrar hasta olmak için. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde her yıl 5 milyon civarında grip vakası ortaya çıkıyor ve bundan kaynaklı ölümlerin sayısı 650 bini buluyorken, koronovirüs konusunda neden bu kadar panik yaşanıyor?

Bu çok temel ve doğru bir soru ve  cevabı da doğru olmalı. Çok daha ölümlerin yaşandığı yıllarda hiç bu kadar korkmamıştık. Neden mi? Buna daha sonra değinelim. Ne diyorduk? İlaç firmaları için insan sadece müşteridir. 

Bu kadar uzağa gitmeyelim. Ülkemizde kurulan Şehir Hastaneleri yatırımcı firmaya bilmem kaç yüz bin “müşteri” garantisi ile kuruluyor. Köprüler, yollar, tünellerin vb.(bilmem kaç yüz bin) müşteri garantisi ile kurulduğu gibi. Derdine deva arayan bir hastanın, hastane içindeki statüsü; müşteri olmaktır.

Sözün bittiği yer bu olmalı. Ama bizler hep gerçekleri değil, duymak istediklerimizi bekleriz. Biri bizi avutur, öteki yere vurur. Biri çevreyi kirletir, öteki çevreyi temizler. Biri bakteri yayar, hastalık üretir öteki, çözüm yolları geliştirir. Her iki kesim de birbirine bağlı kuruluşlardır. Biri talep yaratır, öbürü arz eder. Bu vahşi kapitalist çarktır, böyle döner. Taki “büyük insanlığın” gelip çarkına çomak sokana kadar.

Memet Sönmez 2020

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!