İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

YA MUM GİBİ DİBİNİ KARARTACAKSIN.. YADA YAYDIĞIN IŞIK AKKORA DÖNÜŞECEK.!

Sait Oral Uyan
Ressam Yazar
SimurgNews
Yazi Kurulu
üyesi

Hayal gücünün ve düşün dünyasının özgür bırakılmasıdır “gerçek” sanat. Hedef kitlesiyle (Yoksul, emekçi yığınlar ve sistemden hoşnut olmayan geniş kesimler) arasındaki yüksek sahneleri, parlak ışıkları, albenili kostümleri ve içi boş renkli resimlerle birlikte anlam ifade etmeyen sözcükleri çıkarıp atar. Sokağın ve meydanların -estetik kaygıyı elden bırakmadan- diliyle konuşur. Yakın tarihimizde bunun en güzel örneklerinin Gezi Direnişinde karşımıza çıktığını hatırlamakta yarar var; Operadan baleye..Halk müziğinden Rap Müziğine..Karikatürden Graffitiye kadar güzel sanatların/tüm sanat dallarının en duru ve çarpıcı örneklerini anmadan geçmemek gerekir.

Korkunun hakim olduğu ve dahi darbe ve OHAL dönemlerinde daha zorlu ve keskindir karşı..alternatif..toplumsal..devrimci..sosyalist sanatçı/aydın olmak.

ZOR KOŞULLAR YARATICIDIR.!

Sistem sanatçılarının ürettikleri eserlerle kurdukları bağ, meta ilişkisinden başka bir bağ olmaktan öteye geçememektedir maalesef. Yani kısaca Marx’ın para-meta-para formülü olarak ortaya koyduğu biçimde kendini var etme yoluna girer. Sanatın aydınlanmacı-özgürleşmeci yanına asla yanaşmaz ve görünenin ardındaki gerçeğe ulaşmak istemez. Böylelikle sistemin “uslu çocuğu” olarak “ayrıcalıklı” yaşamı seçer. Sisteme “elit”leştirilen sanatıyla hizmet etmeye biteviye devam eder.

Tam da bu noktada 1980 Askeri darbe aracılığıyla iş başına gelen Özal’lı yıllara ve neo-liberal ekonominin yarattığı çarpık kültüre baktığımızda bugünü daha iyi anlamaya başlarız:

  1. Sanat ve Sanatçı kavramları “acı çekme”, “kader”e boyun eğme, bilgisizlikle ‘terbiye’ edildi,
  2. Yasak-ceza uygulamalarıyla “gerçek” sanatın önüne set gerildi,
  3. Türk-İslam Sentezi entelijansiyası eliyle halk müziğine kadar herşey “Türk”leştirilmeye çalışıldı/hala da çalışılmakta,
  4.  Geçmiş, tarihte benzeri görülmeyecek biçimde topluma unutturuldu.

Bu maddeleri çoğaltmak mümkün. Ancak 1990’lı yıllara gelindiğinde korku ve şiddet sarmalı topluma iyice sirayet ettirildi. Radyo ve televizyon yayınlarının serbestleşmesiyle kültürel dejenerasyon –devlet eliyle- artarken bu yozlaşmaya karşı kültürel direniş ve mücadele de varlığını hissettirmeye başladı. Fakat hala yeterli boyutta değildi ve mecrasını bulamamıştı. Çeşitli adlarla kültür merkezleri açılmış olsa da ihtiyaca yanıt bulamadığı da ortada. Sistem en ufak aykırı sese şiddetle karşılık veriyordu. Öyle ki; 99’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde ödül alan Ahmet Kaya, bir şarkısına Kürtçe klip hazırlayacağını açıklayınca aralarında Serdar Ortaç’ın da bulunduğu bir grup sistemin uslu “sanatçıları” tarafından protesto edilmişti. Kaya’ya tepkileri artmış, üzerine çatal bıçak fırlatanlar olmuştu. Bu olayda da her zamanki gibi çatal-bıçak atanlar değil, Ahmet Kaya bedel ödedi. Bugün çok daha fazla bedel ödeyen sanatçıları saymak mümkün. Artık gerçek ortama diziler ve absürt filmler eliyle şiddet ve korkunun hakim olduğu, sanal yaşamlar manipüle edilmeye başlandı. Doç. Dr. Aygül Aykut bu durumu şöyle ifade ediyor:

“…

Sistemin yarattığı sanat estetik kaygıyı ve aidiyet duygusunu önceller. Bu da üretilen eserin gün doğumuyla tüketilmesi anlamına geliyor…”

Bu durum “uslu” olmayan sanatçıları her açıdan zorlar. Ancak zor koşullar yaratıcıdır. Yeter ki bu zor koşullarda yaratıcı felsefeye sahip olunsun ve gelen saldırılar karşısında dik durulsun.!

Buna en güzel örneklerden biri Avni MEMEDOĞLU’dur.!

Avni Memedoğlu 1961 darbesinden hemen sonra aralarında İbrahim BALABAN’ın da bulunduğu beş ressam arkadaşıyla karma sergi açar ve  darbe mahkemeleri tarafından sergi yasaklanır, ressamlar yargılanır. Bu mahkeme sürecinin ardından yapılan bir röportajda;

“…

Biz mülkiyetsiz bir aileyiz. Bizi tanıyanlar böyle bilir. Elli yıl önce de mal-mülk, hiçbir şeyimiz yoktu, şimdi de yok…

Evet sanatım ve çok sevdiğim eşimden başka hiçbir şeyim yok. Zaten fazlasını da istediğim yok.

Ülkemi, insanlarımı resimlememi engellemesinler bu bana yeter…”

diyen Emeğin ressamı Avni Memedoğlu Proleter Sanatçı olmanın zorluğunu yalın bir ifadeyle bilincimize akıtmaya devam ediyor hala.

O yüzdendir ki; OHAL/DARBE süreçlerinde sanat ve sanatçı yaşadığı şiddet sarmalından kendini ve toplumu aidiyet duygusundan ve iktidar kirlenmişliğinden arındırarak temizlemek zorundadır. Çünkü “uslu çocuk” aidiyet duygusunu iliklerine kadar aşağılanmış topluma kusmaya devam ederken, Toplumsal Sanatçı toplumsal sorumluluğunu..geleceğe yaktığı ışığı devam ettirmek sorumluluğundadır.

Toplumsal Sanatçı olmak aydınlanmayı, özgürleşmeyi kendinden başlatabilmektir. Mum olmayı değil akkor olmayı göze alabilmektir.

                                               S. Oral UYAN

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »