Unutulmasın ki; biz, faşizm ve arkasındaki sınıf için bir felaketiz / RedHack

Türkiye’de sosyal medya yasağının gündeme getirilmesinin ardından gözler sosyal medyayı ve bilişimi aktif kullanan ve ‘siber yoldaşlığı’ kuran gruplara çevrildi. Anonymous, geçtiğimiz günlerde Twitter’da “Türkiye Kürdistan’ı İşgal Ediyor (#TurkeyInvadesKurdistan)” adıyla dünya çapında etkili bir eylem gerçekleştirdi. Faşizmin saldırılarına karşı adeta dünyanın her yerinde ‘öz savunma’ gücü gibi örgütlenen ve etkili eylemler yapan RedHack, üzerlerindeki ölü toprağı attıklarına dikkat çekerek, önümüzdeki dönemde de faşizme karşı aktif rol oynayacaklarına işaret etti.

RedHack Tarihinden

Yaptıkları çeşitli eylemlerle gündeme gelen RedHack, “Öznel olarak Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünya ülkelerinde sistem tarafından ötekileştirilen, horlanan, ezilen halkların sanal alandaki ‘öz savunma’ hareketlerinden biriyiz” dedi.

RedHack’in ANF’ye verdiği röportajı öneminden kaynaklı paylaşıyoruz;  

Bize biraz kendinizi anlatır mısınız, RedHack kimlerden oluşuyor ve kuruluş amacı nedir?

RedHack, Mayıs 1997’de ‘Aynılar aynı yerdedir’ ilkesinin, bir defa daha kendini doğrulatmasıyla sosyalist-komünist dünya görüşünü benimseyen, savunan öncü arkadaşlarımız tarafından kuruldu. Her yapılanma gibi bir programımız ve tüzüğümüz var. İç işleyişimizi ona göre belirleriz. Biz dar bir grubuz. Forum grubu değiliz. İcraat grubu olduğumuz için az sayıda ama nitelikli, birikimli yani gelişkin arkadaşlarımızla hareket ediyoruz. Çekirdek kadromuz böyle olmasına karşın, bize bugüne kadar emek verenlerle beraber, yüzlerce kişilik ‘hacker’ çevresiyiz. Birbirimizi tanımayız. Gizliliği esas alırız.

‘Marksizm bir dogma değil, eylem kılavuzudur’ ilkesini de benimsemiş, bunu kendisine kılavuz edinmiş ve bundan hareketle öznel olarak Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünya ülkelerinde sistem tarafından ötekileştirilen, horlanan, ezilen halklarımızın sanal alandaki ‘öz savunma’ hareketlerinden biriyiz. Boğulmak istenen renge renk, sese ses vermek asli görevimizdir. Görevimizi yerine getirmek için mücadele ediyoruz.

RedHack nasıl bir ruha sahip; ortak bir dünya görüşü, felsefesi var mı, sizi harekete geçiren, size ilham veren şey nedir?

Demokratik, komünal ve kolektif yaşamı esas alan anti emperyalist, anti kapitalist, Marksist – Leninist bir yapılanmayız. Bizi var eden ve bir arada tutan en belirgin özelliğimiz, aynı düşünceye olan hissiyatlarımızdır. Birleşik Devrim perspektifimiz de ortak felsefemizdir.

Siyasi olarak hiçbir örgüte yakın değiliz. Hepsine aynı mesafedeyiz. Tabii ki önceliklerimiz var. İllegal mücadeleyi esas alan ve düzenin reformist – parlamenterist bataklığıyla yollarını ayırmış örgütler daha yakın olduğumuz örgütlerdir. Olaya örgüt bazından çok, ezilen halkların, Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ve dünya proletaryası cephesinden bakıyoruz. Eylemlerimizi de bu çerçeveyi baz alarak yapıyoruz. Elbette devrimci örgütlerin gündemlerine göre de eylem yapmışlığımız var. Onların isteklerine göre pratik sergilediğimiz de olmuştur. Eylemlerimizi yaparken hırsızların, katillerin, insanları bodrum katlarında susuz bırakıp yakan faşistlerin kanunlarına göre hareket etmiyoruz şüphesiz. Hakkımızda verecekleri fermanla ilgilenmiyoruz. Açıkça söylemek gerekirse Tayyip Erdoğan başta olmak üzere tüm iktidarını ve onun ‘zor güçlerini’ ciddiye bile almıyoruz. Eylemlerimizin meşruluğunu, halkın çıkarları ve devrimci mücadelenin tarihi belirliyor.

Çok tanınan ve bilinen bir topluluk olmanıza rağmen belli bir süredir adınızdan söz ettirmediğinize dair kimi eleştiriler vardı. Yeniden kimi eylemlerle gündeme geldiniz. Hem bu eylemlerinizin niteliği ve amacı hem de size dönük eleştiriler ve beklentiler konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Başta halklarımızın, devrimci dost kurum ve kuruluşların bize yöneltmiş olduğu dostane eleştirilere özeleştiriyi borç; dostane olmayan eleştirilere de cevap olmayı ve eleştiri getirmeyi kendimize silah biliriz. 97’den beri aktif olarak “Asıl olan devrim, asıl olan mücadelenin sürekliliğidir” perspektifiyle hareket etmişizdir, ediyoruz da. “Düşmanla kurduğun her temas eğer onu teslim almak için değilse ona teslim olmak içindir” der Zapatista Subcomandante Marcos. Bizim için kırmızı çizgi, ilke meselesidir. Sınıf uzlaşmaz, biz de uzlaşmayız; ismimiz kadar nettir. Bizlerin de reel alanda mücadele eden birçok siyasal yapılanma gibi çeşitli dönemlerde, altı boş ve karşılıksız olsa da gerek kitlelerle olan bağlarımızı zayıflatmak gerekse mücadelemizi sekteye uğratmak amacıyla faşizmin komplolarla pervasızca saldırılarına ve operasyonlarına maruz kaldığımızı hatırlamak gerekir. AKP iktidarının bizleri kriminalize etmek için 2012 ve sonrasında sempatizanlarımıza yönelik yaptığı dönemsel operasyonlar, Meclis’ten geçirdiği yasa tasarıları oldu. Kolluk güçlerince hazırlanan ve 24 yıla kadar hapis istenen savcılık iddianameleri, ayları bulan tutsaklık süreçleri de yaşadık. RedHack dosyasında yargılanan bir arkadaşımızın kontra güçler tarafından bir aya yakın bir süre boyunca kaybedilmesini de buna ekleyelim. Kendilerince suni ve gerçek dışı olan, sözüm ona iç çelişkilerimize oynayıp kendi ajanlarını ekip ajanlarımızmış gibi lanse edip toplum nezdinde ‘çamur at izi kalsın’ mantığıyla itibarsızlaştırma, gerçeği manipüle etme çabaları da çokça oldu. Bunlar görülmeyecek veya küçümsenecek işler değil. Unutmamak gerekir; hafızadır, hafızamızı tazeleyelim.

Bizler diyalektik düşünmeye önem veririz. Bu, yaşam tarzımız haline gelmiştir. Eylem planlanmalarını yaparken mevcut iktidarı ve toplumsal muhalefeti iyi okuruz. Arz-talep, getiri-götürü yönü ile ele alır değerlendiririz. Titiz çalışır ve eylemlerimizi başarıyla taçlandırmaya önem verir, özen gösteririz. Uzun bir aradan sonra üstümüzdeki ölü toprağı atarak kendimizi unutturmamamız gerektiğini düşündük. Kendisi gibi olmayan herkesi hedef haline getirmiş, her türlü zorbalığı reva gören, siyasal faaliyetlerde bulunanlara gözaltı ve tutuklama terörü uygulayan AKP-MHP iktidarına karşı harekete geçtik. Yerinde ve yerelde yönetimi savunan, seçilen ve seçtiren, yüz binlerce oy alan seçilmişlere ve bölge halklarının iradelerine kayyum atanmasının kabul edilir bir durum olmadığını dile getirmek için, iktidara bağlı belediyelere -kısmen ve parodi olarak algılansa bile- kayyum atama kararı verdik ve bunun için bir planlama, program yaptık. Bundan sonraki süreçlerde de bir dizi eylemliliklerle onlara anladıkları dilden cevap olmaya devam edeceğiz. Bu arada müzik değişirse dans da değişir. Yeri gelmişken bir noktayı da ifade etmek istiyoruz; eylemlerimizde ve/veya açıklamalarımızda doğruyu, hep iyiyi yapmak istesek de her zaman bu böyle olmayabiliyor. Niyetimizden ve mücadeleye olan inancımızdan halkımızın asla şüphesi olmasın.

Anonymous’un Kürt soykırımına ilişkin yankı uyandıran bu eylemini ve açıklamalarını nasıl buluyorsunuz?

Birimlerimizden biri olan Basın-Yayın-Enformasyon Grubu’na dahil diplomatik saha çalışması yürüten arkadaşlarımız üzerinden, kurumsal ilişkilerimiz anlamında Asya’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan ABD’ye kadar, bölgelerinin asli unsuru olan anti faşist birçok hacker grubu ile geçtiğimiz yıllarda çeşitli ortak açıklamalardan eylem birlikteliklerine kadar faaliyet yürüttüğümüz dönemler oldu. Bunlardan biri de Anonymous’tur. Başta şunu belirtelim; uzun bir süre birlikte çalıştığımız doğrudur. Yakinen süreci takip edenler iyi bilir. Sonrasında gerek ekibimiz adına iletişim kuranlar gerekse temaslarımızın yanlış bir pozisyon alması, iç sorunlarımız ve diplomatik ilişkilerimize de yansıyan, birbirini tetikleyen birçok unsurdan kaynaklı Anonymous ile olan ilişkilerimizi çift taraflı olarak askıya alma kararı aldık ve bu kararımız hala geçerliliğini korumaktadır. Fakat sorunuz açısından şunu belirtmek isteriz; bize göre Kürt meselesi salt Türkiye’nin sorunu olmaktan çıkmıştır. Bir dünya sorunudur. Kürt Özgürlük Hareketi’nin benimsemiş olduğu ideolojik paradigma ve bunun pratiğe yansıma durumu da kesintisiz bir biçimde kapitalizmle savaşım halindedir. Dört parçası sömürge durumunda olan Kürdistan halklarının üzerinde yoğunlaştırılmış bir imha – inkar politikası mevcuttur. Anonların son süreçte -geç de olsa- Kürdistan’ın her bir parçasında devletler eliyle işlenen katliamları, siyasi cinayetleri, bir bütün Kürt soykırımını ele alış biçimlerini ve bunu gündemlerine almalarını takdir ediyoruz. Bizlerin de zaten yabancısı olduğu bir durum değil, olmamalı da. Sadece sosyal medya üzerinden hashtag (#) çalışmasına da sıkışıp kalınmamalı, yapılabilirliği olan her şey, imkanlar dahilinde yapılmalı.

Açıkladılar; kendileri bir ağ oluşturmak istiyorlar. Lakin ücretli, maaşlı çalışan, kendilerine bağımlı bir konsept temelinde. Bu, başka zafiyetleri kendisiyle getirir, örgütler. Biz bu işleri gönül işi olarak görüyoruz; “Devrimcilik gönül işidir”. Bir şeyleri geliştirebilmek adına yapılan işlerde zaaflar, güdüler de örgütlenir. Doğru olmayan maddi ve kişisel hırs, ego, rekabetçi anlayış ilerleyen dönemlerde daha büyük zaaflara sebep olmadan, içte mahkum edilecekse neden bu yöntem olmasın. Bizler açısından çok iyi de olur fakat önemli olan devrimci dayanışmadır. Bunun gereği olarak kapitalizme ve emperyalizme karşı her mücadeleyi sahiplenir ve esas alırız.

Tayip Erdoğan, Türkiye’de sosyal medya platformlarını kapatacağını, yasak koyulacağını, bu yönlü çalışma yürüttüklerini dile getirdi. Sosyal medya ve bilişim, bir diktatörü iktidarından edebilecek bir etkiye sahip mi gerçekten, bilişim ve sosyal medyanın, halkların bu haklı mücadelesindeki önemi nedir?

“Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu” der Nazım Hikmet. İktidarı boyunca topluma her türlü zulmü reva gören bir zihniyetten bahsediyoruz. Korkuyorlar, korkacaklar; korksunlar da. Nihayetinde her yasak kendi isyancısını da birlikte doğurur. İsyancıları örgütlemek bizlerin, devrimci unsurların asli görevidir.

21. yüzyılda küresel teknoloji/bilişim çağında yaşıyoruz. E-santrallerin olanca gelişkin olduğu böylesi bir dönemde, kapitalizmi kendi silahıyla vuruyoruz.

Osmanlı döneminde padişahlar, ulaklar aracılığı ile diplomatik işlerini çözüyordu. Günümüzde ise devlet bürokrasisi dahil olmak üzere devleti yürütenler, birçok iç yazışmalarından tutun da kişisel aile yaşamına kadar her türlü iletişimi artık elektronik ortamda, mail vb. uygulamalar ile yapıyor. Daha önceki Berat Albayrak eylemimizden anımsarsınız… Eskiden adliyelerde depolanan birçok evrak, her türlü bilgi-işlem, bankacılık vb. işlerin taşındığı, hatta devletin bile birçok kurumunun işlerini kolaylaştırsın, hızlandırsın diye kurumsal işlerini taşıdıkları platform olan e-devlet gibi çalışmalarının olduğu bir süreçte üstümüze çok iş düşüyor gibi. Uzun bir zamandır Türkiye ve Kürdistan özelinde Ortadoğu toplumu, yapısı gereği; kültürel normlar ve feodalite gibi faktörlerden kaynaklı iletişim araçlarını doğru kullanamadı. Bununla beraber teknolojik aygıtları gereksiz ve önemsiz gördü. Bu durum, yeni kuşaklar tarafından kısmen de olsa aşılıyor. Artık insanların kendisini bir bütün her alanda özne hissettiği ve kendi yaşadığı ülkeye ve yönetimlere dair sözlerini çekinmeden taşıyabildiği alanlardır sosyal medya ve bilişim. Birçok devrimci kurum, doğru kullanamamaktan olsa gerek, mücadeleyi darlaştırdığını ve kitlelerin tüm öfkesinin sosyal medya gibi mecralara sıkıştırıldığını düşünse de biz RedHack olarak aynı fikirde değiliz. Kitleleri kanalize edip edememeleri kendilerine kalmış bir durumdur. Kitleleri bu alanlarda da politikleştirebilirler ya da başkaları gelip apolitikleştirebilir de. Ayrıca en yoğun kullanan da gözlemlediğimiz kadarıyla yine devrimci-demokrat kesimlerin kendileridir, yani biziz.

Saray rejimi ve Erdoğan’ı rahatsız eden, korkutan kısmı ise devlet ve onun iktidarının artık çıplak olmasıdır. Hakkari’de yaşanan, Edirne’de konuşuluyor. Olumlu – olumsuz; kolluk güçlerinin halka uyguladığı şiddetten tutun, bir yereldeki mahkemenin vermiş olduğu karara kadar herkes, artık kısmen de olsa bilgi sahibi oluyor. Bu, toplumsal öfkenin örgütlenmesine belli bir düzeyde katkı sağlıyor. Sosyal medya ve bilişim, antidemokratik uygulamalarla engellenen basın yayın organlarının, düzen dışı olup reformizimden bağını koparmış birçok devrimci kurumun, yayınlarını, eylemselliklerini, açıklamalarını duyurdukları; bir bütün kitlelerle bağ kurdukları, perspektiflerini anlattıkları, toplumu mücadeleye kanalize ettikleri fiili alanlardır. AKP-MHP iktidarının, salt sosyal medya yasaklamalarının üzerine yoğunlaşmasının bir sebebi de budur. “Peki, topyekun kısıtlama getirebilecekler mi?” derseniz; “Bizler de bunun için varız” deriz. Bu vesileyle AKP-MHP iktidarına bir kez daha seslenmiş olalım: “Korkunun ecele faydası yok!”. Yasaklar ve tedbirler, kısıtlamalardan çok, yeni çözümleri, yeni yöntemleri doğurur. Biz de halkımıza gereken desteği sağlamak için elimizden geleni yapacağız.

Dünyada daha önce Arap Baharı olarak bilinen Halkların Baharı, Yunanistan ve İtalya’daki sosyalist eksenli kitlesel eylemler, Fransa’da Sarı Yelekliler Eylemi, Hong Kong’da Çin devletinin baskılarına karşı gelişen eylemler, ABD’deki Nefes Alamıyoruz Eylemleri gibi medya ve sosyal medya üzerinden örgütlenip gelişen ve sokağa taşan büyük halk eylemleri gerçekleşti. Türkiye’de neden aynı sonuca ulaşılamıyor, demokrat, devrimci, yurtsever ve sosyalist kesimlerin sosyal medyadaki ciddi etkisi ve örgütlülüğü neden sokağa taşamıyor?

Faşizm, her ülkeye göre konsept ve renk değiştirebiliyor. Bulunduğumuz coğrafyada daha derinden ve yakıcı bir şekilde hissedebiliyoruz. Bu, bizi teslim almaları anlamına gelmez, gelmemeli. Belirttiğiniz ülkelerde toplumsal muhalefet, olası bir durumda an’ı yakalayıp, an’da müdahalede bulunup direnç gösterebiliyor. Maalesef Türkiye’de, birçok olmaması gereken durum artık içselleştirilmiş ve alışılmış. Gezi, bir birikimdi. Halk ayaklanmasıydı. Yıllarca açlık, yoksulluk, zorbalıkla terbiye edilen insanların bu gidişata bir dur demesiydi. Kalıcı bir zafer elde edilemeyince doğal haliyle sönümlendi. Yetersizlikler konuşulmalı ve özeleştiri yapılmalı herkes açısından, çünkü aynı sorunlar devam etmekte. Toplumsal muhalefet bastırıldı. Mevcut iktidar kendini, kendine göre revize etti. ‘Biz ne yapıyoruz ve ne yapmalıyız?’ sorusunu kendimize yöneltmeliyiz. Kısacası ilk taşı atmak önemli ama taşı eline alan olmayınca “Neden kimse taş atmıyor” diyoruz. Unutmamak gerekir ki cesaret de bulaşıcıdır.

On yıllardır Kürtlere dönük yoğun ve aralıksız devam eden bir soykırım dalgası var. Kürt Özgürlük Mücadelesi ise buna karşı 45 yıldır direniyor. Bugün de Rojava Devrimi, HDP gibi deneyimlerle direnmeye devam ediyor. RedHack, Kürtlerin bu mücadelesini nasıl değerlendiriyor, Kürtlerin bu mücadelesinde bilişim ve sosyal medyanın oynayabileceği rol ne olabilir? Kürt halkı, yurtseverler sosyal medyayı ve bilişimi kendi mücadeleleri açısından nasıl değerlendirebilir?

21. yüzyılda, bugün ezilen dünya halkları açısından, Kürtler başta olmak üzere çeşitli milliyetlerin, inançların, cinslerin Birleşik Devrim perspektifi ile gerçekleştirmiş olduğu Rojava Devrimi, tüm ezilenler gibi bizler açısından da büyük bir önem taşımaktadır. Kapitalist modernitenin tahakkümü altında tüketilen, horlanan, ötekileştirilen herkesin gerek yaşamsal ve siyasal anlamda nefes alabildiği gerekse insanca yaşayabildiği; özünü, kimliğini, karakterini koruyabildiği, bilimsel gelişime açık özgür bir alandır Rojava. Bu yüzden devrimi ve kazanımları korumak görevdir; koruyacağız!

Dünyanın her yerinde akademik eğitimini tamamlamış ya da kendini geliştirmiş, aslında istihdam edilemeyen birçok yurtsever gencin olduğunun farkındayız. Bilişim alanındakiler de emeklerini ve üretimlerini, ekonomik anlamda şirketlere ve sömürgecilere pazarlamamalı. Özellikle şartlar ve koşullar uygun bir hale geldiğinde Rojava bunun için alternatiftir. Kapitalizm nasıl sürekli gelişim halinde ise biz devrimciler de teknolojiyi kullanarak onlara cevap olabilecek niteliğe ve birikime kavuşmamız gerekiyor. Bunun için üsler kurulabilir. Mesela ‘güvenlik ve savunma ağları’ oluşturulabilir. Olmayacak şeyler değil bunlar. Sadece istemek yeterli. Sonuçta her şey halklarımız için.

Önümüzdeki süreç yoğun ve kaotik olacağa benziyor. RedHack olarak faşizme hizmet eden tüm unsurlara karşı neler yapmayı düşünüyorsunuz?

Artık eskisi gibi ne yönetenlerin yönetebildiği ne de yönetilenlerin bu biçimiyle yönetilmek istediği ekonomik – siyasal bir kriz var. Çelişkiler oldukça derin. Büyük bir kaos hakim. Topyekun muhalefete her anlamda yöneltilen baskı, iktidarını ayakta tutabilmek ve tahtını sağlamlaştırmak içindir. Bizler de elimizden geldiği sürece anladıkları dilden onlara karşılık vermeye çalışacağız. Eylemlerimiz site kırmakla veya sansasyonel işler yapmakla sınırlı değil. Geçmişte birçok ses getiren iş de yaptık. Propaganda amaçlı olarak halen yapmaktayız. Asıl olayımız, ses çıkarmadan iş yapmaktır. Karşı devrimin deformasyon ve manipülasyon masasına, elimizden geldiğince devrimci yöntemlerle karşı çıkıyoruz. Bilgi sızdırmak, bilgiyi manipüle etmek, bilgiyi karşı tarafı oluşturan güçlerin/kliklerin arasını açabilecek konuma getirmek bizim için daha önemlidir. Biz, tüzüğü olan bir örgütüz ve ‘Bilişim Masası’ ile sürekli bir savaş halindeyiz.

Kürdistan’da, Ortadoğu’da ve dünyada bilinen ya da çok az bilinen birçok hacker grubu var. Faşizme karşı Birleşik Devrim mücadelesinin geliştiği bir dönemde, sistem muhalifi bu hacker grupları da birleşik bir mücadele yürütebilir mi?

Geçtiğimiz yıllarda siper yoldaşlığı yaptığımız, ortak eylemlilikler gerçekleştirdiğimiz Kürt yurtsever ColdHackers ve ayrıca PatrioticHackers grupları vardı. Sonrasında, dediğimiz gibi yaşamsal kaygılar, devlet baskısı, bizlerin insanları bir yere kanalize edememe durumu, yetersizliklerimiz, kendimizi daha çok geliştirebileceğimiz alanlarda sönümlenmemize sebep oldu, oluyor da. Kürdistan’ın her yerinde katliam yapan paramiliter güçlerin, TSK – polis çalışanlarının ahlaki olmayan davranışları (örneğin, geçtiğimiz günlerde teşhir olan bir Türk subayının kamera karşısında soyunma videosundaki gibi), son dönemde aslında birkaç ekip tarafından gündeme getirilmeye çalışılıyor, teşhir ediliyor. Lakin ilginçtir, karşılık bulmuyor! Yoksa insanlar gerçek anlamda bir şey yapmak istiyor elbette.

Son olarak ifade etmek istediğiniz bir şey var mı?

Belirtmek isteriz; ‘yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır’. Halklarımız; sizleri güneşin olağanca sıcaklığı ile selamlıyor ve faşizm karşısında hiç kimsenin #GeriAdımAtma’masını istiyoruz. Sizleri seviyoruz. Sizlerle birlikteyiz! Unutulmasın ki; biz, faşizm ve arkasındaki sınıf için bir felaketiz.

Kaynak:ANF

Haber Merkezi

Next Post

Esslingen Mahkemesinden 8Mart'ta Kadınlara Saldıran Faşiste Para Cezası

Per Tem 9 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Esslingen Amstgericht’te 8Mart Dünya Emekçi kadınlar günü etkinliğe saldıran bir Türk faşistin yargılaması yapıldı.Yapılan duruşmada saldırgan Kadir Kasım 800€  para cezasına çarptırıldı.  Esslingen Bahnhofplatz da ( 9 Mart  2020, günü)  der Deutsch Kurdische Freundschaftsverband, das Personenwahlbündnis FÜR(Fortschrittlich, Überparteiliche, Rege) Esslingen, der Frauenverband Courage Esslingen-Nürtingen, […]
Translate »