TEŞKİLAT-I MAHSUSA YÜZÜĞÜ- S. Oral UYAN

S. Oral UYAN
Ressam-Yazar
Simurg News Yazı Kurulu Üyesi

TEŞKİLAT-I MAHSUSA YÜZÜĞÜ

Bugün felaketlerden SOYKIRIM…bugün acılardan SOYKIRIM…bugün utançlardan SOYKIRIM…bugün günlerden SOYKIRIM.!

Önümde bilgisayar ekranı. Ekranda 15-16 yaşlarında bıyıkları terlememiş bir çocuk. Parmağında Teşkilat-ı Mahsusa yüzüğü.

Bu ÇOCUK bu yüzüğün ne anlama geldiğini kesinlikle bilmiyordur. 24 Nisan’ın üzerinden henüz bir ay geçmiş olmasına rağmen, bir anlık görüntü derimi kanırtarak acıttı.

Teşkilat-ı Mahsusa…Sadat…Osmanlı Ocakları ve daha bilmediklerimiz bu yüzüğün içinde gizlenmeye devam ediyor.

105. utanç yılında bir kez daha Anadolu’nun soykırıma uğratılan kadim Ermeni halkıyla kardeşliğin yeniden tahsis edilmesi resmi devlet tarihiyle değil, bağımsız tarihçilerin ortaya koyacakları belgelerin ışığında soykırımın kabul edilmesi ve tüm sonuçlarıyla kanatmaya devam ettiği resmi ideolojinin mahkum edilip, özür dilendiği takdirde ancak mümkün olacaktır. Ve, ben bu utancı çocuklarıma, torunlarıma…kısacası geleceğime bırakmak istemiyorum demenin onurlu yalnızlığında kalıyorsak hala, bu sesimizin “GÜVERCİN ÜRKEKLİĞİNDE“ çıkmasındandır.

Tüm devlet tarihçileri soykırımın olmadığını, savaş koşullarında karşılıklı savaş kayıplarının olduğunu; bazı  “güvenilir“ tarihçilerin ise İttihat Terakki ve Teşkilat-ı Mahsusa’ya sorumluluğu atıp soykırımı TEHCİRe indirgeyip ve Teşkilat-ı Mahsusa hakkında gizem yaratma çabasında oldukları gözden kaçmamaktadır.

Bu resmi devlet politikası ve pratiği bugün dahi hız kesmeden en kanlı yönüyle devam etmektedir. Örneğin; Profesör İlber ORTAYLI ve Murat BARDAKÇI gibi tarihçilerin Teşkilat-ı Mahsusa için gizem yaratıcı açıklamalarla sıradan çete, bir dönem başlayıp biten dar örgütlenme veya devletin sorumluluğundan öte İttihat ve Terakki’nin sorumluluğuna indirgeyen algı çalışması yaptıkları gün gibi ortadadır. Tıpkı bugün JİTEM gibi resmi olarak kabul edilmeyen, “hem var hem yoktu“ denilerek kontr-gerilla aygıtını bilinmezlik zırhına büründürdükleri gibi.! Tıpkı hangi demokratik yasaya sığdırdıkları anlaşılmayan SADAT, dernek statüsünde olan Osmanlı Ocakları gibi. Ve tıpkı Tayyip Erdoğan’ın bir zamanlar futbol oynadığı, dönemin ilk ve tek özel ordu kurma yetkisi verilen Tophane Tayfur Spor gibi.

Profesör İlber ORTAYLI : “İttihat ve Terakki içinde Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulduğu, doğru dürüst belgesi bile ortaya konamayan bir faraziyedir “

Murat BARDAKÇI ise  bir yazısında şunları demektedir: Teşkilât-ı Mahsusa hakkında bugün ortalıkta bol bol efsane ve söylenti vardır. İmparatorluğun son senelerinde her taşın altında Teşkilât-ı Mahsusa’nın bulunduğu anlatılır, meselâ 1915 tehcirinde bile en önemli işleri bu gizli teşkilâtın gördüğü, hattâ onbinlerce Ermeni’yi öldürdüğü bile iddia edilir. Üstelik bu kadarla da kalınmaz, Teşkilât-ı Mahsusa ideallerinin hâlâ hayatta, takipçilerinin de faaliyette olduklarına inanılır.” Ancak aynı yazısında MİT’in atası olarak da Teşkilat-ı Mahsusa’yı işaret ederek “iddia edilmektedir” diyerek  okuyucusunun zihninde algı yaratmaktadır.

Oysa durum algıya meydanı bırakmayacak kadar ortadadır. İttihat ve Terakki Cemiyeti batıdaki gelişmelerden etkilenerek  “ulus devlet“i inşaa etme modelini adım adım örgütlemeye başladığında bunu TÜRKlük üzerinde şekillendirdi ve din olarak da Müslümanlığın HANEFİ mezhebi olarak seçti. Türk-İslam Sentezi olarak formüle edilen bu ideoloji iktidarı hedeflemesine rağmen tek başına iktidara gelmesi mümkün görünmüyordu.

1890 yılında kurulan ve başta Bab-ı Ali’de önemli nüfusu bulunan Taşnaksütun Partisi (Ermeni Devrimci Federasyonu) batıda da ciddi prestije sahipti. Hınçak Partisi ise kuruluşu daha eski ve programatik görüşü SOSYALİSTti. İttihat ve Terakki  iktidar yürüyüşünde önce Taşnaksütun Partisi’ni yanına alma yoluna gitti. Bunda da başarılı oldu. Hınçak Partisini yanlarına çekmekte ise başarılı olamadı. Çünkü Hınçak Partisi, devletin (zor aygıtın) zorla yıkılması gerektiğini ve devrimle iktidara yürünmesini savunuyordu. İttihat ve Terakki Partisi iktidara geldiğinde birinci aşamayı geçip, ikinci aşamayı uygulamaya soktu. Enver Paşa’nın  kurduğu, Süleyman ASKERİ’nin başında olduğu TEŞKİLAT-I MAHSUSA çalışmaya başladı. Siyasi Bölüm Şefliğine ise yine Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucuları arasında olan Dr. Bahaeddin Şakir getirildi. Üyelerinin bilinen çok uzun listeleri olmasına rağmen bu listenin arasında bulunan iki isim Mustafa Kemal ve Mehmet Akif Ersoy’u yazmak sanırım yeterli olacaktır. Bu örgütün faaliyetçilerinin  ağırlık merkezini sandalcılar, mavnacılar, kayıkçılar, salapuryacılar, hamallar, ameleler, arabacılar ve celeplerle fabrikalardaki işçiler oluşturmakta ve azımsanmayacak çoğunluğu da gönüllülük temelinde çalışmaktadır.

Dr. Bahaeddin Şakir
Teşkilat-ı Mahsusa
Siyasi Büro Şefi

19. yüzyılın ilk çeyreğinden  itibaren şiddeti artan katliamlar 20. Yüzyılda SOYKIRIMa dönüştü. Zeytun, Sasun  katliamlarından sonra 1909’daki Büyük Adana Olayları diye anılan Ermeni katliamı ve 1913’deki Bab-ı Ali baskını İttihat ve Terakki Partisi’nin reformları beraber yaptığı, iktidar ortağı Taşnaksütun Partisi’ne indirdiği kanlı darbe olarak tarihin sayfalarındaki yerini aldı. Aynı zamanda da 1915 SOYKIRIMının fitilini de ateşledi. Kurulduğu andan itibaren de Teşkilat-ı Mahsusa katliamlarda, SOYKIRIMda aktif ve belirleyici rol aldı.

O yüzden bu YÜZÜK, sıradan bir YÜZÜK değil.! Adeta bugüne ayna tutan bir simge.

Hrant DİNK’in 19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi‘nde yazdığı makalesindeki şu sözüyle bitirmek daha anlamlı olacaktır:

Tıpkı bir güvercin gibiyim… Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onunki kadar hareketli… Ve anında dönecek denli de süratli.”

 Sesimin…sesimizin…seslerimizin bilinçlerde oluşan kalın duvarları parçalaması umuduyla…24 MAYIS 2020

S. Oral UYAN

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!

1 thought on “TEŞKİLAT-I MAHSUSA YÜZÜĞÜ- S. Oral UYAN

  1. Şu anda ne yazacağımı bilemiyorum. Ermeni kanını taşıyan biri olarak bu yazıyı okuyunca yüregim in içi sızladı büyük annemin anlattıkları zihnimde yeniden canlandı 40 tane ermeni kızının saçlarını birine bağlayıp uçurumdan birini atınca hepi birbirini sürekleyip uçurumdan düşürüp öldürmüşler ben hep uçurumun oradan geçerken onların çığlıklarını içimde hissederdim.

Comments are closed.

Translate »