SURUÇ’A ADALET, HERKESE ADALET! HİLMİ TOY

Hilmi Toy
Yazar

5. Yılındayız Suruç’un. 5 koca yıl, 5 ömür yılı, 5 adaletsiz yıl, 5 ölümlü yıl geçti üstünden.
Can pazarı, kan pazarına dönüşünü TV ekranlarından, radyo frekanslarından izleyip dinlediğimiz anın üzerinden 5 yıl geçti. Babasını almaya giden Suphi, Cemil’in oğlu Suphi ile aynı uçakta yan yana koltukta Antep’e gidişimize 5 yıl oldu. O üzgün sesi hala kulaklarımda çınlar adlarını andığımda. “babam iyi bir insandı. İnandığı gibi öldü abi. Ama ben babamdan çok Çağdaş’a üzülüyorum, o daha genç, yaşaması gerekirdi” diyen sesi. 5 yıl önce söylenmiş söz, yanık bir ses. Tesellisi yaşadıklarıydı babasının. 
Gecenin saat 12.00’sinde vardık Asri Mezarlık’ta Adli Tıp önüne. Birbirini arayan gözlerle bakıyor insanlar birbirine. Göremediğini, haber alamadığını, tanıyamadığını arıyor can telaşı içinde. 5 yıl geçti üzerinden. Başında siyah tülbenti ağıt yakıyor döşünü vura vura bir Kürt anası. İnce bir sızı gibi sarıyor insanı, kor bir ateş gibi yakıyor yüreğini insanın. Tercüme ediyor bir arkadaş ananın ağıt sözlerini. “Keşke o bomba bizim burda patlasaydı. Biz Kürtler alışığız, ama Batı’dan gelen o çocuklar misafirimizdi. Keşke biz ölseydik. Şimdi ne diyeceğiz Annelerine?”. Daha ne desin bir ana, söylemişti söyleyebileceğini işte 5 yıl önce bugün. Tanınmaz, görülmez, bilinmez haldeydi çoğu. Düşleri gibi paramparça bedenleri de sarılmıştı birbirine. DNA testi ile tesbit edilebiliyor kimlikleri. Adları ne olursa olsun “Suruç” oldu künyelerine kazınan. Kanlı gecenin 02.00 ya da 03.00 sularında ilk uğurlanan Okan oldu Adli Tıp Merkezi önünden. Yüzler saygı nöbetine durdu sessizce. Hatay’ın Samandağ ilçesinden gelmişti ailesi ve HDP’li dostlarıyla. Sakalları bile yeni terleyen Okan başı çekti. Güleçti yüzü, gözleri çakmak çakmaktı. Çağdaş, Duygu, Cebo, Keko, Büşra, Polen, Ezgi Saadet, Nartan, Koray, İsmet… Kimi Çerkez, kimi Gürcü, Kimi Laz, kimi Kürt, kimi Türk, kısacası Anadolu – Mezapotamya. Kimi ana oğul, kimi baba oğul, kimi kardeş kardeşe, hepside yoldaşlaşarak varmışlardı Suruç’a. 
“Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne, Ne tan atışı doğumların sevincine. Ey bir elinde mezarcılar yaratan, Bir elinde ebeler koşturan doğa Bu seslenişimiz yalnızca sana. Yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek, Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” diyenlerdi 5 yıl önce Suruç’ta katledilenler. Bombacı İŞİD’li, ya Bomba? Tersi de sorulmalı, Bomba İŞİD’in, ya Bombacı kim, kimden?” Bombacı yakalandı demişti dönemin Başbakanı ölen bombacıyı kastederek. Bir şey daha demişti, “Elimizde İŞİD’in bombacı listesi var ama eyleme geçmedikçe bir şey yapamıyoruz” gibisinden. 
5 yıl değil, 5 asırda geçse, hesabı sorulmadıkça, adaleti yerini bulmadıkça Acımız büyük, yaramız derin, Öfkemiz Çok olacaktır. 33 yerinden derin yaralı genç ömrümüz. 33 yürekte 33 yara var. Yıldızları toplayıp basacağız yaramıza.  Yıldızlaşanlarla yıldızları toplayacağız göğsümüzde.

33 yürek parçam, 

33 yürek yaram,

33 sol elim, 

33 sol yanım, 

33 kez haykırdığım,

33 kez seslendiğim,

33 ciğer parem. 

33 yaralı gövdem,

33 kitap, 33 kalem,

33 uçurtmam,

33 dilek balonum,

33 sır çantam,

33 gizim,

Ve 33 ….Suruç …Bir bahçenin 33 gülü. … Ve 33. …. Anadolu-Mezopotamya bahçesinde 33 yiğit. ve 33 düş yolcusu, 33 umut yüklü dallar. … Ve Özlemek yoldaşlarını… 
33 düş, 33 can, 33 yolcu, 33 yürek çarptı Amara’da.

33 gülüş, 33 umut, 33 bir köprüden bir köprüye geçişin kardeşliği buluştu Amara’da.
Gezi’nin direngen çocukları, Kobani’nin çocuklarına uzattı ellerini, yürek çattılar Amara’da…
ÖLÜM vurdu mührünü alınlarına, kanları karıştı birbirine, cana can oldular Amara’da.
UNUTMADIK, unutturulamaz, davası mahşere bırakılamaz Suruç’un. 

Bekle bizi Amara! Düşlerimizle bekle, umutlarımızla bekle, son sözlerimizle bekle, bekle, bekle bizi son gülüşlerimizle.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »