SURİYE”DE SAVAŞ VE TARAFLAR  – 3-

Mart 2020  Hasan Köse

ARAP BAHARI KIŞA DÖNDÜ..

Tunus”ta başlayarak  Libya, Mısır ve daha başka Arap ülkelerinde toplumsal değişim ve sarsıntılara neden olan “ Arap Baharı” 2011 yılında Suriye”ye de sıçradı.. Başlangıçta yerli halkın çok küçük bir bölümü belli şehir merkezleri ve kasabalarda gösteriler düzenlediler. Suriye üzerinde hesapları olan başta ABD emperyalizmi, Türkiye, İsrail  ve batılı devletler bu durumu “fırsat” bilerek ülkedeki “muhalefet” güçlerini desteklediler. Dünyanın hemen her ülkesinde guruplar ve tek tek bireyler halinde selefi insanlar akın akın Suriye”ye aktılar. AKP ikdidarı ve  “Büyük Ortadoğu Projesi”nin “eşbaşkanı” olarak Erdoğan, islamcı faşistlerin Suriye”ye akın etmesi ve yerleşik bir güç haline gelmelerine destek oldu.

El Kaide ve türevi islamcı faşistler süreç içinde büyük güç odakları haline geldiler. Bu süreçte,  Irak ve  Şam İslam Devleti  ( IŞİD) olarak kendini ilan eden örgütlenme El Kaide  gurubundan ayrılarak yeni bir yapılanma olarak ortaya çıktı ve çok hızlı bir gelişmeyle, İngiltere toprağından daha büyük bir alanda kendi İslam devletini oluşturdu. Egemenlik kurduğu bölgelerde, kendine destek olmayan, yada “tarafsız” bir tutum içinde olan topluluklara karşı vahşice saldırdı ve büyük katliamlar yaptı. Arap Alevisi ya da, Nusayri denen  insanlar bu kanlı örgütün öncelikli hedefi olarak çok büyük saldırılar ve katliamlar yaşadılar. İnsanlar yaşlı, genç, çocuk demeden barbarca öldürüldüler. Sayıları milyonları bulan Arap Alevisi yurtlarında sürüldü, tecevüze uğradı, malları yağmalandı ve en aşağılık yöntemlerle katliamlara hedef oldular. Ne yazık ki, dünya kamuoyu bu halk gurubunun uğradığı çok yönlü katliamları görmezden geldi. Aynı saldırganlık ve barbarlıkla Şengel”de Ezidi halkına zulum yapıldı. Dünya”da köleliğin yasaklanmasından bu yana belkide ilk defa “köle pazarları” kuruldu, genç Ezidi kadın ve kızları zorla satıldılar. Dünya halkları bu  barbarlık ve vahşet karşısında sesiz kalamazdı, IŞİD zaman içinde tüm dünyada hızla teşhir olma sürecine girdi. Onu besleyen, destekleyen, ABD ve diğer batılı emperyalist güçler bu durumda daha fazla bu katiller sürüsünü sahiplenemez hale geldiler. Irak, Süriye  merkezi devlet güçleri, İran destekli milis güçler ve Kürt siyasi hareketi” nin IŞİD”e karşı başlattıkları çok yönlü saldırılar neticesinde, Irak ve Suriye toprakları üzerinde kurulmuş bulunan islam devleti çöküş sürecine girdi. ABD ve Avrupa devletleri”de bu süreçte kısmen de olsa rol almak zorunda kaldılar. Bu ülkelerin politika değişikliğinde IŞİD denilen örgütün Avrupa”nın pek çok merkezinde büyük kanlı saldırılarda bulunması önemli bir etken oldu.

Suriye”de savaş başladığında oluşan yeni durumu dikkate alan Kürt sisyasi hareketi “üçüncü yol” denilen bir politika ile Kürt halkının yoğunlukla yaşadığı alanlarda yerel ikdidarlar yaratma yoluna gitti ve ciddi başarılar kazandı. Kürt siyasi hareketinin bu hamlesi IŞİD ve benzer guruplar tarafından kanla bastırılmak istendi, Kobani”ye yönelik katliamcı saldırı, Kürt halkının kahramanca direnişiyle geri püskürtüldü. Bu durumda, kürt hareketinin Suriye”deki toplumsal gücü ve bir bütün olarak ortadoğuda taşıdığı politik önemi ABD ve diğer aktörler tarafından görmemezlikten gelinemezdi.. ABD  Kobani”ye yönelik saldırının çok kritik anında hava destekli askeri müdahale ile kürt”lerin yanında yer aldı. Bu tutum değişikliği Türk devleti ile ABD arasındaki en ciddi kırılma noktasıydı.

Savaşın başından itibaren birlikte hareket eden bu iki devlet, artık farklı politik tercihlere yönelmişlerdi. Türk tarafı ile ABD arasındaki ikinci büyük kırılma Mısır”da  “müslüman kardeşler” ikdidarının ABD destekli bir darbe ile alaşağı edilmesiyle yaşandı. Libya”daki gelişmeler de istenilen sonucu vermemişti. Kaddafi sokak ortasında, selefi katiller tarafından tüm dünyanın gözü önünde hunharca linç edildi, Libya üç parçaya bölündü ve selefi gurupların kanlı çatışmalarına sahne oldu. Ülkenin petrol ve diğer zenginlikleri Fransa ve diğer batılı devletler tarafından yağmalandı. Arap ülkeleri”ne  “ demokrasi getirme” perspektifiyle başlayan “Arap Baharı”  Libya ve Suriye somutunda tam anlamıyla “kara kışa” dönüşmüştü. Tunus”taki rejim değişikliği ve Suriye” de  Kürt ulusal hareketinin Rojava” da elde ettiği kazanım ve başarılar, “Arap Baharının” olumlu sonuçları olarak tarihe geçti.

Savaşın ilk yılları ve sonraki gelişim sürecinde, savaşta yeralan tüm tarafların politikaları çok ciddi değişimler, farklılıklar yaşadı. Mısır” da Müslüman kardeşler ikdidarının yıkılması, Libya”da varlık gösterememe, ve Suriye somutunda bel bağlanan müslüman kardeşler örgütünün çapsızlığı, güçsüzlüğü ve Esad ikdidarı karşısındaki başarısızlığı, Erdoğan ikdidarının adeta “kolunun, kanadının kırılması” demekti. Yeni Osmanlıcı hayeller, fetihçi rüyalar giderek sahanın gerçekliği karşısında tuzla-buz oldular.

YENİ SAFLAŞMALAR, YENİ POLİTİKALAR.

Suriye devleti, Rusya ve İran devleti”nin çok yönlü desteği ile toparlandı ve selefi gurupları büyük yenilgilere uğrattı. Ülkenin büyük bölümünü yeniden denetimine aldı. Tüm bu gelişmelerin yaşanmasıyla birlikte Suriye”de savaş içinde olan taraflar, yeni politik hat belirleme ve  ittifaklar kurma yoluna gittiler.

Gelinen aşamada tarafları genel olarak üç gurup halinde değerlendirebiliriz.

Birinci blok, ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Avrupa ülkeleri ve kimi körfez ülkeleri ile kısmen Kürt siyasi hareketinden  oluşuyor.

İkinci blok, Suriye, Rusya, İran, Hizbullah ve kısmen Irak devleti tarafından kurulmuş bulunuyor.,

Üçüncü blok, HTŞ, IŞİD gibi islamcı faşist guruplar ve “ ılımlı” olarak adlandırılan tüm selefi güçlerin toplamı ve Türk devletinin bu güçlere verdiği destekle oluşmuş durumda.

Ana hatlarıyla üç blok halinde özetlediğimiz kamplaşma, kendi içinde çok büyük farklılıklar ve çıkar hesaplarını barındırmaktadır. Hemen her ülke ve örgüt içinde yeraldığı blok”la belli ortak noktalarda birlikte hareket ederken,  kendi özel çıkar ve politikalarını da sürdürmeye çalışıyorlar. Bu durum, blokların zaman içinde yeni saflaşmalara gebe olduğunu gösterir.

Süriye savaşı”nın ilk yıllarında ABD ile birlikte hareket eden, Türk devleti süreç içinde “Rusya ve İran”la bir yakınlaşmaya gitti. Bu yakınlaşma ve Astana süreci diye tanımlanan ittifak, Türk tarafının aynı anda  ABD ve Rusya  arasında “denge politikası” kurma ve selefi güçlere destek olma çabalarına engel teşkil etmemektedir.

Yine Kürt siyasi hareketi ve ya, Rojava yönetimi, Kobani direnişi sürecine dek, Suriye devleti ile “çatışmama” ve ABD” ye karşı mesafeli duran politikasını adım adım terkederek, genel tavır olarak ABD saflarında konumlanmıştır.

Bloklar içinde en uyumlu olanı, ikinci şıkta tanımladığımız yapıdır. Aralarındaki kimi farklılıklara rağmen bu blok ülkeleri, Suriye”nin toprak bütünlüğünü, işgalci güçlerin ülkede kovulmasını ve devlet”in egemen güç olarak yeniden tesis edilmesini temel almaktadırlar.

Birinci blok”ta yer alan ABD ve İsrail devletleri de ortak amaçta birleşiyorlar. Ortak amaç, Suriye” nin İsrail devleti için güçlü bir tehdit unsuru olmaktan çıkarılması, Kürt özerk bölgesinin korunması ve mümkünse “liberal selefiler”den oluşacak bir başka özerk bölgenin kurulması olarak özetlenebilir.

Görüldüğü üzere, bloklar içinde yeralan güçlerden durumu en kritik olanı, AKP-MHP ortak ikdidarı adına Türk tarafı ve Kürt siyasi hareketidir. Bu iki gücün, kalıcı ve istikrarlı bir biçimde kesin olarak hangi tarafda yer alacakları hala ortada durmaktadır. Türk tarafının, selefi güçlere dayanarak, kendi sınır boylarında özerk bir İslami yapılanma yaratma ve buna dayanarak, Kürt hareketini dizginlemeye çalışma, aynı zaman da Süriye devletine karşı konumlanma politikası tüm çıkmazlarına rağmen bir tehdit olarak sürdürülmektedir.

Kürt siyasi hareketi  ve Rojava yönetimi son gelişmelerle birlikte, özellikle de Afrin işgali sonrası bir yandan Rusya ve Suriye ile ilişki ve anlaşma yolları ararken, öte yandan da ABD ile olan “ittifak ve işbirliği” durumunu sürdürüyor.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!