SURİYE”DE SAVAŞ VE TARAFLAR ( 2 ) -HASAN KÖSE

5 MART MUTABAKATI

Rusya devlet başkanı Putin Erdoğan”ın önerdiği dörtlü zirveyi redetmekle kalmamaış, doğrudan Türk tarafıyla bir buluşmayı da yokuşa sürmüştü. Erdoğan ve tayfası, ısrarla görüşme talebinde bulundular ve nihayetinde 5 Mart tarihinde buluşma gerçekleşti. Türk heyetinde yer alan zevatın “traji-komik” halleri üzerine çok yazılp çizildi. Bunları geçiyorum..

Taraflar arasında süren görüşme ve pazarlıklar yaklaşık olarak 6 saat sürdü. Bu görüşme resmen Rusya ve Türkiye arasında yapılmış olsa da, masada aynı zamanda Suriye ve İran” da vardı. Astana ve Soçi mutabakatları temel alınarak yeni durumda yeni bir uzlaşıya gidildi. Mutabakat metni  şöyle.

 “ 1- İdlip gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 saat 00:01’den itibaren durdurulacaktır.

2- M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecektir. Güvenli koridorun işleyişine dair ayrıntılı esas ve usuller, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu Savunma Bakanlıkları arasında 7 gün içinde kararlaştırılacatır.

3- Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde M4 karayolunun Trumba’dan (Serakib’in 2 km batısı) Ain-Al-Havr’a kadar olan kesimi boyunca başlatılacaktır.

İşbu Protokol, imzalandığı anda yürürlüğe girer. “

Bu üç maddelik uzlaşma metni, antlaşmaya ek belgelerdeki söylenenlerle birlikte ele alındığında başlıca şu sonuçlara varırız.

Birincisi, Şubat ayında Süriye devletinin İdlip”deki ilerleyişi ve yaklaşık olarak şehrin yarısını ele geçirmiş olması her iki devlet tarafından tesçil edilmiştir.

İkincisi, M4 karayolunun “güvenliği” her iki devlet tarafından üstlenilmiş ve böylece, M5”ten sonra bu karyolunun da selefi gurupların elinde alınacağı ilan edilmiştir.

Üçüncüsü, 6 Mart gecesi itibariyle “tüm askeri faliyetler” durdurulmuştur. Bu madde çok açık bir biçimde, Rusya, Türkiye ve Suriye arasındaki çatışmaların durdurulduğu, ateşkes ilanı yapıldığını içerir.

Dördüncüsü, Birleşmiş Milletlerin “terör örgütü” olarak tanımladığı tüm yapılara karşı mücadele kararlılığının vurgulanmasıdır. Bu madde, terör örgütlerinin ”ateşkes” kapsamı dışında kaldıklarının ilanıdır.

Bu ve daha sayabileceğimiz başka önemli belirlemeler yanında, sivil halka zarar vermeme, onların her türlü taleplerini “ayrımsız” karşılama, gibi konularda anlaşma sağlanmıştır.

Biliyoruz ki, metin üzerinde anlaşmakla sahada bunları uygulamak çok farklı şeylerdir.Daha önceki Astana ve Soçi antlaşmalarına rağmen, tarafların pratik tutumlarının farklı olduğunu gördük, yaşadık. Dahası her iki tarafın, öncelikli hedef ve çıkarlarının örtüşmediğini de biliyoruz. Rusya yönetiminin, selefi guruplara karşı tutumuyla, Türk tarafının tutumunun tamamen birbirinin zıddı olduğu biliniyor. Bu durumda, M4 karayolu”nun nasıl güvenceye alınacağı veya iki yakasında da güvenlik koridorunun sağlanıp sağlanamayacağı ancak süreç içinde sınanabilir.

5 Mart mutabakat”ı bu haliyle, esas olarak Rusya- Suriye tarafının talep ve istemleri temelinde şekillenmiştir. AKP-MHP ortak ikdidarı ve Erdoğan, umduğunu bulamamış, Putin” in belirlediğ zeminde “güreşmek” zorunda kalmış, “kırmızı çizgilerini” terketmiş ve sonuçta yayınlanan metni imzamak zorunda kalmıştır. İdlip”te oluşan yeni satatünün kabulü ve hiç değilse üç devlet arasında “ateşkesin” sağlanması var olan durumda bölge halklarının yararına bir gelişmedir ve daha fazla kan dökülmesini önleyici bir adımdır.

Bence 5 Mart metni ele alınırken , üzerinde durulması gereken asıl mesele  “ Suriye ihtilafının askeri çözümünün olamayacağının ve ihtilafın yalnızca Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde, Birleşmiş Milletler’in kolaylaştırıcılığında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu siyasi süreç yoluyla sona … “ erebileceğinin kabul edilmesi ve bu anlayışın altının çizilmesidir.

Bu belirleme tarafların savaş yoluyla Suriye”de bir sonuca varamayacaklarının açık ilanıdır. Türkiye cephesinde bakarsak, Erdoğan kliği tüm savaş çığırtkanlığına rağmen, askeri güçle Suriye Arap Cumhuriyeti devletini dize getiremeyeceğini kabul etmektedir. Peki bu durumda hala sürdürülen çatışmalar ve savaş çığırtkanlığı neyi amaçlamakta neye hizmet etmektedir?

Bu soruya verilecek cevap şudur:  AKP-MHP ortak ikdidarı”nın Suriye somutundaki öncelikli hedefi Kürt siyasi hareketi ve PYD önderliğindeki, Rojava yönetimidir. Bu temel ve öncelikli hedefe yönelik sürdürülen karşı saldırılarda iki ana yol izlenmektedir. Birincisi, doğrudan kürt hareketini hedef alarak etkisiz hale getirme, ikincisi aynı hedefe varmak için islamcı faşist güçleri destekleyerek, Rojava ve Türkiye sınır boylarında, tamamen Türk devletinin denetimi altında, selefi bir devletçik yaratmaktır. Birinci yol, ABD emperyalizmi ve batılı devletlerin, Rojava”ya kanat germesi ile tıkanmışken, ikinci yol, Rusya, İran ve Suriye “nin selefi güçlere karşı mücadelesi ile çıkmaza sokulmaktadır. Erdoğan kliği”nin “çaresizliği, çıkmazı “ tamda  budur. O, yine de İdlip ve daha öncesi işgal ettiği alanlarda tutunma ve doğrudan besleyerek savaşa sürdüğü ve adına Suriye Milli Ordusu denilen çetelerle “barış masasına” güçlü bir biçimde oturma hesapları içindedir. Yoksa, Suriye”nin bütünü üzerinde tahaküm kurma, Esad yönetimini yıkarak yerine “müslüman kardeşler” den oluşan bir ikdidar oluşturma planının artık bir anlam ifade etmediğini bilmektedir.

5 Mart antlaşması, Suriye savaşında artık sona yaklaşıldığını, İdlip”te kümelenen başta HTŞ olmak üzere tüm selefi güçlerin temizleneceği, ve ya etkisiz hale getirileceğini açıkca “teyit etmektedir. Erdoğan kliği önceki süreçte olduğu gibi “oyun bozancı” bir tutum içinde olsa da bu hedefe artık varılması kaçınılmaz görünmektedir. Bu yöndeki en somut gelişmeyi, 15 Mart günü M4 karayolun”da Rus ve Türk tarafının yapmayı planladıkları “askeri devriye” ortak eyleminde göreceğiz.

Devam edecek…

Mart 2020  Hasan Köse

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »