SURIYE DE SAVAS VE TARAFLAR (4)- Hasan Köse

Hasan Köse

Yazar

KÜRT SORUNU VE ROJAVA  -4 –

Kürt siyasi hareketi, Suriye”de savaş başladığında genel hatlarıyla doğru bir politika izleyerek, Rojava” da ikdidarlaşma yoluna gitti ve bunu da başardı. Suriye devleti ile “çatışmama”, Türk devletinin tüm kumpaslarına rağmen, selefi güçler içinde yer almama, IŞİD” e karşı kahramanca mücadele ve Ortadoğu “da bir ilki başararark, kadınların devrimdeki gücünü, etkinliğini ve önemini bütün dünyaya somut olarak gösterdi.

 Özetle, Kürt hareketi lehine oluşan koşulları doğru bir temelde değerlendirdi. Bu çizginin sürdürülmesi, başta Türkiyeli ve dünyanın pek çok ülkesinde devrimcilerin enternasyonal dayanışma için Rojava”ya destek sunarak savaşa katılımlarını da sağladı.

 Ancak Rojava yönetimi”nin ABD ile olan ilişkilerinin derinleşmesi ve çok yönlü gelişmesi ortaya yeni bir durum çıkardı.

Bu yeni durumu anlamak ve değerlendirmek için, Batı Kürdistan yani Rojava  ve genel olarak Kürdistan sorununa  kimi yönleriyle genel olarak değinmemiz gerekmektedir.

Kürt ulusu ayrı devlet kurma hakkı başta olmak üzere, kendi kendini yönetmenin tüm biçimlerini savunma, kullanma ve uygulama hakkına sahiptir. İster, federasyon tarzı, ister kültürel ve ya bölgesel özerklik biçiminde, isterse içinde yaşadığı sınırlar dahilindeki diğer halklarla eşit koşullar altında birarada yaşama ve yönetilme talebinde bulunabilir ve bunlar için savaşım yürütebilir. Dört parçaya bölünmüş olan ülkenin birleşmesi yönünde mücadele Kürt hareketinin en  doğal hakkıdır. İlkeler ve “haklar” açısından bu genel belirlemeler yıllardan beri savunduğumuz tezlerdir. Ancak, sorun bu genel tezlerin savunulması ile sınırlı olmaktan uzaktır. Dünyada”ki son yarım yüzyılda yaşanan değişimi ve özellikle 1980 sonrası Kürt sorununun ulaştığı boyut ve kazandığı içeriği somut olarak dikkate almayan, 1970”li yılların çoğu kez “ezberlenmiş sloganları” nı tekrarlayan bir politika boşa kürel çekmektir.

Son elli yılda dünyada ve Kürt sorununda büyük deişiklikler yaşandı.

Birincisi, 20. yüzyılın sonlarına doğru dünyadaki ulusal bağımsızlık hareketleri genel olarak tamamlanmıştır. Klasik “sömürge” konumundaki uluslar büyük ölçüde siyasi bağımsızlıklarını kazandılar ve ya, yarı-sömürge diyebileceğimiz yeni bir statüye kavuştular. Bu yeni dönemle birlikte, ulusal kurtuluş hareketlerinin sosyal temelleri alabildiğine daralmış ve zayıflamıştır. Flistin, Kürdistan gibi vakalar, genel içinde istisnai durumu ifade ederler.

“ Öyle ki, 1880  yıllarında altı· büyük devletin sahip olduğu “sömürgelerde” yaşayan insan nüfusu, 250 000 000  iken, bu sayı 1914 öncesinde 600 000 000’a  ulaştı. Savaş, bu rakkamı daha da artırarak,  1. 250 000 000 düzeyine ulaştırdı. Öyle  ki, savaş öncesi “özgür” olan Almanya bile: savaştaki yenilgisi sonucu, “sömürge bağımlılığına” girdi. Dünya nüfusunun geriye kalan 250 000 000’u  Amerika’ya ekonomik ve siyasi  yönden  bağımlı  hale gelen ülkelerde yaşarken, 250 000.000’u da dünyanın paylaşılmasından “kazanç lı  çıkan” ülkelerde yaşıyordu.”

1920 yılında,  Lenin tarafından  ortaya konan  bu tablo, ulusal sorunun “genel  sömürgeler sorunu” haline gelmesinin, pratik olarak ne anlam ifade ediğini ve nasıl bir önem taşıdığını çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. “ Ezilen halklar birleşin” şiarı tamda bu somut tablonun siyasi olarak dile getirilmesi dmekti. Bir başka anlatımla Ulusların Kendi kaderini tayin hakkı bu güçlü sosyal temel üzerinde anlam ve önem kazanıyordu. İkinci dünya savaşı sürecinde başlayan ve 1970”li yılların yarısında genel anlamda tamamlanan” sömürgecilik sisteminin “ yıkılışı, ulusal bağımsızlık savaşlarını dünya ölçeğinde tamamen geri plana iteklemiş ve UKKTH” şiarının sosyal  kurtuluş mücadelesindeki önemini zayıflatmıştır.

Sovyetler Birliği ve sonraki süreçte oluşan “ Sosyalist  Blok” sömürge ülke ve ulusların bağımsız devletler olarak ortaya çıkmalarını son derece kolaylaştıran, destekleyen bir işlev görüyordu. Soğuk savaş yıllarında bile bu durum nispeten devam etti. Dünya”nın “ tek kutuplu” döneme geçmesiyle birlikte UKKTH şiarı büyük ölçüde, büyük emperyalist ülkelerin, yeni paylaşım ve pazar kapma savaşımının silahı haline geldi. Bunun en bariz örneğini Yugoslavya”nın parçalanma sürecinde yaşadık.

Son 20 yıldır dünya yeniden siyasi olarak “çok kutuplu” bir döneme girmiştir. Ancak bu durum, hala ABD”nin “ dünya jandarması” olduğu gerçeğini değiştirmiş değil. Rusya” nın Suriye özelindeki etkinliği, liderliği tümüyle geçmiş tarihsel bağlantılara, İran” ile kurulmuş ittifak ilişkilerine, Çin ve Avrasya” devletlerine dayanan karşılıklı işbirliği ve  Rusya”nın,  Putin önderliğinde derlenip toparlanması ile açıklanabilir. Suriye”de bu denli etkin olan Rusya”nın Yogoslavya”nın parçalanma sürecinde neden  etkisiz kaldığ ancak bu gerçeklikle açıklanabilir.

Günümüzde ulusal  kurtuluş hareketleri, şu ya da bu büyük emperyalist devlete yaslanmadan ve ya çok yönlü “işbirliğine” gitmeden siyasi olarak “zafere” gidemez. Bu olgu Kürt ulusal kurtuluş hareketi için de geçerlidir. Körfez savaşı ve Irak”ın işgali sürecinde,  Güney Kürdistan”ın bugünkü konuma, ABD emperyalizinin doğrudan desteği ile geldiğini kim inkar edebilir ki. ? Yine Rojava”daki gelişmelerin de nerdeyse Güney”deki gelişme yolunu izlediğini görüyoruz. Bu durumda Kürt ulusal kurtuluş hareketinin “anti emperyalist” ve “ Bağımsız” olmalarını beklemek, siyasi saflık olur. Tamda bu bağlamda, “sol çevrelerde” oldukça yaygın olan, “ikinci bir İsrail” istemiyoruz diye Kürt hareketine karşı yükseltilen ilhakçı itirazlara kısaca değinmek istiyorum.

Güney Kürdistan”da  25 Eylül 2017” de yapılan, “ Referandum” öncesi şöyle demiştim.

“ Hiç bir ulusun ve ya ulusal azınlığın temel haklarından yoksun bırakılması, zor yoluyla işgal edilmesi, belli sınırlar içinde zorla tutulması bizler için kabuledilemez, savunulamaz. Her ulusal topluluk başta ana dili olmak üzere ulusal ve kültürel haklarını özgürce kullanma ve kendi kendini yönetme biçimlerini belirleme özgürlüğüne sahihtir.  Bu “özgürlüğü kötüye “ kullanma yönünde bir tercihte bulunsa bile, ona karşı zor kullanma, savaş ve yoketme yoluna gitme komünist”lerin tavrı olamaz. “ (1 )

İkincisi, Kürdistan geneli hakkında 1970”li yılların bilgi ve değerlendirmelerinde çakılıp kalma ve yaşanan büyük değişimlere gözleri kapama tutumudur. Bu ezberci tutum, Güney  Kürdistan bölgesinin, on yıllardır sürdürülen mücadele sonunda ve ABD” nin doğrudan desteği ile, “yarı devlet” haline geldiği gerçeğini anlamkatan uzaktır. Güney”de gerçekleşen bu büyük değişim aslında, kürt burjuva demokratik devriminin gerçekleşmiş halidir. Bir başka anlatımla, Güney Kürdistan bölgesel yönetiminin ortaya çıkması, “ sömürge  statüsü”ne bu bölge somutunda son verilmesi demektir. Uluslararası kurum ve güçler tarafından “ bağımsız bir devlet” olarak henüz tanınmamış olması, bu bölgesel yönetimin devlet kurumunun bütün karekteristik özelliklerini bağrında taşıdışı gerçeğini yadsımaz. Benzer bir durum, Batı Kürdistan yani, Rojava için de geçerlidir. Daha anlaşılır bir dille söylersek, “dört parçadan ikisi” sömürge konumunu yıkarak aşmış ve burjuva demeokratik devrimlerini esas olarak gerçekleştirmişlerdir.Bu köklü değişimleri devrim olarak tanımlamayanlar, burjuva demokratik devrimlerine olduğundan fazla olumluluk yükleyen ve dünya devrimler tarihinde yaşanan benzer gelişmeleri doğru temelde okuyamayan bir tutum içindedirler.

Bu bağlamda, Rojava ve güney bölgesel yönetimlerinin siyasi konumlanma ve sosyal sorunlara karşı tutum bakımından çok önemli farklılıklar taşıdığını, özellikle de kadın sorununda Rojava devriminin çok ileri bir temsil ve yönetim anlayışını pratiğe uyguladığını belirtmeliyim. Ayrıca, Barzani şahsında temsil edilen KDP “ yönetiminin, “ feodal-aşiret ikdidarı” olarak tanımlanmasının da tamamen yanlış bir değerlendirme olduğunu, bu gücün ve temsil ettiği sosyal dayanağın aslında Kürt burjuva sınıfı ve köylülük olduğunu, izlenen ekonomik ve siyasi politikanın tamamıyla kapitalist, emperyalist  sisteme bağlı ve onun hizmetinde olduğunu görme durumundayız. Bu somut gerçeklikler dikkate alınmadan ve  hiçbir sınırlama yapmadan tüm Kürdistan için hala “sömürge” tanımında bulunmak ve ya Güney”deki ikdidarı “aşiret ağaları” diye tanımlamak en iyi halde “ezberci” bir tutumdur.

ROJAVA” NIN GELECEĞİ

Önce bazı genel bilgi ve tanımlamalar.

Çeşitli kaynaklara göre, 2010- 11 yıllarında, Suriye  ülke nüfusu yaklaşık olarak,  22 milyon olarak tahmin edilmektedir. Bunun oransal olarak dağılımı ise şöyledir.

 “ Suriye etnik yapısı:% 77-83 Arap ,% 7-8 Kürt ,% 5-6 Türk ,% 2 Ermeni,% 1 Çerkes,% 1 diğer, ayrıca Filistinli ve Iraklı mülteciler. Dini gruplar: Sünni (% 74), Nusayri (% 12), Hristiyan (% 10), Dürzî (% 3) ve az sayıda diğer Şiî İslami hizipler (İsmailî, Câferî), çok az sayıda da Yahudi ve Yezidi.” ´(2 )

Bazı Kürt çevreleri, bu verilerin gerçeği yansıtmadığını, Kürt nüfusu”nun %10 – 12 civarında olduğunu ileri sürüyorlar. Biz, yüzde 10 olarak kabul ettiğimizde, savaş öncesi Suriye”de yaklaşık olarak 2 milyonun üzerinde bir Kürt nüfusu”nun yaşadığı sonucuna ulaşırız.

2016- 17 yılları arasında, Rojava sınırları dahilinde yaşayan toplam nüfus, 3- 4 milyon olarak tahmin edilmektedir. Afrin, Menbiç ve Türk devleti tarafından işgal edilen diğer küçük yerleşim alanlarının Rojava kontrolünde çıkmasıyla birlikte geriye kalan toplam nüfus hakkında sağlıklı bilgilere ne yazık ki, sahip değilim. Rojava” sınırları içinde büyük çoğunluğu Kürtler”in oluşturduğu, önemli bir Arap varlığı ve diğer milliyetlerden toplulukların yaşadığı bilinmektedir.

2019 verilerine göre, Suriye”nin genel nüfusu- Rojava dahil- 18 milyonun biraz üzerinde tahmin edilmektedir. Savaş koşulları, 7 milyon kadar insanın ülkesini terketmesine ,1 milyona yakın insanın ise ölümüne yol açtı. Bu rakamlar tahminidir. Bu süreçte, “mülteci” konumuna düşmeyen ve yaşadığı topraklarda ayrılmayan Kürtler oldu. Ülkeyi terkednlerin çok büyük kesimi Arap halkından oluşmaktadır. 2019 verilerine göre ülke nüfusu 18 milyon”un biraz üzerindedir. Bu da, bize, ölenler ve ülkeyi terkedenlere rağmen, nüfus”un üreme yoluyla ciddi bir artış yaşadığını gösterir. ( 3 )

Rojova gibi küçük bir “ özerk bölge” nin ekonomik ve siyasi yönetim biçimiyle “bağımsız” olarak ayakta kalması mümkün değildir. İşgalci devletler tarafından etrafı çevrilmiş, birden fazla düşman devlete karşı kendini koruma durumunda kalan, Güney kürdistan ile “limoni” ilişkiler içinde bulunan ve daha da önemlisi çok ciddi ekonomik sorunlarla boğuşan bir bölge ve ya ülke”nin emperyalist devletler ve bölge ülkeleriyle “ittifak ve ya işbirliği”ne gitmesi kaçınılmazdır. Sorun bu ilişkinin niteliği ve boyutu”nun ne olup olmadığıdır. Rojava yönetimi”nin elde edilen kazanımları korumak ve devrimi daha da ilerletmek amacına bağlı kalarak, çeşitli emperyalist, ve bölgesel devletlerle ilişkiler kurması, yardımlar alması son derece anlaşılır bir durumdur. Önemli olan, bu ilişkilerin güçlü devletlere bağımlılık düzeyinde olmaması ve bölge halklarına karşı düşmanlık temelinde gelişmemesidir. Bugün, ABD “nin Rojava bölgesinde kurduğu askeri üsler, bol miktarda verdiği askeri araç ve silah yardımı,yüz milyon dolarları bulan mali destek,  sürdürülen ilişkilerin kaygı verici nitelikte olduğunu gösteriyor. Nitekim, Suriye Demokratik Güçleri, yani  SDG” nin oluşumuyla birlikte ABD ile girilen ilişkiler daha da kaygı verici bir duruma gelmiştir. Bunun en çarpıcı örneği, Rakka ve Deyrezor” bölgelerinin ABD insiyatifinde PYD  desteğiyle ele geçirilmesidir. Kürt ulusal hareketinin sosyal tabanının oldukca zayıf olduğu bu şehirlerin ele geçirilmesi ve bunun için verilen savaş”ta yüzlerce PYD militanının ölümü, sanırım ABD” nin verdiği çok yönlü desteğe karşı bir “diyet ödeme” olmuştur. Bu iki bölgede, petrol yatakları  hala, ABD ve PYD denetimindedir. ABD” nin bu alanı, Suriye devletine karşı bir pazarlık kozu olarak kullandığı ve bundan böyle de kullanacağı biliniyor. Peki PYD hangi amaçla hala buraları elde tutuyor.?

 Bu sorunun cevabı PYD tarafından net olarak hala verilmiş değil.

 Petrol yatakları bakımından zengin olan bu bölgelerin ABD insiyatifinde ele geçirilmeleri, IŞİD”e karşı mücadele adına yapılmış olsa da, esas olarak, Süriye”de kalıcı olma amacına hizmet etmektedir. PYD ve Türkiye”li  devrimci güçlerin bu iki alanın ele geçirilmesi savaşında ABD ile birlikte hareket etmiş olmaları “ enternasyonalizm” ile açıklanamaz. Bu tutum çok açık bir sapmadır. Soruna duygusal değil, siyasi olarak baktığımızda bu tutumun bir orta sınıf çizgisi olduğunu ve kapitalist sistemle bütünleşmeyi amaçladığı görülür. Rojava”ya odaklanma ve gelebilecek her türlü saldırılara karşı devrimin kazanımlarını savunma ve demokratik toplum inşa sürecini derinleştirerek geliştirmek doğru olandır, dünyanın jandarması bir gücün çıkarlarını gözeten bir politikayla bu amaçlara varılamaz.

 4 Mart 2020”de Esad , Rus televziyonu aracılığıyla verdiği demeçte, “ İdlib terör güçlerinden arındırıldıktan sonra, sıra Doğu bölgemize gelecek” anlamında bir açıklamada bulundu. Bu açıklama bana göre öncelikle Rakka ve Deyrezor bölgesini hedeflemektedir. Bir bütün olarak Rojava”nın “temizlenmesi” varolan koşullarda ne Rusya”nın çıkarınadır ne de Rusya desteği olmadan başarılması mümkündür.

Bazı Kürt çevreleri , ABD” nin Rojava”nın özerkliğini tanıdığını dolaysıyla karşılıklı ilişkilerin geliştiğini ama,  aynı durumun Rusya ile olamayacağını, çünkü Rusya” nın demokrasiden uzak bir ülke olduğunu ve Rojava”daki özerkliği tanımadığını ileri sürmektedirler.

Bu itrazın dayandığı bilgi ve değerlendirme ciddi yanlışları içinde taşımaktadır.

Birincisi, Rusya Federasyonu kendi içinde pek çok özerk yönetime sahiptir ve bu durum sosyalizimden geriye kalan bir “mirastır.” İkincisi, PYD önderliği ve PKK Rusya devleti için “terörist” güçler değildir. Üçüncüsü, Rojava  özerkliği”nin kaldırılacağı yönünde Rus tarafının herhangi bir açıklaması olmadı. Dördüncüsü, ABD” nin “demokratlığı” Rusya” dakinden belki bir parmak ileridedir ama daha fazlası değil. Demek ki, bu durumda  ABD ile olan “ilişki ve ittifak” pekala Rusya” ile de olabilir, olmuyorsa bunun başka sebepleri olmalı..

SONUÇ OLARAK…

Yaklaşık olarak on yıldır süren savaş sonunda Suriye, pratik olarak üç “ ikdidar” tarafından yönetilmektedir. Bunlar, merkezi Suriye devleti, Rojava yönetimi ve İdlib merkezli selefi güçlerin “ fiili özerkliğidir .” Türk devleti”nin işgali altındaki yerleşim alanlarını selefi “ikdidar” içinde tanımlıyoruz. Ve bu “ikdidar” odağın, yani İdlib merkezli selefi güçlerin geleceği bir ölçüde Türk tarafının bu güçlere sunduğu desteğin devam edip etmeyeceğine bağlıdır. 5 Mart antlaşması gereği, M4 karayolu etrafında Türk ve Rus askeri güçlerinin başlattığı ortak “devriye” eyleminde, selefi güçlerin her iki tarafa da saldırılar düzenlemiş olmaları, bundan soraki süreçte Türk tarafının da bu güçlerle bir çatışma yaşayacağına işaret etmektedir. Sürecin bu yönde gelişmesi halinde, savaşçı İslami faşist güçlerin Türk tarafının da desteğiyle silahsızlandırılması ve geriye kalanların legal mücadele alanına çekilmesi kaçınılmaz görünmektedir…

Gelelim, Suriye devleti ile Rojava yönetimi arasındaki ilişkilere. Son bir yıldan beri bu iki güç arasında önemli görüşmelerin yapıldığı biliniyor, ne var ki, tarafların hangi konularda anlaştığı ve ya hangi konularda “kırmızı çizgiler” belirlediklerini bilmiyoruz. Basına yansıyan açıklama ve bilgiler doyurucu olmaktan uzaktır.

Gerek ABD ile gerekse , Rusya ve Süriye ile sürdürülen görüşmelerde ne gibi bir sonuca varılacağını şimdiden öngörmek yanıltıcı olabilir. Ancak sonuç,  ya da antlaşma hangi güçle olursa olsun, Rojava özerk yönetimi artık kalıcıdır. Varolan sınırların küçülmesi , daha iç alanlara çekilmesi, bir başka anlatımla Rakka ve Deyrezor bölgelerinin Esad” yönetimine bırakılması büyük bir olasılıktır. ABD “nin dünya jandarması olarak, uzun bir süre daha Suriye” de işgalci bir güç olarak kalması mümkün değildir. Irak”da yaşanan son gelişmeler ve Afganistan Taliban”ı ile yapılan antlaşma bunun somut işaretidir.

Her iki olasılığın da gerçekleşmesi halinde, Türk devleti”nin Rojava”ya yönelik bir toptan saldırı ve savaşı oldukça zorlaşır. Türk ve İran devletleri, için böyle bir durumda en büyük uğraş ve “kırmızı çizgi” Güney Kürdistan ile, Rojava”nın birleşmesini engellemek olacaktır.

22. Mart 2020      Hasan Köse

– 1- Güney Kürdistan”da Referandum.. Kaypakkaya- Partizan sitesi…

– 2 -VİKİPEDİ – Özgür Ansiklopedi .

– 3 -Rojava – Kürtlerin Zamanı- Fehim Taştekin.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »