ŞUBAT`TA GÜL AÇMAZ/NESRİN LORA

Nesrin Lora Yazar
SimurgNews Yazı Kurulu Üyesi

Simurg News`in ilk yayın gününün; 15 Şubat”a denk gelmesi itibari ile benim de ilk yazım olacağından, içerisinde  bir çok çelişki barındıran 14 Şubat “Sevgililer günü” üzerine, özellikle de bir kadın olarak söz söylemeden geçmek olmazdı elbette.!

Neden 14 Şubat ve neden Sevgililer günü?

“Hayatta en önemli değerin sevgi olduğu şu dünyada neden tek günlük bu gereksinim?” diye soranlarınızı duyar gibiyim. Bir tutam sevgi uğruna çıkan savaşların, yazılan onca hikayelerin, nice destanların, birçok şaire ilham veren, en güzel ezgilere konu olan aşkların, sadece bir güne sığdırılabilmesi mümkün müdür? Biraz daha açıklayıcı olması bakımından, öncesinde bugünün nasıl ortaya çıktığının, tarihsel  kökenine inmemizde yarar var.

14 Şubat’ın ortaya çıkış tarihi ile alakalı bir sürü rivayet bulunmakta ve bunların en başında da şunlar yer almaktadir; M.S. 3. yüzyılda Roma İmparatoru Claudius ll, ordusunun gücüne güç  katmak için, genç erkeklerin evlenmesini yasaklamış. Ve bu yasağa karşı gelen Aziz Valentin’in, kıydığı gizli nikahlar nedeniyle idam edilmesiyle ortaya çıktığına inanılır. Dolayısı ile de  adını Aziz Valentin’ den alması bu sebeptendir. Bir başka görüşe göre de; ”Sevgililer günü” yine Aziz Valentin’in doğum ya da ölüm yıldönümüne bağlanır. Doğada ise  kuşların eşlerini seçtikleri tarih olarak bilinir. Yine arada büyük benzerlik olan, Alevi inancına göre ise her yıl 13 Şubat’a denk gelen ve 3 gün süren Hızır orucu  bir tesadüf müdür? yoksa Kültürlerin kaynaşmasından ortaya çıkan bir durum mudur bilinmez; Ama o da genç kız ve erkekler tarafından, 3 gün boyunca oruç tutularak niyet edilince, rüyada evleneceği kişinin geleceğine inanılan bir gelenektir.

Bütün bu rivayetler ekseninde, 14 Şubat”ın ne kadar masum bir amacının olduğunu düşünürüz ister istemez. Fakat günümüze geldiğimizde,  ne yazık ki durum hiç de düşündüğümüz gibi masum değildir. Kapitalistler kärlarına kär katmak için, yine hissettirmeden, ellerinden geleni ardlarına koymayıp,  bugün özelinde de kendi çıkarlarını gözeterek, belki de sahip olmamız gereken tek şey olan sevgiyi de, tekellerine almayı başarmışlardır. Salt bugüne özel bir şeymiş gibi haftalar öncesinden beyinlerimize ve ruhlarimiza işleyen hediye reklamlarının yapılması, satışı yapılacak her ürünün kırmızılara sarılıp, süslenip üç misli fiyatına çıkarıldığı, ihtiyacımız olmadığı halde en sevdiğimize almak zorundaymışız gibi sergilenen bir pazar oluşturuldu. Birçok ülkede, istediği hediyeyi alabilmek için çırpınan, belki aylarca bunun için çalışan, ay sonunu getiremeyeceğini bildiği halde Şubat’ın  sadece 28 gün çektiğini düşünerek avunan ve tüm parasını aldığı o Marka çantaya veya ayakkabıya yatıran erkekler… Erkekler evet, çünkü ekonominin sadece erkeğin egemenliğinde olması gerektiği, dolayısı ile hediye satın alması gereken sadece erkeklermiş gibi yansıtılan bir anlayış..bir dayatma söz konusu. İşte kapitalistler, içi boşaltılmış, tüketime odaklı bir gün yaratma çabalarının yanısıra aynı zamanda toplum yapısını değiştirmek gibi bir rolü  de üstlenmektedirler. ilginçtir ki özellikle kadınlara sorulduğunda  birçoğu 14 Şubat’ın ne kadar gereksiz, anlamsız bir gün olduğunu ve tamamıyla tüketim amaçlı olduğunu söyleyecek ama ona rağmen hediye alabilmek ve o günü kutlayabilmek için sabırsız olacaklardır. ^^Çicekleri dalında sevelim koparmayalım onları^^ derler her defasında. Oysa ki, o günde incinen çiçeklerin, haddi hesabı yoktur. Hele bir de  eve ellerinde çiçeklerle gelmeyip, o günü unutan eşlerin vay haline.! Neredeyse adeta bir boşanma sebebi haline gelmekte durum.

Keşke 14 Şubat ve genel anlamda da sevgiye bakış açımız bu kadarıyla sınırlı kalsa. Ne var ki: tüm dünyada ve özellikle de Türkiye’ de hakim olan Patriarkal düşünce, kadınlara hem fiziksel hem de düşünsel anlamda yaşam hakkı tanımamaktadır. Ne acıdır ki yapılan istatistiklere göre Türkiye’de her 3 kadından biri şiddete maruz kalmakta, cinsel taciz ve tecavüze uğramaktadır. Öyle ki 2019 verilerine göre, katledilen kadın sayısı 221i buldu. Bu cinayetlerin sebebi ise  genelde kadınların, eşlerinden ve sevgililerinden ayrılmak istemeleridir.Bir başka acı örnek, hepimizin bildiği, yüreklerimizin parçalandığı, her Şubat’ta hatırlayacağımız, Mersin”de 11 Şubat 2015 tarihinde,  bindiği bir Minibüste uğradığı tecavüz sonrası hunharca  katledilen Özgecan Aslan cinayetidir. Bu cinayetin ardından Türkiye’de ilk defa bu kadar ses getiren, şiddete karşı protestolar düzenlendi.Yine de cinayetlerin artık son bulması gerektiği yerde, tam tersine ardı arkası kesilmeyen cinayetler işlendi. Babası tarafından öldürülen 17 yaşında ki Şeyma Yıldız; Kızının yanı başında eski eşi tarafından boğazı kesilen Emine Bulut; Yine bir erkek tarafından sokak ortasında katledilen Ceren Özdemir; Dersim’de kaybolan ve yaklaşık bir aydır haber alınamayan Gülistan Doku, Trans Cinayetleri ve daha sayamadığım  nice Erk(ek) düşünce kurbanı kadınlar. Elbette ki kadın cinayetleri politiktir. Öyle ki Devletin bu cinayetlere engel olması gerektiği yerde, tam bir Erk(ek) anlayış sergileyerek bu cinayetlere omuz vermesi gözden kaçırılmaması gereken bir gerçekliktir. Özellikle Özgecan cinayeti sonrası, devletin otobüsleri Kadın ve Erkeklere özel olmak üzere ayırmaya kalkması, Tecavüzleri evlilikle meşrulaştırması, suçluların cok az bir ceza almaları ya da hiç ceza almamaları, kadınların tecavüze uğramamaları için nasıl giyinmeleri gerektiğini belirlemeleri, istemedikleri kişilerle evli kalmaya zorlamak, boşanma koşullarını zorlaştırmak  ve daha birçok saçmalık.

Kısacası, kadınlar üzerlerinde oynanan oyunların bilincinde olmalı, Postmodern kültürün veya gerici egemen Erk(ek) anlayışların karar verdiği gibi giyinme vb kalıplara girmemeli, Nasıl sevilip/sevmesi gerektiğini 14 Şubatlarda şartlı refleks kazandırılarak  degil; ne tür eğitim alıp, hangi işlerde çalışması gerektiği, kaç çocuk doğurup yada kürtaj yapması gibi dayatmalara boyun eğmek değil, hangi saatte nerede bulunması gerektiğini dikte etmeye kalkan,bu ve benzeri Erk(ek) kapitalist zihniyete karşı durmak, kendi hayatıyla ile ilgili, karar verecek olanların sadece kadınlar olduğunu hatırlayıp, hep birlikte kadınca sesimizi yükseltmeliyiz.

Sevgiyle kalın…

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »