Sınıfsal Bakış/ Covid-19, Zizek ve mücadele

“Bu tablo, bilinç ve örgütlülük anlamında hazırlıklı bir toplumla karşılanabilmiş olsaydı sonuç çok farklı olabilir, gerçekten kimilerinin sandığı veya umut ettiği gibi adaletsizlikle, sömürü ve baskıyla malul iktidarların ve hatta kapitalizmin sonunu getirebilirdi. Ancak mevcut tablo bugün için böyle bir değişimi haber vermiyor”

Yolculuk Gazetesi; muhalif duruşun sesini değişik bakış açıları ve konular üzerine sorunlara objektif çevirerek hayatın nabzına ışık tutmaya devam ediyor. Bizler, Simurg News olarak yayın yaşamında Yolculuk Gazetesi’nin yanında ve takipçisi olduğumuzu belirtiyor, yayın hayatındaki muhalif duruşa sahip dostlarla daima iletişim ve paylaşım halinde olacağımızı sözünü buradan veriyoruz. Yolculuk Gazetesi’ne başarılar diliyoruz. Simur News Yazı Kurulu

Covid-19 gündemi İdlib’teki savaşın, Libya’daki kayıpların, açlık-yoksulluk, zam ve işsizliğin, deprem gündeminin önüne geçmiş durumda. Hatta bir kez daha “aynı gemide olma” manipülasyonu özel gayretlerle güncelleniyor.

Henüz konuya dair tartışmaların daha sağlıklı yapılmasına imkan tanıyacak şekilde ilk şok atlatılmış değil. Virüsün etkileri konusundaki belirsizlik, yayılması önlenemeyen çelişkili bilgi ve haberlerle birleşince kaygı daha da artıyor.

Sistemi ve başındaki iradeyi oluşturanları tanıyanların hiç de şaşırmayacağı biçimde dünyadaki tablonun aksine Covid-19 Türkiye’ye sanki girmemiş veya dışarıdan ithal olunan birkaç vaka dışında sorun yokmuş, her şey kontrol altındaymış gibi gösterilmesi ile TV’de düne kadar İdlib uzmanlığı yapanların birden bire Covid-19 uzmanlığına terfi etmesi aynı iktidar anlayışının, devlet-toplum ilişkisinin yansımalarındandır.

Covid-19 elbette büyük bir sorun, diğer gündemlerin önüne geçmesi de anlaşılır bir durumdur. Ancak bırakalım 14. yüzyıldaki Vebayı veya 20. yüzyılın başındaki İspanyol gribini, yakın tarihlerde Sars, Mers gibi deneyimler yaşandı. Doğayı tahrip etme yeteneğini teknolojik imkanlarla taçlandıran kâr eksenli sistemler, bir taraftan gezegenin sonunun geldiğine dair tartışmalara sebep olurken diğer taraftan gözünü karartmışçasına sanki sonunu getirmek ister gibi doğal yıkımı hızlandırmış durumda. Ekonomik krizlere, sosya-siyasal krizlere gıda krizleri, iklim krizi, söndürülemeyen yangınlar vb. eklendi. Örneğin “ormanların yokedilmesinin ve endüstriyel hayvancılığın insanlara bulaşabilecek türde patojenlerin evrilmesine yol açtığı” bu alana yoğunlaşan çalışmalarla kanıtlanmış durumda.

Bu tablo, bilinç ve örgütlülük anlamında hazırlıklı bir toplumla karşılanabilmiş olsaydı sonuç çok farklı olabilir, gerçekten kimilerinin sandığı veya umut ettiği gibi adaletsizlikle, sömürü ve baskıyla malul iktidarların ve hatta kapitalizmin sonunu getirebilirdi. Ancak mevcut tablo bugün için böyle bir değişimi haber vermiyor.

Zizek, Kill Bill ve gerçekler

Zizek’in Kill Bill 2 filmine gönderme de yaparak Coronavirüsün kapitalizmin sonunu getirebileceğini söylediği yazının internet ortamında sebep olduğu tartışmaya da atfen söylemek gerekirse, bu tür hastalıkların felaketlerin vb. kendiliğinden, soyut bir anlayışla olumluluklar, toplumsallık veya Komünizm doğuracağı ütopiktir, gerçekçi değildir. Kapitalizm koşullarında bu türden doğrudan sonuçlar beklemek, kapitalizmin bozucu etkilerini, boyutlarını ve neler üzerine nasıl tahkim edildiğini anlamamaktır.

Kapitalizm stokçuluk, rekabet ve karaborsa üretir. Kapitalizmin bireyi bir diğerini yoldaş olarak değil rakip olarak görür. Afet, deprem vb. anlarda insanların bir kesiminin daha da vahşileşmesi, bencilliğin, rekabetin öne çıkması kapitalizm koşullarında, örgütsüzlük ortamında etkilenmenin niteliğini ve boyutunu anlatan verilerden biridir.

Zizek’in küresel bir dayanışma ağı önerisini, virüsün zengin fakir ayrımı yapmadığına dayandırması ve “aynı gemideyiz” vurgusu, bakıştaki sınıfsal eksikliği ve yanılgının özünü oluşturuyor. Kapitalizmin Coronavirüsle beraber sonunun gelmesini beklemek nasıl değerlendirmede bir yanılgıya dayanıyorsa “Korona, kapitalizmin ve küreselleşmenin tarihsel bir dönemine son verdi. Yani kapitalizm ve küreselleşme iflas etti.” demek da bir yanılgıdır. Son dönemlerde hemen her tıkanma belirtisinde sistemin küreselleşmeden korumacılığa geçeceği değerlendirmelerine sıkça rastlıyoruz. Ancak bilinir ki sistem sahipleri alternatifini üretmeden uygulamakta oldukları bir yöntemden vazgeçmez. Korumacılığın ise bugün onlar tarafından neden tercih edilmeyeceği kapitalizmin işleyiş yasalarında mevcuttur.

Zizek’in çizdiği çerçevedeki bir diğer yanılgı da virüsün ayrım yapmıyor olduğudur. Kimi yerlerde bakan, başbakan vb.nin virüse yakalanmış olması sınıfsal gerçekliği değiştirmiyor. Bunlar büyük tabloda istisna sayılır. Olguyu bu türden sınıflarüstü “eşitlik” yakıştırmaları üzerinden okumak yerine, yoksulların sokaklarda, servislerde, toplu taşıma araçlarında hastalığı birbirine bulaştırırken zenginlerin özel uçaklarla dolaşması, kendilerine korunaklı adalar alması üzerinden değerlendirilmelidir. “Sağlıklı beslenin, korunun” çağrısının gereğini yerine getirebilme konusunda bile bir eşitsizlik var. Dünya ölçeğinde açlık çeken yaklaşık bir milyar insanın bu çağrıyı nasıl karşılık verebileceği sorusu, aynı zamanda bu tartışmanın yanıtıdır.

Çin’in diğer ülkelere oranla daha eşitsiz koşullarda yakalanmış olmasına rağmen hastalığı kontrol altına alması, organize oluşu, disiplini, sosyalizm olmasa da ve çeşitli nedenlere dayansa da ABD, Avrupa gibi kapitalizmle özdeş rejimlerin özellikle neoliberalizmle beraber neyi, nasıl çözüp dağıttığını, çürüttüğünü görmeyi sağlayan boyutlar taşıyor.

Toplam tabloya bakılırsa, Zizek’in sandığının aksine, bu türden gelişmeler insanları Komünizme doğru zorlamıyor, böyle bir toplumsal zemin yok. Aksine, (ülkemiz özgülünde söylersek) sınıfsallık üzerine Yenikapı ruhunun/şalının tekrardan örtülmesi ihtimali var. Burada gerçek nedenlere işaret etmeden, burjuvaziyla aynı gemide olunmadığı, virüsle mücadelede de adaletsizliğin olduğu öne çıkarılmadan, bu bilinçle örgütlenmeden doğacak kendiliğindenci sonuçlar halkların lehine olmayacaktır.

Bu tartışma kriz kavramıyla beraber sürdürülebilir. Bilindiği gibi kriz için de mücadele isteğini açığa çıkatıcı niteliklerden söz edilir. Ancak hiçbir krizle sistemin kendiliğinden yıkılmayacağı da bilinir. Bugün artık kapitalizmin etkisi, ütopikler döneminden çok daha öte ve köklüdür. Ütopiklerin akıl, aydınlanma çağına dair naiflik de içeren yaklaşımı anlaşılır niteliktedir. Ama bugün için, ütopyalara sahip olmanın olumlu yanları olsa da sistemin hiçbir zorlanma noktasında kendiliğinden çökmesi veya çözüm doğurması beklenmemelidir.

Anlatmaya çalıştığımız ve üzerinde durulması gereken olgu, kriz dönemleri dahil hiçbir sarsıntı veya tıkanmanın sistemi kendiliğinden yıkmayacağı, alternatifini üretmeyeceğidir. Evet bu tür gelişmeler insanların sistemi sorgulamalarını, çözüm arayışlarını vb. hızlandırabilir; ancak buna mutlaka örgütlülüğün, mayalayıcı, hızlandırıcı ve bilinçlendirici bir mücadelenin/çalışmanın eşlik etmesi gerekiyor.

Virüs koşullarında ve sonrasında mücadele

Böylesi anlarda insanların dayanışmacı yanı da sistemin koşulladığı bencil ve acımasız yanı da açığa çıkabilir. Önemli olan konuyu bağlamlardan koparmadan ve kolaycı çözüm tuzağına düşmeden tartışabilmektir. Ve tabii ki sorunun kökeni kapitalizm olarak görülürken, alternatifinin, eksenine kârı değil insanı koyan sosyalizm olduğu vurgulanmalı, aradaki nitelik farkına dikkat çekilmelidir. Örneğin Karayipler’de mahsur kalan ve içinde en az 5 Coronavirüs vakası bulunması nedeniyle bölgedeki birden fazla ülkenin yardım etmeyi reddettiği bir İngiliz yolcu gemisini tedavi amacıyla Küba’nın kabul etmiş olması, sosyalizm ile kapitalizm arasındaki farka dair güncel, somut bir veridir.

Belki bu süreçte, dünyanın çeşitli noktalarında gösteri yapan insanların eylemlerinde düşme/yavaşlama olacak; ancak kapitalizmin teşhiri, kârın değil insan eksenli projelerin, bireyciliğin değil kolektivizmin öneminin anlatılması ve anlaşılması için uygun zeminler oluşacaktır.

Bugün artık maddi zeminin uygunluğuna rağmen hiçbir kazanım kolay değildir ve kendiliğinden olmayacaktır. Bu sürecin insanları kolektif tavır alışlara yönelten niteliği çeşitli açılardan öğretici olacaktır. Virüsün etkisinin ne kadar süreceği belirsiz; ancak daha önce deneyim içinde kazanılmış örgütlenme ve dayanışma pratikleri bugün için nasıl gerekli ve değerli ise bu süreçte oluşacak deneyimler de sonrası için yararlı olacaktır.

Bilinir ki kitlelerin pratik/eylem içinde bilinçlenmesi de örgütlenmesi de daha hızlı/kolay olur. Süreç, niteliği gereği eleştirel bakanları, kolektif davranma eğilim gösterenleri, dayanışma içinde olanları bir araya getirecek, yeni deneyimler kazandıracaktır.

Devrimciliğin hazır kalıplara sığmadığı, her durum için geçerli mücadele formüllerinin olmadığı gerçekliğinden hareketle söylersek, bugünün mücadele ihtiyaçlarının doğru okunup gerektiği gibi değerlendirilmesi, süreci güncel ihtiyaçlar eşliğinde uzun erimli bir ufukla karşılamayı gerektiriyor.

Haber Merkezi

Next Post

DİRİL ÇİFTİNDEN ŞİMUNİ DİRİL'İ SİZ ÖLDÜRDÜNÜZ

Cts Mar 21 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Dün akşam saatlerinde basın ajanslarına bir ölüm haberi düştü. 11 Ocak 2020 günü Şırnak/Beytülşebab ilçesine bağlı Kovankaya köyünde yaşayan Asuri/Keldani  Şmuni ve Hürmüz Diril çifti sözde kimliği belirsiz kişiler tarafından kaçırıldıktan yaklaşık 70 gün sonra ölüsü yaşadıkları köyün deresinde bulundu. Bunlar devletin etkili ve […]
Translate »