SEVGİSİZ MİSİNİZ, YOKSA SEVGİ ‘SİZ’ MİSİNİZ.!

S. Oral UYAN

S. Oral UYAN
Ressam-Yazar
SimurgNews Yazı Kurulu Üyesi

SEVGİSİZ MİSİNİZ, YOKSA SEVGİ ‘SİZ’ MİSİNİZ.!

Bu Pazar yüzümü bahara döndüm. Tıpkı sabahın öğleye yakın bir diliminde bir sevgili dostun penceresinde açan çiçeklerin fotoğrafını gördüğümde söylediğim söz gibi: “Bahar çiçekleri sevginin güneşidir bence..yüzlerini sana açmışlar.!” Sonra ben de yüzümü bahara döndüm.

            Bu Pazar yüzümü bahara döndüm. İçimdeki “yasak”ları..pandemik korunmayı..yalnızlığı..yabancılaşmayı..sosyal mesafeyi; kısaca insana ait olmayan ne varsa çöp kutusuna atarken Sartre’ı düşündüm.

            Düşüncelerini Toplumsal-Tarihsel nedenlere bağlamayan Jean Paul Sartre  sevgiyi tanımlamaya çalışırken Varoluşçuluğundan bir an uzaklaşıp Marx’tan etkilenmişliğiyle:

(…)

“insanlar katıksız bir öznellik, aşırı bireycilik içinde oldukları içindir ki, birbirlerini sevmezler, birbirlerinin tasarılarını ve acılarını anlayamazlar…”

dediğinde bugüne bir çıkarsama yapmam sanırım yanlış olmaz. Çünkü emperyalist sistemin katlettiği sadece doğa değil, emperyalist sistemin sömürdüğü sadece artı-değer değil. Emperyalist sistem insanı insana, insanı kendisine yabancılaştırdı. Bu son “Pandemi” sürecinde ise bıçağını daha da keskinleştirerek insanlığın kalbine saplamaya hazırlanıyor. Bıçağı kalbime saplamasından önce kavram dağarcığıma baktığımda tüm kavramların artık kendisi olmadığını görüyorum. Maalesef, çoğumuzun da böyle gördüğünü biliyorum.

Örneğin Noam Komsky “Koronavirüsün iyi yanı, belki de insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye itmesi olacak…koronavirüs öncesi sosyal yakınlıklar yüzeyseldi ve insanlar birbirinden yalıtılmış haldeydi”(*) derken “hücreselleştirilmiş ve izole edilmiş yaşamın aslında zaten varolduğunu ve insanlığın uzun zamandır yapaylık içinde kaybolduğunu belirtiyordu son röportajında.

İnsan sisteme karşı emeğinin özgürleşmesi mücadelesi verirken aynı zamanda  içinde de insanı  yeniden yaratma eyleminde olmak zorundadır. Emeğinin özgürleştirilmesi mücadelesi politikanın en sert biçimi olan “SAVAŞ”la kazanılacakken, insanın içindeKİ insanı yeniden yaratma mücadelesi de “SEVGİ”yle yapılmak zorundadır. Özünde o da savaştır ama savaş argümanları farklıdır ve aynı zamanda bu savaşımda birey yalnızca kendisiyle savaşmaktadır. Çünkü sevgi almak için vermek değil, yalnızca vermektir. Bin yıllardır insana dayatılan, yani köleci toplumdan bu yana öğretegeldikleri “sevgi” kavramı, bugünkü haliyle içi boş, sevilmek için sevme fiili, pazarlık konusu SEVİ…vd., yalnızca almaya odaklanmış, yabancılaşmış, “PARA-META-PARA”ya indirgenmiş bir ucube kavrama dönüştürülmüş haldedir. Erich Fromm’un deyişiyle: “…Alışveriş üstüne dönen maddesel değerlerin en üstün değerler olduğu bir kültürde, insanlar arası ilişkilerin de mal, mülk ve iş pazarında geçerli olan yöntemlere göre gelişmesine şaşmamak gerekir.”

Bir bütün olarak doğaya, kendinden olan çocuğa, karşı cinsine, hemcinsine duyulan sevgiyi ayakları yere basan hale getirmek için..gerçeğine dönüştürmek için: “Sevgi uyandırmadan seviyorsanız, başka bir deyişle, sevginiz o durumuyla sevgi yaratamıyorsa, seven bir kişi olarak yaşamınızı ortaya koyup da sevilen bir kişi olamıyorsanız sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.” (…) Sevginin temel ögeleri, ilgi, sorumluluk, saygı ve bilmedir. Olgunlaşmamış sevgi, “Seni sana gereksinimim olduğu için seviyorum,” der. Olgun sevgi, “Seni sevdiğim için sana gereksinimim var,”der.(**), daha da geliştirerek “ kendi sevgimi feda edecek kadar seviyorum”diyerek ‘içsel devrim’e başlamak gerekir.Kısacası bizi yabancılaştıran sistem ve “ZOR” mekanizması dışındaki her”şey” içsel devrimle gerçek kavramsal bütünlüğüne kavuşacak olan sevgiyle yenilenecektir. İnsanlaşmaya devam ettiğimiz doğrultuda dışımızda gördüğümüz doğayı ortaklaşa emekle kurtarabileceğimizi, içsel devrimimiz devam ettiği sürece de “SEVGİ”yi bunca yabancılaşmaya, bunca yozlaşmaya, bunca kirlenmişliğe rağmen Marxist kültürün yol göstericiliğiyle yeniden hakettiği noktaya getirebileceğimizi unutmamak gerekir. Duru bir sevginin “insanın içindeki doğasının cinsellik yoluyla değişip güzelleştirmeye başladığını” göreceğimizi de unutmamak gerekir. Çünkü sevgi  tüm güzel “şey”leri üreten bi kavramdır.

 Ve sevgi; “insanın başka birisiyle, tüm insanlarla ve doğayla bütünlük ve bağımsızlık duygusunu yitirmeden birleşmesidir.”(***)

Ve sevgi; yaşamın içinde olmaktır. Ağaca bakmaktan ormanı göremeyenlere inat, ormanın içinde ağaç olabilmektir.

Ve sevgi; sevincini..neşesini..hüznünü..bilgisini..ilgisini, bir bütün olarak “almak” eylemini tasarlamadan vermektir.

Ve sevgi; verdikçe büyüyen, büyüdükçe yayılan kar tanesinin çığa dönüşmesidir.

Sonuç olarak gerçek değerine kavuşturacağımız sevgi varolduğunda insan-dışılıklara karşı direnmeyi..acıları yoketmeyi kolaylaştıracaktır, diyerek Dostoyevsky’nin sözüyle ve Zülfü LİVANELİ’nin ADA isimli albümündeki parçasıyla noktalayayım o zaman:

“ DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK,

BİR İNSANI SEVMEKLE BAŞLAYACAK HERŞEY.!”

04.04.2020

S. Oral UYAN

    (*)Çevirisi Yasin UYSAL ve Yusuf Said AKÇAKAYA tarafından yapılan Medyascope’taki  Noam CHOMSKY röportajından alınmıştır.

  (**) Erich Fromm’un SAĞLIKLI TOPLUM kitabından K. MARX alıntısı

(***)Erich Fromm SAĞLIKLI TOPLUM

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »