Hayır, vazgeçmeyeceğim. Bu bir savaş değil, biz de savaşta değiliz. 

Pandeminin İtalya’daki ve dünyadaki durumunu özetleyen hakim söylemler savaş terminolojisini kullanmaya başladığından beri -yani aslında herhangi bir ülkedeki sağlık sisteminin çökmesiyle birlikte- yaşadığımız ve acısını hissettiğimiz bu durumu tanımlayan, bize umut ve önümüzdeki günler için bir anlam hediye edecek bir başka metafor arayışı içindeyim. 

Savaş metaforunun kullanılmasını eleştirenler oldu yalnız bu terimin yok edilmesi zor, çekiciliği ve başarısı da mevcut. 

Son günlerde yayımlanan ve -sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen- çok başarılı yorumlar okudum: Daniele Cassandro’nun Internazionale dergisi için yazdığı, (“Savaştayız! Koronavirüs ve metaforları”)  la Vita.it sitesindeki “Savaş dilinin bulaşıcılığı”, isimli mini araştırma, Gianluca Briguglia’nın Il Post’taki (“Hayır, bir savaş değil”) başlıklı yazısı ve Marino Sinibaldi’nin Radio 3’te bu konu üzerine hazırlamış olduğu ve olası bir başka metafor -azmin sözlüğü- önerdiği mükemmel programı. Onlarca sanatçı, araştırmacı, entelektüel ve aktör bu tarihi dönemi tarif edebilmek için yeni bir kelime üretmeye davet edildi ve “armoni” veya  “yakınlık” gibi tanımları barındıran zengin bir sözlük hazırlandı; bununla birlikte içinde bulunduğumuz gerçekliği anlatacak bir metafor bulmakta hala zorlanıyorum. 

Yine de, en başta dediğim gibi, vazgeçmiyorum: Bir savaşın içinde değiliz!

Şahsi hikayem, aldığım eğitimler ve hayat koşullarım sayesinde bazı şeyler arasındaki farkı kolaylıkla ayırt edebilirim. Kişinin dengesini rahatça kaybedip bir savaş paradigması çerçevesinde şekillenen tarih içerisinde kendi kendini okumaya başlayacağı ruhani mücadele ile kutsal savaş arasındaki fark gibi.  

Savaşta değilsek neredeyiz peki? Bir tedavide!

Sadece hastalar değil tüm evren, hepimiz bir savaşta değil, tedavideyiz. Şu an fiziksel olarak olmasa bile bu tedavi, pandemi yüzünden belirsizleşen bu zaman diliminde ve gene bu tedavi sayesinde başlayacak, dahası başlamış olan “sonra”sında, tüm varlığımıza sarılıyor. 

Savaşın da tedavinin de ihtiyacı olduğu bazı şeyler var: güç, (ki şiddetten farklıdır), keskin bir zekacesaretkararlılıkazim… Savaşın düşmanlara, sınırlara, siperlere, sığınaklara, ajanlara, dolandırmaya ve yalana, acımasızlığa ve paraya ihtiyacı vardır. Tedaviyse başka bir şeyden beslenir: yakınlık, dayanışma, merhamet, tevazu, haysiyet, incelik, dokunma, dinleme, özgünlük, sabır, azim …

İşte bu yüzden hepimiz ötekine, evrene ve kendimize sunduğumuz tedavinin bir mimarı olabiliriz. Tüm dinlere inanan veya hiçbir şeye inanmayan tüm kadınlar, erkekler, herkes elinden geldiğince, yetenekleri, ilham kaynakları, arzuları, ruh ve beden gücü çerçevesinde. Doktorlar, hemşireler, hastane görevlileri, virologlar, bilim adamları, yani mimarlar… Yöneticiler, memurlar, devlet çalışanları, kamu yararına çalışanlar da bunun mimarı… Hizmet sektörü çalışanları, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, gönüllüler… Öğretmenler, sanatçılar, kültürle uğraşanlar….Rahipler, piskoposlar, din görevlileri… Ebeveynler, çocuklar, can dostlar ve komşular… -Bir konu olmanın ötesinda- hastalar, ölmekte olanlar, en zayıf halkalar, -dikkatli taşınacak- olanlar: yoksullar, evsizler, göçmenler ve itilenler, mahkumlar, ev içi şiddete maruz kalanlar, savaş mağdurları…

İşte bu yüzden bir tedavi içerisinde olma bilinci özellikle “sonra”sı için çok önemli: gelecek, bu zor günleri nasıl yaşadığımıza bağlı olarak şekillenecek, sahip olduğumuz tek evrenden başlamak üzere, tedbir ve tedavi kapasitemiz tarafından belirlenecek. Eğer bu toprakların koruyucusu olabilirsek, bu topraklar da bizi koruyacak ve hayatımız için gerekli olan her şeye sahip çıkacak.

Savaşlar biter – gerekli kaynaklara sahip olunca tekrar başlasalar bile – . Tedavi ise sonlanmaz. Tedavisi -şimdilik- mümkün olmayan hastalıklar olsa da tedavisi mümkün olmayan hiç bir insan yoktur, olmayacaktır. 

Hakikaten savaşta değiliz biz, bir tedavinin içindeyiz!

Birbirimizi iyileştirebiliriz.

Kaynak:pressenza.com/tr

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!