Dünya barış günü anısına; 1 Eylül – 2020

Dünya Barış Günü Fransızca, Journée internationale de la paix, İngilizce, International Day of Peace, Kürtçe Aşti, Rusça Mir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’de Eylül’ün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Her yıl o gün Barış Çanı çalıyor. Bu Barış Çanı, ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombasıyla yaşamını yitirenlerden sonra sakat kalan çocuklar, aralarında bozuk para toplamış bir çan satın almışlardı. O çanın üzerine Japon çocuklar “Çok yaşa mutlaka barış” yazısını yazdırmışlardı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri döneminde de Varşova Paktı ülkeleri, Hitler faşizmine karşı mücadeleyi anımsatmak için 1 Eylül’ü Dünya barış günü ilan ettiler.

Aslında 1 Eylül Emperyalist talanın yani I.Dünya savaşının başladığı tarihtir. Birinci Dünya savaşında 10 milyon insan öldürüldü. Ardından İkinci Dünya savaşı başladı.Bu emperyalist savaş sonunda da 52 milyon insan öldürüldü.Savaş, Hitler faşizminin yenilgisiyle sonuçlandı. Her iki emperyalist savaş da dünya insanlığına büyük acılar yaşattı.Savaşların ardından başta ABD olmak üzere diğer emperyalistler kana doymadılar. Zaten emperyalizm doğası gereği kanla beslenmektedir. Kan, ölüm, acı, sakatlanma, silahlanma ve mayın demek, haksız savaş demek.

ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarıyla 250 bin Japon yaşamını kaybetti. Yüz binlerce insan sakat kaldı. Savaş, istila ve yağma… Daha M. Ö. 2. binden günümüze ne çok savaşlar gördü dünya. Roma arenalarında gladyatörlerin birbirleriyle vuruşturulup ölümüne dövüştürülmesi, insanların bunları izleyip alkış tutması, trajediyi doğurmuştu.

Tiranların, kralların, beylerin ruh hali…

Savaşlarda sadece insanlar öldürülmüyor. Doğaya ve çevreye verilen zararlarla, oturulmaz hale getirilen kentler, yok edilen eski mimariler ve uygarlıklar, bunlar savaşın neden olduğu tahribatlar… Savaş ve yıkım insanları yerlerinden ediyor, sürgünü dayatıyor.

Bütün bu kötülükler neden oluyor? Kahramanlık olsun diye değil herhalde!

Hroşima, Nagazaki, Halepçe. Balkanlar, Kuzey Kafkasya, Ortadoğu… Irak. Rojova, Suriye. Bugün de Suriye’de bir milyondan fazla insan öldürüldü. On iki milyondan çok insan yerinden, yurdundan edildi…

Edebiyatçılar, sanatçılar, müzisyenler tarihin yaşadığı bu olayların karşısında oturdukları yerde seyirci kalmadılar.

Daha antik çağdan bu yana pek çok filozof savaşlara ve trajediye karşı çıkmıştı. Savaşı yeren, kınayan, öykü ve romanlar üretmişler. I. ve II. Dünya savaşlarına katılan onlarca yazar, edebiyatçı, şair, ressam, müzisyen savaşı kınayan eserler üretmişlerdir.

İkinci Dünya savaşında Almanlar Kuzey Kafkasya’ya dayanmıştı. Hitler faşizmine karşı radyolarda yaptıkları programlarla ve basında yazdıkları makalelerle faşizmi ve savaşı yeren, kınayan, lanetleyen pek çok edebiyatçı, yazar ve şair bununla yetinmedi. Cepheye gitti ve savaşta öldü.

Ünlü bir besteci olan Fransız Ravel, I. Dünya Savaşına katıldı. Karşısında Avusturyalılar savaşıyorlardı. İçlerinde Avusturyalı ünlü bir piyanist olan Paul Wettgentein’de vardı. Çarpışmalarda yaralandı, kolu koptu. Bu durumdan haberdar olan Fransız Ravel, yıllar sonra ‘Sol El Konçertosu’ adlı bestesini yaptı, Avusturyalı piyaniste adadı.

Yine I. Dünya Savaşına katılan ünlü edebiyatçılardan biride Ernest Hemingway’dır. Savaşın ne demek olduğunu ve savaşta yaşananları romanlarına aktardı. Vietnam savaşını görmüş onlarca kişinin yaptığı resimler ise; kesik başlardan, kesik kollardan, uçak ve top figürlerinden oluşmakta. Yıkımı, sanat ve edebiyat yaşamın her alanına taşıyor.

Bu kuralsız savaşlarda insanlar öldürülüp, doğa tahrip edilirken edebiyatçılar susmadı. Bundan dolayı cezalandırıldılar. Doğu, Orta doğu toplumlarında saraya, sultana yakın olanlar ödüllendirildi, karşı olanlar cezalandırıldı. Hallacı Mansur, Nesimi, Pir Sultan, Şeyh Bedrettin ve onlarcası katledildi. Osmanlıdan günümüze otuz altı ozanın başı vuruldu. Batı Avrupa’da, Fransa’da, Almanya’da, pek çok kişi, giyotine gönderildi.

Bütün savaş istemcileri, savaştan medet umanlar katildir. Arkalarında emperyalistler var. Bu gün 1 Eylül Dünya Barış günü. Orta Doğu da kan ve gözyaşı devam ediyor. Kesik başlar kendine insanım diyenlerin ayaklarında top oyununa dönmüş.

Dersimli o bilge pirlerimiz demişlerdi; savaş, sım sıme oyunu değil çocuk….

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!