Salgın Döneminde Kadına Şiddet – Özlem Armen

Özlem Armen
Yazar
SimurgNews Yazı Kurulu Üyesi

Salgın tehdidine karşı, önlemlerin başladığı bir süreçten geçiyoruz. Toplum, kendini korumak için, “evde kal” çağrılarına ezici çoğunluğu buna uydu. Bu doğru ve yerinde bir tedbirdi. Ancak insan oğlu, hayatın da ilk defa evde birkaç aydır hapis yaşıyor!

Kadınları bu hapis dışında tutarsak, yani dünyadaki kadınların yarısından fazlası geçmişte evde hapisi yaşıyordu. Çalışan kadınlar ise yine çalışma dışındaki vaktin çoğunu evde geçiriyordu. Yani kadın, zaten evde kalmaya alışkındır. Ama aynı şeyi Erkek için diyemeyiz. Bu eve kapanma, erk ruhuna uygun değildir. Erkek sürekli dışarda vakit geçiren gezen ev sorumluluğundan uzak, toplumun ona biçtiği “erk” rolle yaşamaktadır. Erkek dışarda iş yerinde geçirdiği zaman dışında ve eve geldiğinde de her şeyi kadından beklemektedir. Buna rağmen kadına şiddet uyguluyordu. Şimdi ise bu erk içeride haps edilmiş, örneği; borcunu ödiyemediği için ya da morali bozuk olduğunda kadına saldırarak siddet uygular. Bu onun için geçeri ve yeterli bir nedendir. “Evde kal” anlayışı sonucu dünyada ve Türkiye’de kadın şiddeti artarak devam ediyor.

Her zaman olduğu gibi savaşlarda ve ekonomik kirizlerinde birinci derecede kadınlar ve çocuklar büyük orada zarar gördüğü gibi bu virüs salgını başladığı günden bu yanada, basına düşen haberlerde öğrendiğimiz kadarıyla; on günde on kadın evde çocukların gözü önünde hunharca katledilmiş. Bu veriler bize gösteriyor ki günde bir kadın katlediliyor. Bu korkunç tablo karşısında devlet yetkilileri sessizliğini halen koruyor. Kadının uğadığı şiddet, gündeme dahi gelmemekte hiçbir haber bültenleri gazeteler bu kadın cinayetlerini ele almamakta. Bu süreçte şiddet uğrayan kadınlar için belli konularda devletin, özle poltikaları devreye koyması gerekiyor. Yani bu süreci en az kayıplarla atlatılması için, Kolluk güçlerine idari, adli birimlerine talimat verilmelidir.

Her konuda oluşturulan dijital ortamlar kadınlar içinde kurulmalı, kadınlar içinde özel bir birim ayrılmalıdır. Tehlike ve acil durumunda kadınların rahat bir şekilde ulaşmaları önemli. Bu siyasi erk zihniyeti, bu gibi dönemilerde büyük tehlikeler oluşturduğunu bu gün insalık görmektedir. İnsanlığın geldiği bu durumdan, elbette birinci derecede eril sistem sorumludur. Görüldüğü gibi bu zihniyet. Ceza evi konusunda hazırlanan yasa tasarısında da, kadın katillerini dışarıya salı vermek için büyük tartışmalar yapmaktalar. Oysa düşünceleri ve sanatlarından dolayı tutsak edilenlerin derhal serbest bırakmaları gerekirken devlet mercihleri katillerin korunması için kolların sıvadığını görüyoruz.

Şimdi bir kez daha İstanbul sözleşmesini hayata acilen geçirmenin zamanıdır. Bu sözleşmenin en önemli ve etkin dört madde şöyle sıralanıyor. Sözleşme ilk olarak önleyici tetbirlerden söz ediyor, “Şiddetin çıkmaya cesaret bulamayacağı bir toplum yaratın. Bu da eşitlikçi toplumdur. Toplumsal cinsiyet eşitliğini bütün topluma, eğitimler de dahil olmak üzere her türlü yolla yayın.” İkincisi, “hemen böyle bir toplum yaratamayabilirsiniz, şiddet eski ve köklü bir sorun diyerek anlayışlı davranıyor sözleşme imzacı devletlere.

Hemen böyle bir toplum yaratamazsan, tehdit söz konusuysa, kadınları etkin, aktif koru diyor.” Yani bizim için 6284 sayılı kanunu tam uygula diyor. Durma zamanı değil, “Evde kal” dediğiniz kadınlara el uzatma vaktidir.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »