Röportaj/ Hazal Sipahi ile Istanbul sözleşmesi üzerine – Gökhan Korkmaz

Gökhan Korkmaz

Hazal Sipahi: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi bırak, sözleşme şartlarını, ivedilikle uygulamaya koymalıyız

Cinsellik, cinsel sağlık, cinsel şiddet ve toplumsal cinsiyete dair kavram ve konuların seks pozitif bir yaklaşımla incelenip konuşulduğu Mental Klitoris adlı podcast programının yapımcısı ve sunucusu Hazal Sipahi ile konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben Hazal Sipahi. Lisansımda Gazetecilik eğitimi aldım ve Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümü ile yandal yaptım. Lisans döneminde hak odaklı habercilik yaptığımı söyleyebilirim. Bursa, Çanakkale, İstanbul, Washington DC, Londra, Kudüs, Berlin, Saraybosna, Belgrad ve Hindistan’nın kimi şehirlerinde yaşama şansım oldu. 2014 ortalarında, veganizmle toplumsal cinsiyet ve cinsellik meselelerini bağdaştırmaya başladığım zamanlar, işler drastik olarak değişmeye başladı. Bu dönemden sonra toplumsal cinsiyetle alakalı artivizm yapmaya ve yazmaya devam ettim. Belgrad Sanat Üniversitesi’nde Kültür Politikaları ve Yönetimi bölümünde yüksek lisansımı yaptım. Türkiye’de sanatsal ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler ve sanatta sansür üzerine tezimi yazdım. Türkiye’ye döndükten sonra etkinlik koordinatörlüğü yaptım ve çeşitli projelerde yer aldım. Şu anda Kadir Has Üniversitesi’nin İletişim Bilimleri bölümünde ikinci yüksek lisansımı yapıyorum. Mental Klitoris’i hayata geçirme aşamasında NewsLabTurkey (NLTR) karşıma çıktı, iyi ki de çıktı. Mental Klitoris’in yanı sıra NLTR’nin Sürdürülebilir Gazetecilik Programı kapsamında hazırlanan podcastin de sunumunu üstlendim. Başka çeşitli projeler de yolda. 

Türkiye gibi bir  ülkede tabu olan cinsellik, cinsel sağlık, toplumsal cinsiyet ve cinsel şiddet gibi konuları da içeren podcast formatında yayınladığınız Mental Klitoris isimli programı yapma fikri nasıl ortaya çıktı ve bu konuları konuşmaya sizi çeken neydi?

Uzun zamandır cinsellik ve toplumsal cinsiyet alanında çeşitli formatlarda çalışmalar yapıyordum. Belgrad’da yaşadığım 2016-2018 yıllarında Açık Radyo, evdeki Türkçe ses olmuştu bana. Radyo programı yapmak istemeye başladım, kabaca böyle bir fikir o zamanlar aklıma düştü. 2017 yazında bir kültür sanat merkezi ve tartışma alanı olan Depo İstanbul’daki staj dönemimde, Tütün Deposu’nun hemen yanındaki Açık Radyo’nun ekibiyle tanışma ve az da olsa radyoculuğu gözlemleme şansım oldu. İlk başlarda kafamda kurarken ve notlar alırken, bu radyo programının genel olarak tabularla alakalı olmasını planlıyordum. Zamanla cinsellikle alakalı tabulara daha fazla yoğunlaşarak bu alanı daralttım. Mental Klitoris’in kendine konu edindiği seks, cinsellik, cinsel sağlık, cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet ve hazza dair konularda Türkçe içerik eksikliği dikkatimi çekiyordu. O zamanlar hem seks pozitif bir yaklaşımla hem kapsayıcı bir dille hem de şiddetsizlik, onay ve korunma gibi meselelerde önemli sınırlar çekerek Türkçe içerik üreten birkaç derneğin çevrimiçi-çevrimdışı yayınları ve Rayka Kumru karşıma çıkmıştı sadece. Ne kadar çok insan, bu alanda kapsayıcı ve duyarlı bir duruş ve söylem benimseyerek üretim yaparsa o kadar bu tabuların üstesinden gelebileceğimizi düşünüyordum, hala da bu şekilde düşünüyorum. Böyle bir motivasyonla işe koyuldum. 

Programınızın adını Mental Klitoris ismini vermenizin  ve programın podcast formatında yayınlanmasının sebebi nedir?

Mental klitoris söz öbeğini, bir şeylerinin ya da birilerinin sadece göz zevkime ya da bedensel hazlarıma değil, zihnime, düşüncelerime, fikirlerime ya da aklıma da hitap etmesi anlamında kullanıyordum. Biri akıllıca bir şey söylediğinde, daha önce düşünmediğim bir perspektif sunduğunda, “oo mental klitorisim okşandı” diyordum mesela. Podcaste isim düşünürken de seks, cinsellik, cinsel sağlık, cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet ve hazza dair doğru bilinenleri, konuşulmayanları ya da az konuşulanları sorgulamak ve bunu da seks pozitif, haz, sağlık, kapsayıcı ve eşitlik odaklı bir yaklaşımla yapmak istediğimden mental klitorisimizin okşanacağını düşündüm. Podcastin sunmak istedikleriyle, ismin akılda kalıcılığı ve dikkat çekiciliği bir araya gelince Mental Klitoris cuk oturdu gibi oldu.

Medya, iletişim, kültür ve sanat alanlarındaki çalışmalarımın ve araştırmalarımın ışığında, kendi yeterliliklerimi ve maddi imkanları da göz önünde bulundurarak seks, cinsellik, cinsel sağlık, cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet ve hazza dair sansürü by-pass geçerek üretim yapmanın podcast ile mümkün olduğuna karar vererek bu formatta bu işe giriştim.

Türkiye gibi düşünce ve ifade özgürlüğü açısından sorunlu bir toplumda işinizi yapmak zor olmuyor mu? Ayrıca içerik açısından dinleyicilerden nasıl bir tepki aldınız?

Neyi, nerede, nasıl istediğim ve savunduğum gibi yapabilirim kısmını planlarken Türkiye’deki ifade özgürlüğüne müdahaleleri hesaba katmak gerekti. Bu kısıtlılık sanırım en büyük zorluk. Mental Klitoris’te önyargısız, ayrımcı ve cinsiyetçi olmayan kapsayıcı dilin, onay kültürünün, sağlıklı ve güvenli cinselliğin savunuculuğunu seks pozitif ve yargısız bir yaklaşımla yapmaya çalıştığım için aslında hepimize iyi geleceğini düşündüğüm meselelerin peşindeyim. Bu açıdan zorlanmıyorum. Sabrımı zorlayanlar, utandırmaya ve aşağılamaya çalışanlar, taciz edenler, hakaret edenler oluyor tabii. Bazen cevap veriyorum onlara, bazen vermiyorum. Bu seksist, düşmanca, şiddet barındıran, ayrıştıran, ötekileştiren ya da utandırmaya çalışan yorumları aldığımda yaptığım şeye olan inancım artıyor. Beni yolumdan döndürecek, aklıma soru işareti düşürecek ya da yaptığım şeyden şüphe ettirecek kadar oturaklı olumsuz bir yorum almadım. Dışlayıcı, fobik, şiddetli, ayrımcı, ayıplayıcı, cıkcıkcı, tüükakacı yorumlarla utandıramazlar beni. 

Nadir olumsuz geri dönüşlerin yanında, çoğunlukla olumlu, destekleyici, güçlendirici ve kutlayıcı yorumlar alıyorum. Bu güzel yorumlar beni yaptığım şeyi daha iyi yapmaya çalışmakla alakalı inanılmaz motive ediyor. Söylemlerimi ve ifadelerimi daha kapsayıcı şekilde nasıl dönüştürebileceğimle alakalı yorumlar ve eleştiriler alıyorum ve bunları çok ama çok değerli buluyorum. Devamlı öğrenmeye ve daha olumlu, kapsayıcı ve kucaklayıcı bir hale dönüşmeye çalışıyorum.  

Türkiye’de kadınlara, farklı cinsel kimlik ve yönelimlere sahip bireylere  ve çocuklara  yönelik cinsel şiddetin yüksek olmasının nedenleri nelerdir? 

PATRİARKA, heteronormativite, cinsel bastırılmışlık, cinselliği aşağılama ve cezalandırma aracı olarak görme, kapsayıcı cinsellik eğitiminin yokluğu, kadın düşmanlığı, LGBTİ+ fobi, kırılgan erkeklik, zehirli erkeklik, şiddetin normalleştirilmesi sabaha kadar sayılır. Hepsi de birbiriyle ilintili, birbirini besliyor. 

Çocuklara yönelik cinsel şiddet haberleri medyada yoğun olarak yer alıyor. Aileler çocuklarını cinsel şiddetten korumak için onlara ne öğretmelidir?

Çocuklardan önce faillere, potansiyel faillere, kendimize öğretmemiz gerekenler var. Geleneksel toplumsal cinsiyet normları, sosyal normlar, toplumsal cinsiyete dair eşitsiz görüşler, cinsel şiddetin kabulü ve cinsellikle alakalı sınırlı eğitim gibi cinsel şiddetin temel nedenleriyle mücadele etmeliyiz. Kendimiz bu mücadeleleri hem kendi içimizde hem yaşadığımız toplumda verirsek çocuklar için güvenli ortamlar oluşturabiliriz. İşe cinsel şiddetten korumak için çocuğa bir şeyleri öğretmekle başlarsak odak şaşırtmış oluruz, mağdur suçlayıcılığın önünü açmış oluruz. 

Bu alanında araştırma yapmadığım ve çocuklarla çalışmadığım için ancak bu kadarını söyleyebilirim. 

Türkiye’de kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik giderek şiddet ve nefret söylemi artmaktadır. Son dönemde İstanbul Sözleşmesi’nin de varlığı tartışılıyor. Türkiye’de kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik şiddet ve nefret söylemi ile mücadelede medya nasıl bir rol oynamalı ve İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik yürütülen tartışma konusunda ne düşünüyorsunuz?

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi bırak, Sözleşme şartlarını, yükümlülüklerini ve tavsiyelerini ivedilikle uygulamaya koymalıyız. Sözleşme’nin kimi eksiklikleri olsa da, Türkçe resmi çevirisi bir hayli problematik olsa da şimdiye kadar ki en kapsamlı metin. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasında topyekûn ısrarcı olmalıyız, baskı yapmalıyız. Bu Sözleşme sadece Ayşe, Fatma, Hayriye için değil, şiddete uğrama tehlikesi olan kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, göçmen ve mülteciler, LGBTİ+ bireyler, hepimiz için. Sadece Ayşe, Fatma, Hayriye’yi de şiddetten korumak için olabilirdi, yine ısrarcı olurduk ama demin de dediğim gibi şimdiye kadar taraf olunmuş en kapsayıcı metinden bahsediyoruz. 

Medyaya gelirsek, medya kadın ve LGBTİ+’lara karşı şiddet ve nefret söylemlerini üretmek ve yeniden üretmekten vazgeçmeli. Kadın ve LGBTİ+ bireylerle alakalı şiddeti ve nefreti üreten ve perçinleyen bir dil kullanılıyor. Özellikle LGBTİ+ bireyler stigmatize ediliyor, hedef gösteriliyor. Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin kavram sözlüğü doğru kelimelerle haber yazabilmek için oldukça faydalı. Bianet’in toplumsal cinsiyet odaklı habercilik el kitabından da gazeteciler mutlaka faydalanmalı. Kapsayıcı ve duyarlı bir dil olmalı. Haberci bildiğini düşünmemeli mutlaka açıp açıp daha ne kadar şiddetsiz, kapsayıcı ve duyarlı olarabilirim diye bakmalı. Kavramlar ve karşıladıkları anlamlar değişiyor, gelişiyor, yerini daha kapsayıcı bir kavrama bırakabiliyor. Yeniliklere açık ve öğrenmeye hevesli olmalıyız. Medya dil ve söylemle alakalı iyi örnek oluşturmalı çünkü etkisi çok büyük. Bunun sorumluluğunda olmalı haberciler ve haber kuruluşları. Geçen gün İstanbul Sözleşmesi’ni savunanlara hakaret amaçlı fahişe dedi mesela bir tanesi. Kendisine fuhuş yap, onurlu yaşa demek istiyorum. 

Türkiye’de cinsel şiddetle mücadelede devlet hangi adımları atmalıdır?

Devlet İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayarak ve namus bekçiliğini bırakarak başlayabilir işe. Aralarındaki failleri ayıklasınlar, tüm faillerle beraber adil biçimde yargılasınlar. Tecavüz tehdidi savuran, tecavüz listesi yayınlayanların elini kolunu sallayarak gezemediği, mağdurun suçlanmadığı, cinsel şiddetin oluşmamasıyla alakalı önleyici tedbirlerin alındığı ve herkesin güvende hissettiği bir ortam oluşturmak için hangi adımlar atılması lazımsa o adımları atmamalılar. 

Son olarak cinsellik, cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet gibi konularda yayın yapmak isteyenlere önerileriniz neler olur?

Hali hazırda içinde olduğumuz sessizlik ortamı yeterince stigma ve tabuları güçlendirirken, buna yenilerini eklemeden kapsayıcı ve yargıdan uzak içerikler üreterek sorunların altında yatan sosyal normlara odaklanmalarını öneririm. Doğru ve değişmez sanılanları tartışmaya açmak da önemli. Alanda güzel örnek oluşturacak içeriklere çok ihtiyacımız var. Bu içerikleri üretirken de kendini daha iyiye, olumluya, kapsayıcıya, duyarlıya doğru dönüşüme ve değişime açık tutmak gerekiyor. Eleştirsinler, korkmasınlar, çemkirsinler, iyiyi ve güzeli yapmaktan utanmasınlar.

Kaynak:pressenza.com

Koordinator00

Next Post

Posta Birliği Lideri USPS ve Mail-In Oylamalarında Trump Saldırısını Uyardı, 'Diktatörlüğe Doğru Tehlikeli Yol'

Çar Ağu 5 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Jake Johnson / Yazar. Diyerek şöyle devam etti: “Oy hakkına inanan herkes oylamayı posta yoluyla coşkuyla kucaklamalıdır. Onsuz, on milyonlarca seçmenin değerli oy haklarını güvenli bir şekilde kullanma fırsatı reddedilecektir.”tarafından 200.000 üyeli Amerikan Posta İşçileri Birliği lideri Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Başkan Donald Trump’ın postayla […]
Translate »