Genelde çizimlerimde  benzetme kaygısı taşımadan onu en güzel hangi sembollerle  ve desenlerle ifade edeceğimi düşünürüm. Benim aklımdaki resim ise çoktan çizilmişti… Ve tabii ki en genç ve en güzel olanı idi… Çünkü o da böyle isterdi. Aslında her zaman güzel ve bakımlı idi (göz makyajı yapışını bir buçuk iki saat beklediğimi  bilirim).

Aurasından yansıyan ışık karanlıkları aydınlatırcasına müthiş bir enerji yaratırdı ve büyülenmiş gibi olurdun… Yok!!!… Hayır… Mistik bir kahramandan söz etmiyorum, çok iyi tanıdığım, birlikte omuz omuza savaştığım kadından bahsediyorum.

O enerji ile cuntanın makamlarının açılmadık kapısı kalmaz “efendim” diye başlar… Aurası ile karşısındakinin başını döndürürdü.
Enerjisi yüksek her insan gibi onunda sert köşeleri vardı ve korktuğunu, çekindiğini düşündüğü insanlara hiç ama hiç  taviz vermez kendince de tavır alırdı.

Aslında çelik disiplin de denebilir… Ailedeki iki kişi Hüseyin ağbi (ki o da iyi bir örgütleyici ve stratejisttir) ve Didar abla tam bir çelik disipline sahipti.

Didar ablanın bütünleştiği, hiç eksik etmediği suyu ve sigarasını da unutmamalıyız.

Bizler onun “sıdiklı gelınlar”ı idik bizi de çok severdi ama “ASLANLAR”ı onlar… Onlar bir başkaydı.

“ÇOCUKLAR”ının haklarını aramak için gittikleri Ankara’da saldırıya uğrarlar… Ve Didar abla şeker komasına girer ama tıbbi müdahale yapılmasına izin verilmeyerek hayatını kaybetmesine neden olurlar… Tarih… Bir eylül… Dünya barış gününü göstermektedir.
Cunta sonrası en büyük kortejle uğurlanırken tüm insanlar ona selam duruyordu.

Tülay Sönmez
13/05/2020

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!