OLUP DA BİTMEYEN: MARAŞ’TAN BUGÜNE ALEVÎLER (2)

Temel Demirer

II. AYRIM: MARAŞ KATLİAMI
“Ülkücü teröristler tarafından organize edilen katliamdır.”[12]Çünkü Maraş Davası’nın “Gerekçeli Kararı”ndaki ifadeyle, “Alevîlere ait evler önceden işaretlenmiştir, bazı yerlerde ise bunun tersi yapılarak Sünnîlere ait evler işaretlenmiştir. ‘MHP, ÜGD, Katil Ecevit’ ve üç hilal yazılı olan işyerlerine dokunulmamıştır.”Maraş Katliamı, yönlendirilmiş milliyetçi nefretin, neler yapabileceğinin iğrenç abidelerindenken; çoluk çocuk demeden öldürüp, yaralanan insanların Maraş’ı denince, aklıma hep şu yerde yatan küçük çocuğun cansız bedeni gelir![13]
II.1) TARİHSEL ARKA PLAN
Maraş Katliamı, durup dururken kendiliğinden gerçekleşmedi. Bir kaç çapulcunun cehalet kışkırtması ile açıklanamayacak önemli bileşenleri arkalıyor. Bunların başında rejim gelir. Rejimi ve militarist kurumlarını aklamak amacıyla dolaşıma sokulan “provokasyon” söylemi yalandır. Ortada provokasyon değil planlanmış katliam vardır.

ADIM ADIM MARAŞ KATLİAMI’NA GİDEN YOL
18 Ocak 1978Ecevit hükümeti, TBMM’de güvenoyu aldı.
16 Mart 1978İstanbul Üniversitesi’ne bomba atıldı. 5 öğrenci katledildi, 50’ye yakın öğrenci yaralandı. Üniversite öğretime ara verdi.
12 Nisan 1978Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi’ne bombalı saldırıda çok sayıda öğrenci yaralandı.
15 Nisan 1978Malatya’da 3 öğrenci, Ankara ve Maraş’ta 2 işçi öldürüldü. Ankara’da MHP’nin uyarı ve yürüyüş mitingi yapıldı.
17 Nisan 1978‘Hamido’ lakaplı Malatya belediye başkanı Hamid Fendoğlu gönderilen bombalı paketle öldü. Maraş’ta Alevîlerin önde gelen isimlerinden Memiş Özdal’a bombalı paketler gönderildi.
18 Nisan 1978Büyük bir grup “Kahrolsun Komünizm, Katil Ecevit”, “Müslüman Türkiye”, “Dan Dan Hamido’ya İntikam” sloganlarıyla saldırıya geçti. Alevîlere ait ev ve iş yerleri işaretlendi. Birçoğu tahrip edildi.
19 Nisan 1978İçişleri Bakanı Maraş’ta ‘Türk Yıldırım Komandoları’ ve ‘Esir Türkleri Kurtarma Ordusu’nun kurulduğunu açıkladı. MHP, halkı birleşmeye çağırdı.
20 Nisan 1978Ordudan atılan bir yüzbaşı evinde orduya ait TNT kalıplarıyla yakalandı. Yüzbaşının Maraş’a silah sevkıyatında görevli olduğu iddia edildi.
22 Nisan 1978Alparslan Türkeş, “Maraş’ta halk infial hâlindedir,” dedi.
23 Nisan 1978Başbakan Bülent Ecevit, “MHP Genel Başkanı’nın bildiği bazı şeyler var. Bu arada hükümetimiz bir güvenlik önlemi almak üzere çevre il ve garnizonlardan Maraş’a askeri birlikler gönderdi. Önlem alınmıştır,” dedi.
27 Nisan 1978Ülke genelinde 1 Mayıs afişi asan 4 kişi katledildi.
28 Nisan 1978İzmir’de bir TİKKO’cu idama mahkûm edildi.
1 Mayıs 1978Elazığ’da bir cami minaresinden ‘Suya zehir atıldı’ şeklinde anons yapıldı. halk galeyana geldi, ancak güvenlik güçleri halkı zorla da olsa yatıştırdı.
29 Eylül 1978Malatya Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul katledildi.
8 Ekim 1978Abdullah Çatlı liderliğindeki militanlar, Ankara’da Bahçelievler Katliamı olarak bilinen saldırıda bir evde 7 öğrenciyi katlettiler.
19 Aralık 1978Maraş’ta Çiçek Sineması’na ses bombası atılmasıyla başlayan olaylar tam bir Alevî Katliamı’na dönüştü.

Maraş Katliamı 1978 yılında Aralık ayının sonlarında başlayıp, 19 Aralıktan 26 Aralık’a kadar yaklaşık olarak bir hafta sürdü. Maraş Katliamı’ndan sonra sıkıyönetim ilan edildi.19-26 Aralık 1978 kesitinde Maraş’ta CIA-MİT organizasyonunda, faşistlerin yönlendirdiği güruhun, daha önceden tespit edip işaretledikleri evlere, işyerlerine saldırmasıyla bir katliam gerçekleştirdiler.Köylerde ve camilerde yapılan propagandada “Alevîlerin malı, namusu sizlere helaldir. Bir Aileviyi öldüren cennete gider. Hacca gitmenize gerek yok” denildi. Yoksul Beltiz köylülerine, “Şehire gidin orada Alevîlerin mallarına el konulacak. Nasibiniz olanı alın” denmişti.Resmi kaynaklara göre 111 kişi hayatını kaybetti. Resmi olmayan kaynaklara göre beş yüzün üzerinde insan hayatını kaybetti.Yüzlerce ev ve işyerleri yakılıp yıkıldı. Binlerce insan yaralandı. Birçok kadına tecavüz edildi. Yedi gün süren saldırılara 40.000 insan katıldı. Binlerce mermi kullanıldı. Binlerce insan Maraş’ı terk etti.Aralık 1978 tarihinde Maraş’ta gerçekleşen vahşeti anlayabilmek için epey gerilere gitmek gereklidir. Olanlar yalnız bir mekâna özgü, belli bir zaman diliminde gelişen talihsiz bir vaka değildir.Maraş Katliamı ve buna benzer diğer katliamların nedeni Türkiye Cumhuriyeti’nin (T.”C”) oluşumundaki teklik ideolojisinde aramak gereklidir. Tekçilik zihniyeti üzerine inşa edilen T.”C”de, diğer milliyetlere ve inançlara yaşam hakkı verilmedi. Elden geldikçe ayrılıklar yok sayıldı, ayrılıklar kabul görmedi. Yok edildi. Osmanlının son döneminde İttihat ve Terakki’nin önderliğinde başlayan Ermeni, Süryanî, Rum katliamları, Cumhuriyet döneminde Kürt ve Alevî katliamlarıyla devem etti. Gerek devletin kolluk kuvvetleriyle, gerekse para-militer güçlerin saldırılarıyla, Anadolu’nun kavim halklarından binlerce insan katledildi. Mübadele, İskan Kanunu, Emlak Vergisi gibi tedbirlerle yerinden edilen insanlardan geriye kalanlarsa, hızla asimile edilmeye çalışıldı. Dillerin, inançların yasaklanması bu zihniyetin ürünüdür. “Herkes Türk’tür”; “Bir Türk Dünyaya Bedeldir”; “Ne Mutlu Türküm Diyene”; “Türk Olmayanların Ancak Türklere Köle Olma Hakları Vardır,” gibi ırkçı söylemler T.”C”nin kurulmasıyla beraber devletin resmi politikası oldu.Avrupa’da Hitler ve Mussolini faşizminin yükselişe geçmesiyle Türkiye’de de ırkçı politikalar zirveye çıktı. İkinci dünya savaşından sonra, faşizmin yıkılmasıyla beraber Türkiye’de de ırkçı ve faşist uygulamalar, düşünceler taraftar bulmadı. Hiç kimse açıktan bu tip faşist ideolojileri savunamaz oldu. Irkçı söylemleri; örneğin Turancılık yerine milliyetçilik, üstün Türk ırkı yerine Türk milliyeti söylemi yazılıp savunulur oldu. 1970’li yıllarda milliyetçiler hızla örgütlenmeye giriştiler. Bu örgütlenmeler dünyada gelişen sosyalist dalgaya karşı bizzat ABD’nin denetiminde gelişiyordu. Devletin askeri karargâhlarında, “Komando Eğitim Kampı” adı altında 250.000 ülkücü genç ABD’nin askeri uzmanlarınca eğitildi. Ayrıca Komünizmle Mücadele Dernekleri, Türk Talebe Birliği, Yeniden Milli Mücadele Derneği, Kültür Ocakları, Milli Gençlik Vakfı, Ülkü Ocakları, Aydınlar Ocağı gibi birçok sivil toplum kuruluşu adı altında kukla örgütler kuruldu ya da kurduruldu.1968-1971 yıllarında Avrupa’yı saran 68 kuşağı gençlik hareketi Türkiye’de de büyük bir kitlesel taraftar buldu. Devrimci sosyalist gençlerin önderliğinde öğrenci, köylü ve işçi hareketleri hızla yükseldi. Dersim Katliamı’yla, üzerine ölü toprağı serpilen Kürt davası yeniden tartışılır oldu.Gelişen bu devrimci dalga Türkiye’deki faşist ve yobaz kesimleri korkuttuğu gibi egemenleri de korkutuyordu. Türkiye’nin dört bir yanında kitlesel gösteriler hızla yükseliyordu. Egemenler, gelişen toplumsal muhalefet karşısında tam bir çıkmaza girdi.Avrupa’da 1945 yılında yıkılan faşist diktatörlüklerin yerine kurulan rejimler, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin desteğiyle gelişen halk hareketleriyle karşı karşıya kaldılar. 1950 yılının başında sözde bir Sovyet işgaline karşı NATO ülkelerinde gizli bir örgütlenmeye gidildi. Uluslararası Gladyo adı verilen bu örgüt, Türkiye’de önce Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonra, 1967 yılında Özel Harp Dairesi olarak adlandırıldı. Özel Harp Dairesi, daha sonra Kontrgerilla adı verilen bu örgüt; ülke içinde işçi, öğrenci ve Kürt hareketine karşı kullanıldı.1975 yılından sonra Çorum, Tokat, Sivas, Malatya, Elazığ, Adıyaman ve Maraş’ın içinde bulunduğu; MHP’nin Altın Hilal adını verdiği bölgede saldırı olayları hızla gelişti. MHP özelikle bu bölgedeki farklı etnik ve inanç gruplarını kullanarak kısa bir zamanda taraftar bulabiliyordu. Her gün yirmi-yirmi beş kişi hayatını kaybediyordu. Kontrgerilla denilen Özel Harp Dairesi ülkücülerle beraber, kitlesel saldırılarını bütün Türkiye’ye yaydı.Özellikle 1978 yılının ikinci yarısından itibaren bilinçli ve planlı bir şekilde gerçekleşen olaylar, saldırılar, yaralanmalar, öldürmeler günlük yaşamın bir parçası hâline geldi. Her gün yollar kesilip sokak ortasında aydınlar, yazarlar, sendikacılar, işçiler, köylüler, öğrenciler katlediliyordu. Okullar, işyerleri, evler, fabrikalar basılıp insanlar hunharca öldürülüyordu. MHP’nin Altın Hilal adı verdiği bu bölgede artık tek tek insan ldürmeler, yerini kitlesel katliamlara bıraktı.1978 yılının başından itibaren Maraş’ta çeşitli sol örgütlerle Ülkücü Gençlik Derneği mensupları arasında şiddetli çarpışmalar yaşandı. 4 Nisan günü Yörükselim Mahallesi’nde Alevîlerin, demokratların CHP’lilerin gittiği bir kahvehaneye patlayıcı madde atıldı ve kahve tarandı. 81 yaşındaki Alevî dedesi Gıjık Dede katledildi. Ardından şehirde bir dizi patlama gerçekleşti.Bu dönemde ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu), TİT (Türk İntikam Tugayı), TYK (Türk Yıldırım Komandoları) gibi örgütlerin kurulduğu bildirilerle açıklandı.Ülkücüler, kendi kurumlarına veya taraftarlarının mekânlarına patlayıcı madde atarak, suçu solculara yükleyip, Alevî mahallelerinde Alevîlere karşı saldırıya geçtiler.Aralık ayının başında Yörükselim Mahallesi’ne gelen iki genç bazı evlere girerek, evde oturanların sayısını alıyor, evlerin giriş kapılarına çeşitli işaretler, harfler veya sayılar yazıyorlardı. Kendilerinin bazen PTT’den bazen de belediyeden veya elektrik dairesinden geldiklerini söylüyorlardı.Bu dönemde Amerikalı Alexander Peck de ortalarda geziyordu. Bu şahsın ABD Büyük Elçiliği’nin ikinci katibi olduğu ortaya çıktı. Şehirde çerçi, mili piyango bilet satıcılarının bolluğu göze çarpıyordu.Dışardan militanlarının takviyesi, yoksul Bertiz köylülerinin şehre taşınması, hedeflerinin işaretlenmesi tamamlandıktan sonra sıra işaret fişeğine gelmişti.19 Aralık günü Çiçek Sineması’nda ülkücülerin izlediği bir filim seansında, MHP’lilerin, kendilerinin organize ettikleri bir ses bombası patlatıldı.Bu patlamadan sonra sinemadan çıkan 870 kadar kişilik kitle, PTT, CHP ve diğer sol kurumların lokallerine karşı bir saldırıya giriştiler.20 Aralıkta Yenimahalle’de Alevîlerin gittiği Akın Kıraathanesi’ne bomba atıldı. 21 Aralıkta iki solcu öğretmen öldürüldü. Öldürülen öğretmenlerden Mustafa Yüzbaşıoğlu Maraş’ın yerlilerinden, Türk ve Sünnî bir ailedendi. Hacı Çolak Elbistanlı Alevî bir ailedendi. İkisi de TÖB-DER üyesiydiler. Hacı Çolak olay anında, Mustafa Yüzbaşıoğlu yaralı olarak kaldırıldığı hastanende vefat etti. Yüzbaşıoğlu verdiği ifadesinde kendilerini vuranların Endüstri Meslek Lisesi’nden sağcı öğrenciler olduğunu söylemişti.22 Aralık Cuma günü iki öğretmenin cenaze töreni yapılacaktı. Tören yapılmadan önce binlerce köylü Ulu Cami’nin etrafına yığılmıştı. Bu köylüler bizzat belediye araçlarıyla, komşu köylerden taşınmışlardı.Onlara “Komünistler Ulu Cami’ye saldıracaklar, Müslüman olan camiyi savunmaya gelsin” denmişti.Devlet Hastanesi Baştabibi Çetin Diker, yapılan planlamanın içinde olduğu için, cenaze törenini bilinçli bir şekilde cuma namazının sonrasına bıraktırdı.Çetin Diker, hastanede bir MHP üyesi gibi çalışıyordu. Hastaneye dışardan getirilen ülkücü militanlar konuşlandırılmıştı. Hastanenin zemin katı adeta işkencehaneye dönüştürülmüştü. Öğleden sonra saat 14.30 da alınan cenazeler Ulu Cami’ye doğru yola çıkartıldı. Törene altı bin insan katılmıştı. Yürüyüşe katılanlar polis ve jandarmanın kontrolünden geçmişti. Pankartların sopalarına kadar, yürüyüşçülerin ellerinde ne varsa alınmıştı.Cenazeler Ulu Cami’ye geldiğinde, saldırganlar yolu keserek cenazeleri camiye yaklaştırmadılar. Cenaze kortejini bekleyen devlet erkanı, saldırganların oluşturduğu bir heyetle görüştü. Saldırganlar bir resmi heyet gibi karşılandı, Saldırganlar, birçok öneri sunarak başta TÖB-DER, Pol-Bir, ceşitli sol parti ve derneklerin hemen kapatılmasını önerdi. Cenazelerin kesinlikle Ulu Cami’de namazının kılınmayacağını bildirdiler.Saldırganlar, “Komünistlerin namazı kılınmaz, Alevîlere ölüm, din elden gidiyor, Müslümanlar savaşa” diye bağırıyordu. Maraş Kalesi’nden, yüksek binalardan yürüyüşçülerin üzerine uzun namlulu silahlarla ateş edildi. Dinamitler, bombalar, taşlar, sopalar atıldı. Yürüyüşçüler dağıldı, cenazeler tekrar hastaneye götürüldü. Bu saldırı esnasında üç kişi hayatını kaybetti.23 Aralık Cumartesi günü ölen 3 ülkücünün cenaze töreni yapıldı. Cenaze törenine katılımı sağlamak için belediyenin ve birçok caminin hoparlöründen anons yapıldı. Yapılan anonslarda bütün Müslümanların bu törene mutlaka katılımı çağrısı yapılıyordu. Törene binlerce kişinin katılımı sağlandı. Valinin sokağa çıkma yasağına rağmen binlerce kişi Ulu Cami’nin önünde toplandı. Cenaze töreninden sonra faşistler Alevîlerin oturduğu mahallelere karşı saldırıya geçtiler.23-24-25-26 Aralık tarihlerinde başta şehir merkezi olmak üzere, Yörükselim, Serintepe, Yusuflar, Mağaralı, Dumlupınar, Yenimahalle, YSE Evleri, Kara Maraş, Sakarya mahallelerinde saldırılar sürdü. Mahallelerde saldırganlar, daha önce belirleyip işaretledikleri evleri, işyerleri ve araçları yakıp yıktılar.Sağ görüşten olan insanların ev ve işyerlerine, dükkânlarının veya evlerinin kapı ve pencerelerine sağ içerikli sloganlar, Türk bayrağı veya MHP flaması asanların mekânlarına ise hiç dokunulmadı.Saldırganların önüne gecen bazı mahalleliler evi işaretlenmemiş Alevîlerin, solcuların evlerini gösterdiler. Bu evler de yakılıp yıkıldı. Mahallelerde insan avı başladı. Evlerde bulunan çocuk, ihtiyar, kadın demeden yüzlerce insan hunharca öldürüldü.Saldırganlar; dinamit lokumları, uzun namlulu silahlar, tabancalar, tahta, balta, kılıç, balyoz, demir sopalar, tahta sopalar, kürek, et satırları, av tüfekleri, molotof kokteyller kulandılar. Saldırılarda kadınların ırzlarına geçildi, kadınların göğüsleri kesilerek ağaçlara asıldı. Çocuklar duvarlara çiviyle çakıldı, kaynayan kazanda kaynatıldı. Yaşlı insanların gözleri oyuldu, kafaları balyozlarla parçalandı.Köylerde ve camilerde yapılan propagandada, “Alevîlerin malı, namusu sizlere helaldir. Bir Aileviyi öldüren cennete gider. Haca gitmenize gerek yok” denildi. Yoksul Beltiz köylülerine “Şehire gidin orada Alevîlerin mallarına el konulacak. Nasibiniz olanı alın” denmişti.Öğretmenlerin cenaze töreninden sonra polisler görevlerinden geri çektirildiler. Şehrin güvenliği askeriye teslim edildi. Askerler, yanı başlarında saldıranları, gözlerinin önünde ev yakarlarken, adam öldürürlerken, gördükleri hâlde hiç müdahale etmiyorlardı. Yörükselim Mahallesi’nin üzerindeki çalılıklarda toplanan saldırganlar, askerlerin tanklarına binerek, tankların üzerinde MHP bayraklarını sallayarak mahallelere saldırdılar. Faşistler Yörükselim Mahallesi’nin yanı başındaki kışlayı dört bir yandan sararak, oraya sığınmış Alevîlerin kendilerine verilmesi için saatlerce beklemişlerdi. Bu durumu görüp şaşkına dönenler, “Neden müdahale etmiyorsunuz? Silahları bize verin, biz kendimizi savunalım. Bunlar kökümüzü kurutacaklar, Daha ne bekliyorsunuz?” diyenlere, “Silahlarımızda mermi yok. Bize olaylara müdahale edin diye daha emir gelmedi. Ankara’dan emir gelirse müdahale ederiz” deniyordu.Maraş Katliamı’na katıldığı için tutuklananların davaları 1991 yılına kadar sürdü. Yargılananlar; ev kadınları, bekçiler, öğrenciler, köylüler ve işsizlerdi. Olaylara direkt katılan faşist örgütlerden hiç söz edilmedi. MHP ve Ülkü Ocakların rolü ve sorumluluğu hiç gündeme getirilmedi. ETKO, TİT gibi gizli örgütlerin yöneticiler, yaptıkları işler nelerdi, kimse hesap sormadı.Adana kapalı spor salonunda yapılan duruşmalarda 804 kişi yargılandı. 1991 yılında çıkartılan terörle mücadele yasasından dolayı bütün tutuklular serbest kaldı. Dava kapatıldı.Katliamın baş sorumluları, planlayıcıları hakkında hiç bir işlem yapılmadı. Onlar büyük iş adamı oldular, milletvekili oldular.[14]Maraş’taki katliam, yakma yıkmalar, 25 Aralık gecesi ancak durdurulabilir. Olaylarda yüzlerce kişi katledilmiş, binlerce insan yaralanmıştır.[15] 552 ev ve 289 işyeri yakılıp yıkılarak tahrip edilmiştir. Olayların ardından Alevî nüfusunu, yüzde 80’inin Maraş’ı terk ettiği istatistiklere geçmese de biliniyor.
II.2) DEVLET BELGELERİ’NDEKİ MARAŞ GERÇEĞİ
Burada uzunca bir parantez açıp, Aralık 1978’de Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yandaşlarınca Alevîlere karşı Maraş’ta gerçekleştirilen eylemleri hızla sıralayarak anımsayıp/ anımsatırsak; Milli İstihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) 12 Eylül mahkemesine gönderdiği 57 sayfalık belgede şu çarpıcı bilgiler yer almaktaydı:• MİT, 19 Aralık 1978’de başlayan olaylara ilişkin 23 Aralık 1978 saat 15.30’da devletin zirvesine bilgi geçiyor ve “Şu ana kadar herhangi bir takviye birliği Maraş’a ulaşmış değildir. Şehrin bütün semtlerinde silahlı çatışmalar sürmektedir,” diyor.• 26 Aralık tarihli belgede de, Maraş’ta geceleri güvenlik güçlerinin sokaklardan çekildiği ve ardından Ülkücülerin Alevîlerin evlerine baskın düzenlediği kaydediliyor.• 19-26 Aralık 1978 kesitinde yüzlerce Alevî ve solcunun öldürüldüğü, Maraş Katliamı’ndan yaklaşık 1 ay sonra, devletin zirvesine 17 Ocak 1979 tarihli bir bilgi notu gönderen MİT, eylemleri planlayanların isimlerinin tespit edilmesine ve eylemi yöneten şahıslar hakkında bilgi derlenmeye çalışıldığını bildiriyor.• Belgelerde, Maraş Katliamı döneminde, ‘Güneş Ne Zaman Doğacak’ başlıklı filminin gösterildiği Çiçek Sineması’na 19 Aralık 1978’te bomba atılması olayını da ÜGD üyesi Ökkeş Şendiller’in organize ettiği yazılı. Hatta belgeye göre (Ökkeş Şendiller’in (yani Kenger), olayla ilgili olarak, şunları anlattı: “sinemaya bomba atılması emrini bana Ülkücü gençlik derneği Maraş ikinci başkanı verdi. Tuvalette dinamiti Yunus İlhan isimli kişiye verdim. Sinemanın ön tarafına atmasını söyledik. Dinamitin patlaması sonrasında sinemada panik havası oluştu.”• Emniyet genel müdürlüğü’nden gelen rapor da, Ökkeş Şendiller’in (Kenger) devlet için çalıştığını gösteriyor. Bu raporda da, Şendiller için “Teşkilâta patlayıcı madde temin eden kişi” tanımı yapılarak, şöyle denildi: “Kenger, 19 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’ndaki patlamadan önce ve sonra Ankara ÜGD’ye ait 29 43 51 numaralı telefonla konuştu. Kenger, patlamadan hemen sonra sanki bu patlamayı bekliyormuş gibi salondaki şahısları toplayarak onlara öncülük etmiş, emirler vererek sloganlar attırmıştır.”• Şendiller, tüm bunlara rağmen dönemin sıkıyönetim mahkemesinde açılan Maraş Katliamı davasında beraat etmişti.• MİT’in Maraş belgelerinde MHP’nin rolü anlatılıyor: “olaylar, olaylardan 2-3 hafta önce MHP Maraş il örgütünde MHP Maraş yöneticileri ile Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) mensuplarının katılması ile yapılan bir toplantıda planlanmıştır. Toplantıya ÜGD genel merkezi’nden bir yetkili de katılmıştır. (Büyük ihtimalle Sefa Şevkat Çetin) toplantıda Maraş’taki Alevîlerin ve bunları destekleyen sol grubun son zamanlarda Ülkücü ve Sünnîler üzerindeki baskılarını arttırdıkları gerekçesiyle, bunlara bir ders vermenin zamanı geldiği belirtilerek, ilk önce sol gruba mensup Alevîlerin meskûn bulunduğu mahallelerde, ileri gelenlerin adresleri tespit edilmiş daha sonra tespit edilen adreslere eylem yapacak şahıslar belirlenmiştir.”“22 Aralık 1978 günü sol gruba mensup 2 öğretmenin cenaze namazları bahane edilerek ‘Alevîlerin Sünnîlere karşı baskın hazırlığında oldukları, Alevîlerin çoğunlukta olduğu mahallelerde Sünnî kadınların ırzına geçtikleri’ söylentileri halk arasında yayılarak, önceden planlandığı gibi olay önce cenazelerin bulunduğu cami civarında başlamış ve belirlenen semtlerdeki evlere baskın şeklinde gelişmiştir.”• 26 Aralık 1978 tarihli belgede ise Maraş’ta geceleri güvenlik güçlerinin çekilmesi ile birlikte ev baskınlarının düzenlendiğine dikkat çekilerek, “Baskınlar özellikle Alevîlerin evlerine yöneliktir. Olaylar siyasi boyutu aşıp Alevî-Sünnî çatışması hâline dönüşmüştür. İlde bol miktarda makineli tüfek bulunmuştur,”[16] denildi.Bu kadar da değil: İçişleri Bakanlığı’nın TBMM’ye ulaştırdığı “Maraş Olayları” raporunda, soyadını olaylardan sonra “Şendiller” olarak değiştiren Ökkeş Kenger’in, “Solcuların üzerine kalması için” Ülkücülere dinamit attıkları ve 10 kişiyi yaraladıklarını itiraf eden el yazısıyla verdiği ifade de yer alırken; rapordaki dikkat çekici ifadeler de şöyleydi:• 16 Aralık 1978 tarihinde özel olarak getirilen ve şehirde faaliyet gösteren Çiçek Sineması sahibine yapılan baskı sonucunda gündeme alınan sağ görüşü destekleyici, “güneş ne zaman doğacak” filminin oynatılması, denetlenmesi, sinemanın korunması ve elde edilen gelirin kontrolü ile ilgili organizatörlüğün ülkü ocakları derneği üyesi Ökkeş Kenger ve onun yönettiği kişiler tarafından yapıldığı, 19 Aralık 1978’de filmin gösterildiği sırada bir bombanın patlaması neticesinde 10 kişinin hafif şekilde yaralandığı, sinemadan çıkan bir grubun, başta CHP binası olmak üzere çevrede taş ve sopalarla tahribe başladığı…• Maraş ÜGD üyesi ve çaycısı Ökkeş Kenger’in 14 Ocak 1979’da kendi el yazısı ile kaleme aldığı ifadesinde özetle; ‘Dernek 2. Başkanı Mustafa Kanlıdere’nin kendisine ve Mustafa Tecirli isimli şahsa, film oynatıldığı sürede tahrip gücü az bir dinamitin solcuların attığı süsü verilerek patlatmalarını söylediğini, böylece halkı kışkırtıp, tahrik ederek, isyan ettireceklerini söylediğini, Kanlıdere’nin kendisine sinemaya atılacak dinamitleri saat 15.00’da Şekerli Cami’nden gelip almasını söylediği, belirlenen saatte gidip tuvalette kağıt torba içerisinde beze sarılmış vaziyette dinamitleri aldığı… Çiçek Sineması’nın tuvaletinde dinamitleri Yunus İlhan’a verdiğini, film sırasında dinamitleri patlatmasını söylediğini, saat 20.45 sıralarında filme ara verildiğinde patlama olduğunu, kendisinin de Mustafa Tecirli ile birlikte balkonda bulunduğunu, patlamadan sonra solcular tarafından atıldığı süsü verdirmek için “Kanımız aksa da zafer İslâmın, kahrolsun komünistler,” gibi sloganlar atıldığını, halkı tahrik etme görevinin Mustafa Ekinci’ye verildiğini, 50 cm uzunluğundaki sopaların sinemada bulunan grup tarafından alındığı, cumartesi ve pazar günleri ilde büyük olayların yaşandığını, birçok insanın hayatını kaybettiğini olayların bu insanların tahriki neticesinde çıktığını, olaylardan derneğin ve dernek başkanının haberi olduğunu ve bu insanların tertiplediği…• Ökkeş Kenger’in ETKO olaylarıyla ilgili olarak yakalanan İsmet Çalışır’ın ifadesinde “Teşkilâta patlayıcı madde temin eden kişi” olarak geçtiği, patlamadan önce Ankara ÜGD’de 294351 numaralı telefonla konuştuğu, Kenger’in patlamayı bekliyormuş gibi salondan çıkan şahısları toplayarak onlara öncülük ettiği… Kenger’in patlama dahil ilde süregelen olaylar için Ankara ÜGD genel merkezi’nden talimat almış olabileceği hususları belirtildi.Aynı raporda, Alevî mahallerine yapılan saldırılarla ilgili kan donduran polis ifadeleri de dikkat çekiyordu:• 23 Aralık 1978… Alevî vatandaşlarımızın oturmakta olduğu Yörükselim mahallesine saldırıların yoğunlaştığının ve bu mahalle sakinlerinin topyekûn imha edileceklerinin görülmesi üzerine mahalle sakinlerini askeri birliklerce askeri bölgede güvenlik altına alındığı…[17]Toparlarsak: MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in çeşitli dönemlerdeki konuşmaları ve MHP’nin Maraş’taki etkinlikleri katliama örnek delillerdir. Katliamdan bir hafta önce, Alevîlerin ve solcuların çoğunluk olarak yaşadıkları semt ve mahallelerde görevli olduklarını ifade eden bazı kişiler “tuhaf” bir nüfus sayımı bahanesiyle evleri dolaşarıp, evlerde kaç kişinin yaşadığı gibi sorular sorarak ve evlere yeni numaralar vereceklerini söyleyerek kapıları kırmızı boya ile işaretlemişlerdi.Bazı belgelerde ise PTT görevlileri olduklarını söyleyen kişiler, mektupların kaybolmasını engellemek için bir çalışma yaptıklarını söylemek suretiyle kapılara boyayla işaretler koymuşlardır. Bu işaretlemelerin amacı, Alevî ve solcu evlerini belirlemek ve kendi yandaşlarına zarar vermemekti.Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın özel bir ekibe hazırlattığı ve kamuoyuna yansımayan bir rapordan bir bölümü birlikte okuyalım: “18 Aralık 1978 günü ÜGD Maraş şubesi ikinci başkanı Mustafa Kanlidere, Ökkeş Kenger ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli’ye, ‘Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için, solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını,’ emretmiştir.”‘Yeni Gündem’ Dergisi’nin 1986 yılında ilk kez açıkladığı rapor Çiçek Sineması’nın bombalanmasıyla başlamaktadır. Raporda akıllara takılan bir başka ilginç ayrıntı da olayların hemen öncesinde şehrin konuklarının çoğalmasıdır. ‘19-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş ili otellerinde kalan kişilerle ilgili yapılan araştırma’ ile ilgili bölümü okuyalım: “19-20 Aralık günü yatan ve kendilerini milli piyangocu olarak tanıtan 26 değişik isimli şahsın, Mili Piyango İdaresi’nden alınan, 26 Ocak gün ve 0313/653 sayılı yazıları ve ekinde bulunan belgelerden, ne sabit, ne de seyyar bayi olmadıkları anlaşılmaktadır.Maraş ilinde de yeteri kadar milli piyango bayii vardır. Ve 19-25 Aralık günlerinde çekiliş olamayacağına göre, sahte meslek göstererek kalan bu kişilerin, olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları kanısı uyanmaktadır.”[18]
II.3) VERİLER, TANIKLIKLAR, SORUMLULAR VE SORU(N)LAR
Özetin özeti Maraş Katliamı, Maraş’da bitmedi!Maraş Katliamı davasına katılan 3 avukat vardı.Bu 3 avukata “Ne oldu” mu? Üçü de katledildi. Maraş Katliamı’nın müdahil avukatlarının Ceyhun Can 10 Eylül 1979’da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980’de ve Ahmet Albay 3 Mayıs 1980’de öldürüldü.Kimler tarafından mı? MHP’li, Ülkücü, milliyetçi, dini bütün tetikçiler tarafından!O tetikçilere, sanıklara “Ne mi oldu?”Maraş Katliamı sanıklarının 16 Nisan 1979’da askeri mahkemede başlayan dava, 8 Ağustos 1980’de sonuçlandı. Yargıtay’a giden davanın sanıkları, 1991 yılında çıkarılan terörle mücadele kanunu nedeniyle serbest kaldı. (Daha sonra da Erdoğan tarafından geçirilen düzenlemeler neticesinde, serbest bırakıldılar.)Ölüm ve müebbet cezalarının dışındaki diğer hapis cezalarında 1/6 arasında indirim uygulanıp, cezalar daha da azaltıldı. Mahkemenin kararı, Yargıtay da bozuldu. Yeniden yargılama, Yargıtay süreci vb. İdam cezaları uygulanamadı. Hafif cezalarla dosya kapandı.

MARAŞ “DAVASI”
HAKKINDA DAVA AÇILAN SANIK SAYISI804
ÖLÜM CEZASINI ALANLAR29
MÜEBBET HAPİS CEZASI ALANLAR7
15-24 YIL ARASI HAPİS CEZASI ALANLAR7
10-15 YIL ARASI HAPİS CEZASI ALANLAR29
5-10 YIL ARASI HAPİS CEZASI ALANLAR259
1-5 YIL ARASI HAPİS CEZASI ALANLAR26
BERAAT EDENLER379
KARAR AŞAMASINDA FİRARDA OLANLAR, ÇEŞİTLİ NEDENLERLE DAVASI TEFRİK EDİLENLER, ÖLÜMLE DAVASI DÜŞENLER TOPLAMI68

Davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger -sonradan soyadını değiştirerek Şendiller oldu- beraat ederek daha sonra 1991 yılında MHP’den milletvekili oldu.Bunun yanında 23-25 Aralık 1978 de Maraş’ta resmi verilere göre katledilenler: Abidin Uzunpınar (Sol), Ali Uzunpınar (Sol), Hasan Uzunpınar (Sol), Mehmet Ünver (Sol), Döndü Ünver (Ev Kadını-Sol), Zühre Ünver (Ev Kadını-Sol), İbrahim Ünver (Sol), Malik Ünver (Sol), Fidan Suna (Ev Kadını-Sol), Ali Suna (Sol), Esma Suna (Ev Kadını-Sol), Mehmet Suna (Sol), Yılmaz Baz (Sol), Kezban Usta (Ev Kadını-Sol), İbrahim Usta (Sol), Yusuf Levendiz (Sol), Ali Akinci (Sol), İsmail Nergis (Sol), Hasan Akirmak (Sol), Ali Yilmaz (Sol), Hatice Yilmaz (Ev Kadını-Sol), Hüseyin Yilmaz (Sol), İmam Ergönül (Sol), Hüseyin Ergönül (Sol), Güllü Ergönül (Ev Kadını-Sol), Süleyman Metin (Sol), Ali Traş (Sol), Zeynep Aydoğan (Ev Kadını-Sol), Ali Ün (Sol), Kamil Ün (Sol), Zekeriya Ün (Sol), Gülşen Ün (Ev Kadını-Sol), Elif Balta (Ev Kadını-Sol), Kemal Özdemir (Sol), Cennet Özdemir (Ev Kadını-Sol), Ali Doğan (Sol), Mehmet Duman (Sol), Yusuf Lakap (Sol), Hasan Yüzük (Sol), Kalender Toklu (Sol), Hüseyin Toklu (Sol), Zeynep Nergiz (Ev Kadını-Sol), Aziz Tüzün (Sol), Hasan İldircan (Sol), Mustafa Acinikli (Sol), Veli Yıldız (Sol), Ahmet Yıldız (Sol), Şıbo Bekan (Sol), Mahmut Ünal (Sol), Sebahat İşbilir (Ev Kadını-Sol), Hacı Veli İşbilir (Sol), Ali Rıza İşbilir (Sol), Mehmet İşbilir (Sol), Mehmet Sağlam (Sol), Ali Sağlam (Sol), M. Ali Balta (Sol), Hasan Küçükkaya (Sol), Hatice Görür (Ev Kadını-Sol), Hasan Öztaş (Sol), Hüseyin Ceren (Sol), Ali Bilmez (Sol), Hasan Bilmez (Sol), İbrahim Bilmez (Sol), Fatma Bilmez (Ev Kadını-Sol), Hacı Bektaş Bozkurt (Sol), Hasan Nergiz (Sol), Ali Aslan (Sol), Veysel Kalkandelen (Sol), Şah İsmail Kalayci (Sol), Derviş Zülküflü (Sol), Musa Funda (Sol), Abbas Karakiz (Sol), Bayram Bil (Sol), Musa Altun (Sol), Mehmet Torun (Sol), Memili Bakıcı (Sol), Hamza Yilmaz (Sağ), Ercan Köşe (Sol), Nazım Tosun (Sol), Mehdi Köklü (Sağ), Osman Andız (Sağ), Evliya Ermiş (Sağ), Ökkeş Dalkıran (Sağ), Mehmet Kahveci (Sağ), Mehmet Mengücek (Sağ), Hacı Bıyıklı (Sağ), Bünyamin Varol (Sağ), Abdullah Kandemir (Sağ), Adem Armut (Sağ), İsmail Tercan (Sağ), Abdullah Polat (Sağ), Mehmet Ergündüz (Sağ), Ökkeş İnce (Sağ), Necati Paramış (Sağ), Zeki Yıldırım (Sağ), Süleyman Aydoğan (Sağ), Cemil Karadutlu’yken; 3 kişinin kimliği de tespit edilemedi!

MARAŞ VE PAZARCIK’TAKİ “KATLİAMI GÖREN”LER İLE “YAŞAYAN”LARDAN[19]
HAMİT KAPAN“Devrimci Savaş örgütü elemanıydım, cenaze kortejini organize edenlerden biriydim. Maraş’taki solun, ülke genelindeki solun katliamlarla ilgili en büyük handikapımız, bunu öngörememiş olmaktı. Öngörebilseydik, karşılık verilebilirdi.Bir hafta sürelik bir katliamı, kapı kapı kadın, çocuk kesmelerini beklemek, düşünmek çok uzaktı. Öğretmenlerin cenazesinde 10-12 bin kişilik bir kortej vardı. Ulu Cami’ye yaklaştığımızda birdenbire taş, mermi yağmaya başladı.Defalarca polis kontrolünden geçmişiz, karşılık verecek bir şey yok elimizde. Korteji geri çevirmek zorunda kaldık, cenazeler maalesef yere bırakıldı, sonra askeri araçlar aldı. Binalardan masa, sandalye atıyorlar. İnsanları psikolojik olarak bu saldırıya hazırlamışlar, Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş eli kanlı faşistler var. Yoksul köylüleri getirmişler, ‘Alevîlerin evleri, eşyaları size verilecek, katli vaciptir’ diye. Derimizin altında cennetin anahtarı varmış, derimizi yüzecek, anahtarı alıp cennete gidecek! Yörükselim’e kaçtık, 2-3 gün çatışma oldu, mahallemizi savunduk. Bizim mahalleye girselerdi 30-40 bin insan öldürülürdü.’Hamit Kapan, iki öğretmenin öldürülmesi, sinemaya bomba konması, silah kullanmak, kahve taramak gibi 16 değişik iddiadan yargılanmış. İşkenceci polis Sedat Caner, 1986 yılında Nokta dergisine verdiği söyleşide Kapan’ın ‘210 gün boyunca’ gördüğü işkenceleri anlatmıştı. Kapan, yargı sürecinde yaşadıklarını şöyle özetledi:‘Ölüm cezası aldık, müebbete çevrildi. Sonra suçsuz olduğumuzu ispatlamak zorunda kaldık. Türkiye’deki en ağır işkenceyi yaptılar bana. Gözlerimiz bağlı, foseptik çukurundan Filistin askısına, elektriğe, tırnaklarımın çekilmesine, kaplumbağa kafesine her türlü işkenceyi gördüm. Foseptik çukurunda 9 gün kalmışım. Yargılama 8 yıl sürdü, bütün iddialardan beraat ettik. Sadece örgüt üyesi olmaktan 15 yıl ceza verdiler. Devletten 4 sene alacaklı olarak 1988’de tahliye edildim.’Kapan, katliamın ‘askeri darbeye giden yolda sol, devrimci muhalefeti bastırmak için tezgâhlanan senaryolardan biri olduğunu’ söylüyor. ‘Bir otelde 26 Milli Piyangocu kalıyor. Milli Piyango İdaresi’ne sorulduğunda, böyle isimlerde bayilerimiz yoktur, diyor. İstenseydi çatışma ilk gün durdurulurdu. Kayseri tugayı yarım saatlik mesafedeydi’ diyor. Kente bir anıt yapılması isteklerine karşı çıkıyor: ‘Cennet Çimen nine 80 yaşında, bir gözü görmüyor, öbür gözü çok az görüyor. Sen, tornavidayla o gözünü oyacaksın, boğacaksın, lağım çukuruna batıracaksın. Bunun anıtı olmaz. Bu acı bizim yüreğimizden silinmez, anıtla geçiştirilemez. Devlet yüzleşmeli, kendi katillerini açığa çıkarmalı.”
ESAT ŞENGÜL“13 yaşındaydım, çocuktum ama elimizde taş, sapan atıyorduk saldıranlara. 7-8 ay önce bir kahve taranmıştı. Birden şehirde piyangocuların sayısı arttı. Evlerde çarpı işaretiyle fişleme vardı, gördük. Ama olaylar yaşanmadan “bundan dolayı…” diye düşünmüyorduk. Komşularımızla çok iyi ilişkilerimiz var. Bırakın onların bizim ailelerimize kurşun sıkmasını, birçoğu sahiplendi, evinde sakladı. Ekmeğimiz olmadı, 3-4 gün boyunca o komşularımız bize aş ekmek taşıdı. Bunları Maraş halkının tamamına mal etmek doğru değil. Pazarcıklıların ikamet ettiği yerlerde ölümler çok oldu. Saldırı oldu bizim mahalleye de ama püskürtüldü. Sobamızda yaktığımız kömürleri taş niyetine sedirlerin altına sakladık, geldikleri zaman o taşları atacağız diye savunma mekanizması hazırladık. Yukarıda kale ve aşağıda da Ulu Cami var. Solcu öğretmenlerin cenaze korteji gelirken o kaleye konuşlanmışlar, taş, kaya, silah. Ben de kortejdeydim, taş ve kurşun yağmuruna tutulduk.”
MÜSLİM İBİLİ“Evleri işaretlerlerken yakalamıştık aslında, belediyeden geldik, diyorlar, kimlik gösteremiyorlar. Katliamdan önce algılayamadık, onun için bir hazırlık da yapmadık. İki solcu öğretmen arkadaşımız öldürülmüştü. Cenazelerinde bizler gençler olarak kortejin etrafında zincir oluşturduk. Kale dibine, o Çiçek Sineması’nda bomba patlatılan yere yakın bir yere geldiğimizde oradan ve cami içine yerleşen provoke olmuş insanlardan taş, sopa, şişe yağdı. Neye uğradığımızı şaşırdık. Yoksa 10 bin kişi planlı projeli hareket etseydi dağıtamazlardı, ama insanlar saf bir şekilde gitti. Sadece cenazelerimizi İslâmi usullere göre defnetmek istiyorduk.Hatırladığım kadarıyla 69 yaralı vardı. Cenazelerden bir gün sonra sabah 07.00 civarıydı, dağa doğru her yer insan doldu, arkamızda çamlık var, geceden gelip dolmuşlar, bunu planlamışlar. Cenazeleri cuma namazına denk getirmişler. Gaz tenekelerini ufak çocukların eline verip, çevredeki evleri yakıp insanları öldürmeye çalıştılar. Önce Serintepe’den başladı, orada gecekondular vardı, garibanlar yaşıyor. Gelip orayı taşlıyorlar, sonra Yörükselim’e, bu tarafa doğru geliyorlar, buraya giremeyince tekrar oraya gidip insanları öldürüyorlar. Buradan iki hamal vardı, yolda çevirip öldürmüşler.‘8 Alevî öldüren cennete gider’ diyen hocalar vardı. ‘Alevîleri öldürün, evlerini size vereceğiz’ demişler. Oysa katliam öncesi hiçbir Alevî- Sünnî gerilimi yoktu. Olayların olduğu gün bile Yörükselim’de yaşayanlar hiçbir kapı komşusuna linç, yakma, yıkma girişiminde bulunmadı. Hatta Sünnî vatandaşlarımız korunmaya alındılar.”
KAMİL DALKARA“İlkokulu Pazarcık’ın bir köyünde okudum, ortaokul için Maraş’a gittik. Komşumuzun bir kız çocuğu vardı, bize Maraş’ta ev tuttular. Ailem bir konfeksiyon mağazası açmıştı, okul dışındaki zamanlarda tezgâhtarlık yapıyordum. Orta sondaydık o zaman, iki solcu öğretmenin öldürüldüğünü duyduk, Yörükselim mahallesine gittik, yürüyüşe katıldık. Camiye yaklaştığımızda binalardan taşlar atılmaya başlandı, sonra silah sesleri geldi. Pencerelerden sandalyeler atılıyordu. Bir kuru temizlemeci dükkânı vardı, 3-4 arkadaş girmek istedik, bizi almadı dükkân sahibi, itti dışarı. Askeri bir araca zor attık kendimizi.Yörükselim’de Hemşirelik Yüksek Okulu vardı, oraya götürdüler. O ara MHP’li bir grup satırlarla, silahlarla, sopalarla önümüzden geçiyor. İsmini hatırlamadığım bir öğretmen, bizim gruba önderlik ediyordu. ‘Yatın, ses çıkarmayın, camlara çıkmayın’ diye yönlendirdi. Görürlerse, basarlarsa hepimizi öldürürler, 500- 600 kişi varız orada. Yurtta kalan kızların dolaplarını merdiven başlarına getirdik; çatal, bıçak, kaşıkları aldık elimize gelirlerse diye. Satırlarla, silahlarla geçtiklerini görmek müthiş bir panik yarattı, herkes titriyor. ‘Allahü ekber’ sesleriyle tekrar geçtiler. Bir gece kaldık, ertesi gün gece saat 03.00 falandı askeri araçlar geldi, bizi yatılı Eğitim Enstitüsü vardı, oraya götürdüler. Araç kapalıydı, arka perdesini kaldırıp baktığımızda caddelerde, sokaklarda yakılmış arabaları, binaları gördük. Her yer viraneydi, silah sesleri geliyordu. İki gün de orada geçirdik, aç, susuz. Helikopter sürekli geziyor görüyoruz, silahlar atılıyor. Ama dışarıda ne oluyor farkında değiliz çok. 4. gün biraz sakinleşmişti. Kayseri’den asker gelmiş. YSE Müdürü vardı, zannederim solcuydu, tüm araçlarını halkı taşıma işlerine tahsis etmişti. Araba gönderdi kızların Adıyaman’a gönderilmesi için. Çadır çekilmiş, kapalı bir araç, yoksa yolda gördüklerini asıyorlar, kesiyorlar. Bizi de aldılar, Maraş’a 20 km. kala köyümüz var, 3 arkadaş indik, 6 km. yürümemiz lazım. Aç, susuz, perişanız.Bu arada, abimgil de Maraş’ta mağazadan olayı duyunca eve kaçıyorlar, ev sahibi ‘Kaçın, öldürürler’ diyor. ‘Kamil yürüyüşte, onu bekleyeceğiz’ diyorlar. ‘Sizi koruyamam’ diye uyarınca köye kaçıyorlar. Bu arada kamyonlarla cenazeler de Narlı’ya geliyor, bizimkilere haber geliyor ‘Kamil de öldürüldü’ diye. Abimle babam sağlık ocağına gidiyorlar, cenazeler kesilmiş, biçilmiş, asılmış, tanınacak durumda değil, bulamıyorlar. Biz yolda yürürken arkamızdan bir araba geliyor. Babamla, abim. (…) Çok sonra mağazaya gittik, eşyalar talan edilmiş, elbiselerin sol kolu kesilmiş. Maraş’a 10 yıl ayak basmadık. Resmi iş için bir iki kere, o kadar. Köy dolmuşları bile Maraş’a gitmez oldu.”
ALİ ALABAY“Hastanede cenazeler vardı, orada bile ‘Bu bizden, bu onlardan’ diye ayrım yapıyorlardı. İki hamalı baltayla parçaladılar. Kışkırtma, provokasyon her yerdeydi.”
MEHMET ALİ AKBAL“İki kaynımı öldürdüler, hamallardı. İnsanları kestiler, evlerine kondular. 7 gün aç kaldık. Yaşlı bir adam 105 yaşında, evini yakıyorlar. ‘4 harp gördüm böyle vicdansızlık görmedim’ anlatırsak aklımıza takılıyor…”
DOĞAN ÜSTEL“İl genel meclisi üyesiydim, encümen toplantısındaydık. İki öğretmen öldürülmüştü gün önce. Onları getiriyorlardı, silah sesi duyduk. Camiye yetiştirmeden cenazeleri, hücum etmeye başladılar. Sabah oldu, Pazarcık’a kaçacağız. 15- 25 yaşlarında birçok insan şehrin içine doldu. Vilayete hücuma başlıyorlar… Bunlar insan değil, su kazanlarında kaynatıyorlar, çocukları, kadınları öldürüyorlar, ‘kadın cenazelerinin üstünü örtün bari’ diyorlar, ‘bunlar insan değil’ karşılığını veriyor imamlar.”
TANIKLIK(LAR)[20]
MERYEM POLAT“Beş çocuğum, damadım ve kızımın nişanlısı vardı. Evimiz mahallenin en ucundaydı. Ortalardaki bir eve gittik. Saldırganlar, sabahtan başlayıp ikindiye kadar bütün evleri yaktılar. Bir çocuk kazanda yakıldı. Bizim evin de yandığını duydum, çocuklarla gittik, baktık yanıyor. O sırada bağıra bağıra 100 kadar kişinin geldiğini gördük. Hemen yanan evin bodrumuna sığındık. Her şeyi tekrar talan ettiler. Biz bodrumda suyun içindeydik. Üstümüz tahtaydı. Tahtalar yanıyor, üstümüze düşüyordu. Evim kül oldu. Bodrumda sekiz kişiydik, orada olduğumuzu anlamadılar, çekip gittiler. Askerler gelip bizi ticaret lisesine götürdüler.”[21]
KAMİL BERK“23 Aralık 1978 günü, geceden beri bir şeylerin olacağının kuşku ve korkusunu yaşıyorduk. Ama yine de, devlet var diye biraz güveniyorduk. Ne bilelim ki,… Sabahın ilk saatleriydi, güneş doğmak üzereydi. Mahallenin sokaklarında sopalı, silahlı, baltalı büyük bir grup bağırarak yürüyorlardı. Mağaralı Deresi’ni geçerek Ahmet Tabak’ın motorunu yaktılar. Sonra Ahır Dağı’na doğru gittiler. ‘Allahını, peygamberini seven, eli balta, silah, sopa tutan yürüsün, Alevîleri öldürelim, komünistleri içimizden temizleyelim’ çağrısıyla ve bağırmalarıyla mahalle içinde saldırıya geçtiler. Bu sırada askerler geldi, saldırganları aşağı doğru indirdiler. Öğleden sonra yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı. Alevîlerin evlerine saldırdılar, evlerin penceresinden benzin şişelerini içeri attılar; arkasından gazlı bezleri ateşleyerek içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. ‘Maraş size mezar olur, vatan olmaz; yaşasın Türkeş, yaşasın MHP’ diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş etmeye başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenlere arkadan ateş edip öldürüyorlardı. Bu sırada evden çıkmakta olan Cemal Bayır ve Ali Ün’e silahla ateş ettiler ve öldürdüler. Biz de Molla Tabak’ın evine sığındık. Bu eve de ateş ettiler. Merdiven başında içeri girmeye çalışan Fatma Baz ile Zeynep Aydoğdu’yu kurşunla öldürdüler. Fatma Baz’ın kucağındaki 6 aylık oğlu Yılmaz da kurşunla öldürüldü. Molla Tabak’ın evine çok insan sığınmıştı. Dışarıdan yağmur gibi kurşun geliyordu. Evin camları, kapıları delik deşik olmuştu. Bizler içerde birbirimize sarılarak hem ağlıyor, hem korunmaya çalışıyorduk. Askerler geldi, hepimizi kışlaya götürdüler. Evlerimiz, eşyalarımız hem yağmalandı, hem yakıldı.”
YETER İŞBİLİR“Ali Rıza İşbilir kaynım olur. Dumlupınar Mahallesi Neyzen Sokakta oturmaktayız. Ali Rıza İşbilir’in polis memuru olan kardeşi Hacı Veli’yle yeni evliyiz. Kaynım Ali Rıza’nın evinde kalıyorduk. 23 Aralık 1978 cumartesi günü öğleden sonra tahminen saat 15.00 sıralarında ellerinde balta, sopa, tahta, av tüfeği bulunan saldırganlar, oturduğumuz evin önüne geldiler. ‘İşte sarı öğretmen Ali Rıza İşbilir’in evi’ diye bağırdılar. Dışarıdan evi kurşun yağmuruna tuttular. Bir kısmı dama çıkarak bacaları yıkmaya başladı. Sonra oturduğumuz evin kapısını, duvarlarını, kazma ve baltayla kırarak, sökerek içeriye girdiler. Ben, odada bulunan elbise dolabının içine girdim, saklandım. Saldırganlardan bazıları ellerindeki tahta ile dolaba vurmaya başladılar. ‘aman ben varım’ diye bağırarak ve ağlayarak dışarı çıktım. Tahta ile bana vurmak isterken, elimi önüne siper ettim. Elim ve kolum ağır yaralandı. Bir ara fırsat bulup dışarıya doğru kaçarken, merdivenlerde kaynım öğretmen Ali Rıza İşbilir’in karısı Ayşe’nin ve kızı Sebahat’ın orada yerde yattıklarını, üzerlerinde televizyon, biriket, taş, tahta parçalarının bulunduğunu, her taraflarının kan olduğunu görüp üzerlerine düştüm. Sonra kendime geldim ve kalktım, aşağıya doğru kaçmaya başladım. Arkadan tüfekle ateş ettiler, omzumdan yaralandım. Sokakta birkaç evin kapısını dövdüm, hiçbiri içeri almadı. Arkamdan koşarak beni yakaladılar, evdeki ölülerin yanına götürdüler. ‘Türk müsün, gavur musun?’ diye sorguya çektiler. Yaralarımdan kan akıyordu. Ben de ‘Türküm, buraya yeni gelin geldim’ dedim. Birisi, ‘Bırakalım, bu Türkmüş’ dedi. Bazıları da ‘Elimize geçmişken öldürelim’ diyordu. Üzerimdeki bilezik, küpe ve altınlarımı aldılar. Sonra beni aşağı indirerek caddeye doğru götürdüler. Cadde üzerinde Ali Rıza İşbilir’in oğlu Mehmet’i sopa ve kalaslarla dövüyorlardı. Bir saldırgan, Mehmet İşbilir’e ‘Bu senin neyin oluyor?’ diye sordu. O da, ‘Benim amcamın karısıdır, yeni gelin geldi. Onu öldürmeyin’ dedi. Beni oradan alarak bir düğün evine götürdüler. Sonra babamın evinin yakınına götürüp bıraktılar. Kaynım öğretmen Ali Rıza, karısı Ayşe, kızı Sebahat, oğlu Mehmet ve eşim Hacı Veli İşbilir’i öldürdüler. Evlerini, eşyalarını da yaktılar.”
MAHMUT VE ÜMMÜHAN DUMAN“Yörükselim Mahallesi[22] Çeşme Sokaktaki evdeyken, bir grup kalabalığın mahalleyi ve evleri çevirdiklerini; etraftan silah sesleri gelmeye başladığını ve üst taraflarındaki bir kaç evi yaktıklarını; dışarıdan bir şahsın bu evdekilere dokunmayın diye bağırması üzerine kalabalık grupların kendilerine bir şey yapmadan gittiklerini; saat 12.00 sıralarında dışarıdan evimize ateş edilmeye başlandığını; evimizin önündeki yolda bulunan 25-30 saldırganın gaz doldurdukları şişeleri ateşleyerek pencereden içeri attıklarını, daha sonra kapıyı kırarak içeri girdiklerini; ellerindeki tahta, nacak, silah bulunan saldırganların bizi evden dışarı çıkararak ellerimizi başlarımızın üstüne kaldırarak her taraftan ateş ettiler. Olayda oğlum Mehmet Duman’ı öldürdüler, biz de yaralı olarak zor kurtulduk.”[23]
HÜSEYİN ÜN VE ŞAKİR ÜN“Biz Yörükselim Mahallesi Çarmık Caddesi Balkaya Sokak’ın başındaki evimizde bulunuyorduk. Bu sırada hastanenin önünden silah sesleri ve gürültüler geliyordu. Evin önüne çıkıp baktığımızda ellerinde taş ve silahlar olan kalabalık grup sloganlarla yukarıya doğru, yani bize doğru geliyorlardı. Gruptan bize silahla ateş etmeye başladılar. Kaçmak zorunda kaldık, evimize sığındık. Biraz sonra kariyerlerle askerler geldiler. Saldırganları uzaklaştırdılar. Öğle vakti askerler gidince, kalabalık tekrar mahalleye geldiler, buldukları evleri yakıyorlardı. Bulunduğumuz eve geldiler, otomatik silahla evi taradılar. Evde bulunan Kamil Un, Gülşen Ün, Zekeriye Ün ve Yusuf Lakap’ı öldürdüler. Bizi de öldü diye bırakıp gittiler.”[24]
LEYLİ ÜNVER“Öğretmenlerin cenazesini camiye koymadılar. Hükümet, polis dedi ki, ‘Dükkânlarınızı kapatıp, evinize girin’ saat 07.00’de eve tıkıldık. Babamız ‘Bari gelin hep beraberken oturup bir çay içelim’ dedi. Çayı hazırladık, içmeden saldırdılar, saat 19.00’da camide toplanıp saldırdılar. Başka bir eve saklandık. Analık kaçamadı, avluda kaldı ihtiyar. Evi ateşe verdiler. Ev ateş alınca analık bağırdı. ‘Abdullah, İbrahim, beni kurtarın’ diye. İkisi de koştular. İkisi de vuruldu o sırada, ortaca oğlum. Kucağıma aldık Malik’i, kucağımda öldü. Bey de, ben de yaralıydık. Hep saçma yarası. Büyük oğlan geldi. ‘Gelme dedim’ geldi. Biri 7.5 aylık bebeler vardı. Bebeleri kapıp, komşuya sakladım. Komşu bizden değildi. Elbistanlı bir polisti. Sonra dışarı koştum, çaya gittim. Mahmut’u Poklu Çaya atmışlar, yaralı. ‘Ölüyorum’ diyor. İbrahim’le çıkardık. Bir eve gittik, saklasınlar diye. İçeri almadılar. İbrahim çarşıya gitti, valiye gitmiş. Vali ‘Ne dolaşıyorsun? Dava daha soğumadı, git’ demiş. Geri geldi. Bir kalabalık geliyordu motorla. Motora bindik, motor hastaneye götürmedi. ‘hastaneye götürmeye yetkim yok’ dedi. Ne demekse? Sağlık ocağı’nda hep bize saldırdılar. Beyin ağzına silah tuttular. ‘ağzını aç’ diyorlar. Vurdular. İbrahim de kucağımda öldü. Ben yaralı yaralı sürünerek, içeriye girip saklandım. Sakallı bir adam gördü, saklandığım odanın kapısına dayandı. Ölü sandı. ‘Şu şarmıtayı kocasının üstüne atın’ dışarıdakilere verdi beni. Üstümüzden paraları, dükkânın anahtarlarını, her şeyi aldılar. Gerisini bilmiyorum. Bir asker ‘Kadın da can verdi’ dedi. Duyuyorum ama, dilim dönmüyor. ‘Cenazeye atmayın, sedyeye atın’ dedi. Hastaneye götürdüler. Oradan helikopterle Adana’ya, 15 gün ameliyatta kaldım.”[25]
HÜNKAR BOZKURT“Serintepe-Yusuflar Mahallesi’ne,[26] minibüslerle ve kamyonlarla kalabalık toplulukların geldiğini; ‘Müslüman Türkiye’, ‘Komünistler Moskova’ya’, ‘Allahını Seven Gelsin, Alevîlere Ölüm, Alevîleri Yaşatmayalım’ diye bağırarak ve ellerinde kesici, delici aletler, taş, sopa ve uzun menzilli silahlar olduğu hâlde yürüyüşe geçtiklerini; oturdukları İmam Ergönül’ün evinin etrafını dolaşan bu topluluğun camları kırdıktan sonra eve girdiklerini; evin üzerine çıkarak beton tavanı delmeye başladıklarını; pencereden gaz, benzin, patlayıcı madde attıklarını ve bir yandan da kilitli demir kapıyı sökmeye çalıştıklarını; saldırganların kapıyı kırarak içeriye hücum ettiklerini; evde bulunanlardan İmam Ergönül, Güllü Ergönül, Mahmut Ünal, Hacı Bektaş Bozkurt, Hüseyin Ergönül’ün öldürüldüklerini; diğerlerini de yaraladıklarını; evden bir fırsatını bularak kaçıp, Molla Tabak’ın evine sığındıklarını; oradan da askeri kışlaya götürüldüklerini acıyla izledim.”[27]
HATUN KÖSE“Saat 08.00 sıralarında aşağı bakkal Murat’ın evinin önünde arabalar, minibüslerle gelen büyük bir kalabalığın oluşturduğunu; bunların ‘durmayın, 5 yaşından 90 yaşına olanları durmayın. ‘Komünist Alevîleri Öldürün’, ‘Kim Bunları Öldürürse Cennetlik Olacaktır’, ‘Kahrolsun Komünistler, Yaşasın Türkeş’ diye bağırarak yürüyüşe geçtiklerini; bu topluluğun başında bunları tahrik ve teşvik edenlerin olduğunu; bu topluluğun mağaralı deresi’nden geçerek Yörükselim’e doğru gittiklerini; bir süre sonra tekrar geriye dönerek ‘Vurun, kırın, öldürün’ diye evlere saldırarak yakmaya, yıkmaya başladıkların, devamlı olarak etrafa ateş ettiklerini ve sığındıkları Mehmet Polat’ın evine gelerek taş ve sopalarla pencereleri kırdıklarını, kapının önünde oturmakta olan yaşlı M. Ali Güner isimli adamın boynunu tahrayı dayayarak ‘Müslüman mısınız?’ diye sorduklarını… Askerler gelince kaçtıklarını, arkadan yağmur gibi kurşun geldiğini, Hüseyin Kilit ve Hatice Temiz’in yaralandıklarını. Molla Tabak’ın evine sığındıklarını, o sırada evden içeri girmekte olan Hüseyin Baz ve hanımı Fatma Baz’ın kapıda vurularak öldüğünü, çocuğu Yılmaz Baz’ın da öldüğünü; Zeynep Aydoğan evinin etrafının sarılarak kurşun yağmuruna tutulduğunu, üç hilalli bayrakla eve doğru yürüdüklerini, bir süre sonra askerlerin gelip kışlaya götürüldüklerini yakından gördüm.”[28]
TACİM KANIÇOK“Cenaze törenine katıldık. Taş ve sopalarla saldırdılar. Hemen bir arabayla eve geldim. Evin banyosunda saklandık. Çoluk çocuk aç susuz iki gün banyoda kaldık. Karşımızdaki evleri yaktılar. Bizim evi de yakmışlar, biz komşunun evinin banyosunda saklanmıştık.”[29]
MAVİŞ TOKLU“24 Aralık 1978 pazar sabahı, saat 10.00 sıralarında başlarında bir elinde bayrak, bir elinde silahla muhtar Mehmet Yemşen ve Fevzi Görken olduğu hâlde, ‘Allah Allah, komünistlerin kökünü kazıyacağız, komünistlerin büyüğü küçüğü demeyin kafasını ezin’ diye bağırarak batı taraftan gelip eve hücum ettiklerini; kapıyı kırarak içeri girdiklerini ve odada bulunan kocam Kalender’i alıp bahçeye çıkardılar; ben de arkasından dışarı çıktım. Muhtara ‘Aman etmeyin, eylemeyin, kocamı öldürmeyin, çoluk çocuğumu meydanlarda koymayın’ diye yalvardım. Muhtar ‘Çocuklarını götür, Karaoğlan beslesin, kocanı Karaoğlan’a kurban kesiyorum’ dedi. ‘Karaoğlan kimdir?’ diye sorduğumda ‘Ecevit’ dedi. Kocam Kalender’i gözümün önünde öldürdüler. Öldürülürken kocamın cesedine sarıldım, üstüm başım hep kan oldu. ‘Aman muhtar etme eyleme…’ dedim. ‘Pişirdik, pişirdik, komünistler gelsinler hep yesinler’ dedi. Saldırganlar bu defa yakınımızda oturan kardeşim Hüseyin Toklu’un evini sardılar, içeri girerek kardeşimi çıkardılar. Yine muhtara ‘Etme eyleme, kocamı öldürdün, bari kardeşimi öldürmeyin…’ Muhtar ‘Karaoğlan yoluna kurban gidiyor, sen daha Hüseyin’i arıyorsun. Biz Karaoğlan yoluna bu sene kurban keseceğiz, bayram günü gelmiş’ dediler ve kardeşim Hüseyin’i de öldürdüler. Karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen 80 yaşındaki, yaşlı Cennet Çimen’in evine gittiler. Bu kadını, ‘gel nene, gel’ diyerek elinden tutup dışarıya çıkardılar. Cennet kadın, gözleri görmediği ve yaşlı olduğu için öldürülenlerden ve yakılanlardan habersizdi. Sanıklardan C. Y. ve N. B. tornavida ile gözlerini oydular, sonra silahla öldürdüler. Yakınında bulunan helanın çukuruna başüzeri atıp üzerine at arabasını devirdiler. İbrahim Usta’yı da öldürdüler. Ben kaçarak askere sığındım.”[30]
ELİF NERGİZ“Kocam bağa gitmişti. Evde kimse yoktu. Sonra geri geldi. Kızım camın kenarında oturuyordu. Aniden cam kırıldı ve başıma taş geldi. Aşağıdan gelen 40-50 kadar kişi evi bastılar. Silahla, baltayla, kazmayla kapıları, eşyaları kırdılar. Kocama ateş edip yaraladılar. Kocam ‘Beni hastaneye götürün belki ölmem, kurtulurum’ dedi. Evden çıktılar. İki üç dakika sonra tekrar geldiler. Kocamın başına kurşun sıkarak öldürdüler. Nişanlı kızımın kolundan bileziklerini, burmalarını aldılar. Sonra da öldürdüler. Çocuklarımız bir hafta sonra evleneceklerdi.”[31]
SAVCI DÜNDAR SANER“Uzun süreden beri tezgâhlanan plan bu şekilde tatbikat safhasına konuldu. 14-15 yaşlarındaki çocuklar, 20-24 yaşında şartlandırılmış kişiler tarafından Yörükselim, Şeyhadil ve dünden itibaren sırayla Kümbet, Yenimahalle’ye sevk edilerek burada cinayetler işletilmiştir. Küçük çocukların ve yaşlı adamların üzerine gaz dökülerek yakılmış. İnsanlık dışı olaylar işlenmiştir. Olayların başlangıcında 20 kişiye otopsi yapma imkânı bulduk. Bunlar uzun menzilli silahlarla öldürülmüş idi. Daha sonra gelen ceset fazlalığından değil otopsi, kimlik tespiti bile yapmaya imkân kalmamıştır. Daha önce ihbar olarak değerlendirdiğimiz toplu katliam olayları, toplu hâlde ceset bulunmasıyla doğrulanmaktadır. Nitekim çukurlar içersinde, çatışma geçen mahallelerde, öğretmen evleri civarında üçer, dörder ceset bulunmaktadır. Bu yüzden ölü sayısının resmi miktarı aşarak 200’ü geçeceğini tahmin ediyorum.”[32]
SAĞLIK BAKANI METE TAN“Hastaneye getirilen ölülerden elli ikisini inceledim. Bunlardan üç tanesi sopayla öldürülmüş, diğer ölüler mermilerle… Boğularak öldürülenlerin olduğunu söylediler. Yetmişlik yaşlıları, üç yaşında bebekleri vurmuşlardı. Bir cehennem âleminden geldim.”
BASINDA KATLİAM
MİLLİYET (25 Aralık 1978)“Ölenlerin sayısının 76’yı, yaralı sayısının 1000 i aştığı bildiriliyor. Sokağa çıkma yasağına rağmen 10.00 sıralarında sayıları bini bulan bir grup, Kıbrıs meydanında toplandıktan sonra vilayet binasına doğru yürüyüşe geçmişlerdir. Ellerinde sopalar ve taşlar bulunan, tekbir getirerek ve ‘Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm’ diye slogan atarak yürüyen grubu durdurmak için askeri birlikler havaya ateş açmışlardır. Sağ şiddet eylemcileri (saat 11.30) şehrin doğu ve batı mahallelerine doğru sızmışlar ve burada bazı evleri ateşe vermişlerdir. Yangını söndürmek için gelen itfaiyeye de ateş açmışlardır.Komando taburu tarafından yapılan aramada Yusuflar Mahallesinde bir dere içinde 5 i polis olmak üzere 16 ceset bulunduğu, komando çavuşu, cesetlerin bulunduğu derede başka ölülerin olduğunu belirterek sayının 100 e yakın olduğunu söyledi.”
HÜRRİYET (26 Aralık 1978)“Girilen evlerden ve enkaz altından cesetler çıkarılıyor. Cesetlerin kokmaması için çevre illerden buz istendi. Cuma gününden bu yana örgütlenmiş saldırgan toplulukların yarattığı dehşet ve terör… Ölü sayısı 98, yakılan-yıkılan enkaz altında cesetler bulunduğu, askeri birlikler, girilmeyen Yörükselim Mahallesine giderek kontrol altına aldı. Çamlık tarafında bir topluluk askerlerin üstüne ateş açtı.”“Mağaralı Mahallesinde kokmaya başlayan 16 ceset bulundu. Otopsilerin belediye mezbahasında yapıldığı öğrenildi. 2500 kişilik seyyar mutfak Ankara’dan getirildi.”“Saldırganlara dinamit lokumu ve silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı bulan bir yetkili, ‘Maraş müftüsünün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve halkı kışkırtıcı konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığı’nı öne sürdü.”
CUMHURİYET (24 Aralık 1978)“CHP’li ve Alevî yurttaşların ev ve işyerleri ateşe verildi. Alevîlerin yoğun olduğu Yörükselim, Yeni Mahalle semtlerinde kurşun yağmuruna tutulan bazı evlerde Alevî yurttaşların satırla hunharca öldürüldükleri, hastane çevresini de kontrol altına alarak getirilen yaralılara ateş ettikleri, bazılarını kurşuna dizdiklerini öğrenildi.”“Gazipaşa semtinde askerlere sığınan iki kişi eylemciler tarafından geri alınarak bunlardan biri silahla öldürüldü, biri ağır yaralanarak sokakta bırakıldı.”“Saldırganlar, sağlık ocağında görevli iki yaralıyı zorla dışarı çıkararak kurşuna dizmişlerdir. Saldırganlar, devlet hastanesinin çevresini çevirerek hastaneye getirilen yaralılara silahla ateş etmişlerdir. Yaralıları taşıyan ambulans şoförü de silahla öldürülmüştür.”“Alevîlerin yoğun olduğu Yörükselim, Yeni Mahalle ve Karamaraş Mahalleleri saldırının yoğunlaştığı, katliamların arttığı mahallelerdir. Uzun menzilli silahlarla taranmışlardır. Evler ateşe verilmiştir. Girdikleri evlerde yurttaşları satırla hunharca katletmişlerdir.”
CUMHURİYET (25 Aralık 1978)“24 Aralık 1978 sabahı saat 10.15 sıralarında sağcı gruplar, sokağa çıkma yasağına karşın kentin sokaklarında birikmişler, bin kişilik bir grup vilayete yürümeye başlamışlardır. Topluluğun dağılmasını isteyen jandarmalara saldırınca aralarında çatışma çıkmış, jandarmalar havaya ateş etmek zorunda kalmışlardır. Ve beş bin mermi yakılmıştır. Sağcıların ellerinde Amerikan yapımı M.I. piyade tüfeklerinin bulunduğu, vilayete yakın bazı binaları ateşe vermişlerdir.”“Yakınlarını kayıp eden çok sayıda yurttaş, vilayet önüne gelerek ‘Biz bu şehirden gitmek istiyoruz. Bize yardım edin, asker değil, şehri terk için araç istiyoruz,’ diye bağırıyorlardı.”“YSE bölge müdürlüğünün binası, sağcı saldırganlarca işgal edilmiştir. Orada silah dağıtıldığını; Yörükselim, Yeni Mahalle ve Sakarya Mahallesinde iki günden beri mahsur kalan kişileri kurtarmaya giden polislerin üzerine uzun menzilli silahlarla ateş açılmıştır.”“Yapılan saldırılarda gittikleri evlerde kadın-çocukların kurşuna dizildiği, boğazlarının kesildiği, daha sonra ölülere gaz dökülerek evlerin ateşe verildiği bildirilmiştir.”
TERCÜMAN (25 Aralık 1978)“Esma Suna adlı hamile bir kadın yaralı olarak hastaneye getirilmiş. Sezaryen ameliyatıyla bebek alınmış ise de, ancak hem anne hem de bebek ölmüştür.”“24 Aralık 1978 günü saat 10.00 sıralarında bir patlama ve silahlı bin kişilik bir grubun hükümet konağına yürümesiyle yeniden yoğunlaşmıştır. Evlerden de askerlerin üstüne ateş açılmıştır. Bu saldırıyı vilayette İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı da izlemiştir.”“Emniyet kuvvetlerinin giremediği mahallelerde patlama ve silah sesleri yoğunlaşmıştır. Bu arada çocukların, kadınların, yaşlıların üzerine gaz, benzin dökülerek yakıldıkları haberi vilayet binasına ulaşmıştır.”“Milli Eğitim Müdürü Kasım Koç, olaylar başlayınca sığınmak amacı ile Çokyaşar Köyü’ne gitmiş. Orada durumun daha feci olduğunu gördüm. 4 kişiyi gözlerimin önünde silahla tarayarak öldürdüler, ölü sayısı en azından 15’dir.”
AYDINLIK (16 Ocak 1979)“Evimize saldırmışlardı, kaçtık. Mecburen Mahmut Kuşat’ın (Kürt Mahmut) evine sığındık. Kendisinden korkuyorduk. Bize, ‘biraz sonra geleceğim’ diyerek dışarı çıktı. O sırada telefon çaldı, telefonu açtım. Telefona çıkan şahıs, ‘Ben Ahmet Yıldız’ım’ dedi ve Mahmut’u sordu. Kendisine ‘Evde olmadığını ve benim de akrabası olduğumu’ söyledim. ‘Biz burada komünist Alevîleri epeyce öldürdük’ dedi. ‘Elimize geçen komünist kurtulamıyor, doğruca fabrikaya atıyoruz. Nusret (Nusret Kuşat, Mahmut’un oğlu) İslahiye’den bir sandık silah getirdi. Burada pek gözükmemesi için gönderdim. Herhâlde eve gelir. Şu anda bizim Bekir ve Mehmet bir Alevîyi çevirdiler. Durum iyi. Bizim gibi yaparlarsa, şehirde hiçbir Alevî komünist sağ bırakmayacağız. Alo sizin orada durum nasıl?’ dedi. ‘İyi, iyi burası sakin,’ dedim ve korkudan kapattım.Hemen vilayeti aradım. Çıkan komutana, ‘15 dakika içerisinde bizi kurtarmazsanız öldürecekler,’ dedim. Eğitim enstitüsüne de telefon ettim. Bizi kurtarmaları için yardım istedim. 15 dakika kadar sonra zil çaldı. İçeri Mahmut Kuşat girdi. Hemen telefona koştu. Telefonda başhekim Çetin Diker’le görüştü. ‘Ağabey komünist Alevîlerin seni öldürdüğünü duyduk ve çok üzüldük, şükür sağsın’ dedi. Evde bulunanlar titremeye başladık. Askeri arabalar o anda geldi. Kurtulduk.”

İyi de “Maraş Katliamı’nın sorumluları kimlerdi” mi?Öncelikle Ali Yurtaslan itiraflarında şunlar kayıtlıdır: “Maraş olayları sırasında Maraş ile genel merkez arasında sürekli telefon görüşmesi yapılıyordu. Buradan konuşanlar Şevkat Çetin ve Burhan Kavuncu idi. bu konuşmalarda Maraş’ta cihadın açıldığı, inşallah Ülküdaşlarımızın başaracağı söyleniyordu. İkinci gün telefon görüşmesi kesildi. Başkaca bir bilgi alamadık.Bu olaylar tam bir tertip ve tahrikin sonucuydu. Halkın dini duyguları kışkırtılmış ve Alevîlere karşı katliam uygulanmıştı. MHP her zaman, her yerde böyle karışıklıklar çıkmasını isteyen bir partidir. Bu karışıklıkların ve ayrılıkların her zaman MHP’nin işine yaradığı düşünülür. MHP genellikle mezhep ayrılıklarının yoğun olduğu yerlerde faaliyet göstermektedir. Buraları Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Elazığ, Erzincan, Yozgat, Maraş, Hatay gibi yerlerdir. Buralarda Alevî-Sünnî meselesinin yanı sıra, Arap-Türk-Kürt farklılıkları da var. Buralarda ne kadar çok kan dökülürse, MHP o kadar güçlenir diye düşünülmektedir.”[33]Ayrıca unutulmamalıdır ki İnci Aral’ın, “1978 Aralık ayı sonlarında, Maraş’ta, kirli ellerin kotardığı trajik olaylar yaşandı…, Alevî yurttaşların işyerlerine, evlerine saldırıldı, kadınlara tecavüz edildi, gebelerin karnı deşildi, ceninler ağaçlara çivilendi… dış-iç gizli yapıların rolü zaman içinde anlaşıldı ancak gerçek planlayıcı ve failler ortaya çıkarılmadı,” vurgusuyla betimlediği katliamdan bir yıl sonra köyleri gezip duyduklarını kitaplaştıran yazar, “Ecevit ürktü, dosya kapandı,” demişti.[34]Gerçekten de ABD görevlisi Alexander Peck’in katliam öncesi kenti gezerken, “Yakında Alevîler size yiyecek ekmek bile vermeyecekler!” provokasyonlarıyla devreye soktuğu toplu kırım sonrasında Maraş’a giden heyetteki eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, “Olaylar göz göre göre geldi. Sorduğumuz hâlde MİT istihbarat vermedi. Bu bir yana bizzat MİT vahşete katkı sundu,” vurgusuyla yaşananları tek kelimeyle özetledi: “Faşist bir plandı.”Evet, evet 1978’de 19-26 Aralık günleri arasında yaşanan olaylarda 150 kişi öldürüldü. Savcılığa göre, katliama karışanların sayısı 1350 kişiydi. Bunların 752’si ilk etapta tutuklandı. Davalar 23 yıl sürdü. 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1-24 yıl arasında ceza aldı. 1991’de çıkan TMK ile ceza alanların bir kısmının cezası yattığı yıllara sayılarak ertelendi, diğerleri serbest kaldı.Katliamda birinci dereceden rol aldığı belirtilen 68 kişiye ise hiç ulaşılamadı.Meçhul 26 piyangocu, CIA şefi, gizlenen silahlar… Eldeki o kadar delile rağmen katliamın sorumluları bulunamadı!Katliamla ilgili en ilginç detay, olaylar başlamadan önce ABD büyükelçiliği 1. Kâtibi Alexander Peck’in Maraş’ta bulunmasıydı.[35] Peck’in adını vermese de dönemin Maraş Emniyet Müdürü Kazım Ulusoy da bazı ABD’lilerin Maraş olaylarından önce kente geldiklerini, otelde konakladıklarını doğruluyor. Maraş’tan sonra aynı şahıs Çorum, Tokat ve Amasya’da da görülecekti.”[36]Bunlara şunlar da eklenmeli elbet: Radio France Internationale, 27 Aralık 1978’deki yayınında Maraş olaylarında “Yabancı gizli servislerin, özellikle ABD merkezi haber alma teşkilâtı CIA’in rolü”ne değindi. BBC ise şu yorumu yapmaktaydı: “Maraş olayları, Pakistan, Afganistan ve İran’dan sonra belki de kaos ve belirsizlik içine düşme sırasının Türkiye’ye geldiğini gösteriyor. Başbakan Bülent Ecevit de dahil olmak üzere, giderek artan sayıda kişi, bir iç savaş tehlikesine dikkati çekiyorlar.”Maraş olaylarının “kovuşturulması”, faşist hareketin iç savaş stratejisi ile ilintisi üzerinde durulmadan, “sağ-sol çatışması” çerçevesinde ele alındı ve tek tek “eylemciler” araştırıldı. Dönemin bölge sıkıyönetim komutanı tuğgeneral Tayyar Aygur’un, “Maraş toplumsal olayları” davasının bir numaralı sanığı Kenger’le görüşmesinde söyledikleri, bu durumun özeti niteliğindedir: “Oğlum, bu hadiseler sizin boyunuzu aşar, bunu biz de biliyoruz. Soldan her şey elimizde. Silahlar, mermiler, dokümanlar… Hepsini yakaladık. Hatta Ermeni Garbis adında birinin olduğunu tespit ettik. Eğer bu şahıs ölenler arasında değilse, yakında bir vilayetin daha başını yakabilir. İnşallah ölen yedi sünnetsizden birisi budur. Bunları biliyoruz… Peki, bu sağdaki çarıklı Mehmet ağayı kim sokağa döktü, biz bunu arıyoruz.”1979’a CHP iktidarının Maraş Katliamının ardından 13 ilde ilan ettiği sıkıyönetimle girildi. Böylece, faşist hareket, 1978 boyunca giderek sesini yükselterek talep ettiği sıkıyönetime erişmişti. Fakat sıkıyönetim, hem MHP üst kademelerinde umulan nitelikte bir ittifakı, işbirliğini üretecek gibi görünmüyordu; hem de siyasal atmosfer MHP açısından oldukça elverişsizdi. Maraş Katliamı, Malatya, Elazığ, Sivas, Niğde-Aksaray olaylarıyla karşılaştırılmayacak sonuçlara yol açmıştı. Hem yüzü aşkın insanın ölümü, hem de anti-Alevî saldırılarda sergilenen vahşet ve kıyıcılık, genel kamuoyunda büyük bir dehşet yaratmıştı. Doğan büyük toplumsal tepki, somut yasal bağlantılar saptansa da saptanmasa da, geniş kitleler nezdinde bu olayın sorumlusu olduğu açık olan faşist harekete yöneliyordu.[37]Tüm bunlara ilişkin olarak Maraş Katliamı’na ilişkin olarak ‘78’liler Girişimi’ soru(n)ları şöyle sıralar:1-) Maraş Katliamı’ndan bir hafta önce CIA ajanı Paul Henze’nin Maraş’ta görüşmeler yaptığı, katliamın bu görüşmelerde planlandığı ve daha sonra uygulandığı iddia edilmektedir. Bu iddia doğru ise, Henze kimlerle görüşmüştür? Bu görüşmelerde katliam planı yapılmış mıdır? Devletin istihbarat örgütleri bu katliam planını öğrenmişler midir? İçişleri bakanlığı, valilik ve emniyet arasındaki yazışma ve haberleşmelerde bu konu görüşülmüş müdür? Henze hakkında bu nedenle bir dava ikame edilmiş midir? Bu konu ile ilgili olarak ABD hükümetiyle Türk hükümeti arasında yapılmış resmi yazışmalar var mıdır?2-) ABD’li yetkililer “Türkiye’yi komünizmden koruduk, Türkiye bize üç askeri darbe borçludur,” diye açıklamalar yaptılar. Bu açıklamaya göre Maraş Katliamı ile bu koruma planı arasında bir ilişki var mıdır?3-) Türkiye’de darbe öncesi yapılan pek çok katliam gibi Maraş Katliamının da darbeye zemin hazırlamak ve meşruiyet kazandırmak için yapıldığı iddia edilmektedir. Bu anlamda darbeci generallerin bu katliamda sorumluğu var mıdır?4-) Maraş Katliamı’nın ardından İçişleri Bakanlığı’nın gönderdiği özel araştırma ekibinin hazırladığı rapor niçin kamuoyuna açıklanmıyor? Bu katliamda kullanılmak üzere Maraş’a giden Ülkücülerin olduğu doğru mudur? Olaylar sırasında Maraş’ta olduklarını kanıtlayan otel kayıt belgeleri bulunmakta mıdır? Olaylar öncesi bu kişilerin Maraş’ta bazı görüşmeler ve hazırlıklar yaptığı bilgisi de bu raporda yer almakta mıdır?5-) Ecevit arşivinden çıktığı iddia edilen ve Maraş’taki olaylarda yer alan 4 MİT ajanı kimlerdir? Bu kişilerin isimlerini açıklamayı düşünüyor musunuz? Bu kişilerin MHP ile bir bağlantısı var mıdır?6-) Malatya belediye başkanı Hamit Fendoğlu’nu öldüren bombanın bir benzeri Maraş’ta Ülkücülerde yakalanmış mıdır? Yakalandı ise kimlerde yakalanmıştır? Bu bombalar nerede, hangi kurumda hazırlanmıştır? Bombalı paketler kaç yere postalanmıştır? Bu bombalardan Maraş’ta kaç adet ele geçirilmiştir?7-) Maraş Katliamının gerçek bilançosu nedir? Kaç insan ölmüştür? Ölenlerin sayısı resmi açıklamadan daha fazla işe, bazı ölümler neden kamuoyundan gizlenmiştir?8-) Cuma Avcı’nın Çiçek Sineması’na patlayıcı attığı gerekçesiyle teşhis ettiği polis memuru Hasan Aydın hakkında ne yapılmıştır? Hasan Aydın nerede ve ne görevdedir?9-) Neden Cuma Avcı’nın Hasan Aydın’ı teşhisi tutanak hâline getirilmemiştir? Bu teşhisi tutanak hâline getirmeyen emniyet müdür yardımcısı Hüseyin Işıklı hakkında ne yapılmıştır? Bu kimse şimdi nerededir?10-) Katliam sırasında Maraş’ta oldukları tespit edilen İskenderun Demir Çelik İşletme fabrikası stok kontrol müdür yardımcısı Hayri Kuşçu ile Çelik İş Sendikası’ndan Tuncay Tevekli ile ilgili neler yapılmıştır?11-) Adana’dan Malatya Özel Doğu Kliniği doktoru Muhittin Turgut’u telefonla arayarak “Maraş’tan oraya yaralılar gelecek dikkatli olun” diyen kimdir ve bu şahıs ve Muhittin Turgut hakkında ne yapılmıştır?12-) Katliam öncesi Maraş eden yağ fabrikasında toplantı düzenlemiş olanlar, AP il başkanı, belediye başkanı, MİSK bölge temsilcisi ve fabrika sahipleriyle ilgili neler yapılmıştır?13-) Maraş Katliamı sırasında çeşitli illerden gelen ve otellerde seyyar milli piyangocular kimliğiyle kalanlar kimlerdir?

devamını oku: https://temeldemirer.blogspot.com/2017/01/olup-da-bitmeyen-marastan-bugune.html#ixzz6h6kcANqT

Temel Demirer

2 thoughts on “OLUP DA BİTMEYEN: MARAŞ’TAN BUGÜNE ALEVÎLER (2)

  1. … MARAŞ KATLİAMI, TÜRK FAŞİT DEVLETİ TARAFINDAN ,ORGANEZLİ İŞLENEN BİR KATLİAMDİR,,
    …Sayfalarca yazıp devleti hep dışta tutup, devleten hiç bahs etmeden, sadece devletin kullandıoğı faşist çeteleri, para militerleri , hükümeti hedeflemek, Faşist Türk devletini aklamaktır. Bu kişinin niyetinden bağuımsız olarak böyledir..
    …Maraş katliamında ,askerler yolları kesip ,3 gün boyunca dışardan gelenleri Maraşa koymadı. içerde organize edilen sivil faşist çetelerin katliamlarını bitirmesini beklediler. Hala bunu görmemek, olayın esas kaynağından koparıp ,devletin istediği hala sokmaktır..
    …TEK KELİMEYLE , FAŞİST TÜRK DEVLETİNİN ,VARLIĞINDAN BU GÜNE KADAR İŞLEDİĞİ BİNLERCE KATLİAMLARDAN BİRİSİDİR..Bunu diğen kafa encakki devrimci kafadır, gerisi burjuvazinin çanagina yal götürmektir.
    …hHa birde geçim dünyası ,çok şey anlatırız,herkeş bizi bir şey sanır, belki bir mevkide biz kaparız,kitleleri peşimizden sürükliyerek, onların imkanlarından yararlanırız, diye kafalar, işin asla gerçeğine inmez, inenlerede ,kuduz köpeği gibi saldırırlar,,

    1. Merhaba, Simurg News adına, katkınız için teşekkür ederiz.Selamlar.
      SimurgNews

Comments are closed.

Next Post

Stuttgart'ta Maraş Ve 19 Aralık Cezaevi Katliamları Anması Yapıldı

Sal Ara 22 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Stuttgart Birleşik Devrimci Mücadele Birliği Platformu adına yapılan çağrı ile her iki farklı tarihte ancak 19 Aralık ta gerçekleşen1978 Maraş Katliamı ve 2000’de Cezaevleri katliamları somutunda soykırımcı, katliamcı devlet geleneği protesto edildi. Stuttgart Marstal strasse de platform bileşenleri ve Soykırıma karşı Maraş Derneği Girişiminden […]
Translate »