26.02.2020 – Ercan Jan Aktaş

Suça azmettirmek yasalarca cezalandırılır. Bir insanı ölmeye ve öldürmeye çağırmak daha büyük bir suçtur, bunu yapan birey o suçu işlemiş kadar yasalar karşısında sorumludur. Ya kişileri, onlarca kişiyi ölümeye ve öldürmeye çağırmanın suçu yok mu?

Erdoğan;”“Libya’nın meşru Başbakanı ile yönetimiyle masaya oturduk, imzaları attık. biz gayrimeşru Hafter’e karşı, ücretli, lejyoner Hafter’e karşı biz orada yönetici, kahraman askerlerimiz ve Suriye Milli Ordusu’ndan ekiplerimizle beraber oradayız. Mücadeleyi orda sürdürüyorlar. Tabii orada bir kaç tane şehidimiz var, ama bir kaç tane şehidimiz karşılığında da yüze’e yakın orada, o lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. kardeşlerim, şunu hiçbir zaman unutmayacağız; şehitler tepesi boş kalmayacak.”

‘Bu pragrafı nasıl anlamladırmalı?’ diye düşünüp duruyorum aklım almıyor, aklıma yedirsem yüreğim kaldırmıyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. 

“Libya’nın meşru Başbakanı ile yönetimiyle masaya oturduk, imzaları attık.” Son derece üstten, kibir patlaması olan ve megoloman bir hissiyatı daha ilk kelimelerde görmek mümkün. Bu hissiyatı oluşturan nedir? Bir insan yaptıklarından nasıl bu kadar net ve de mutlak bir hava sunabilir? Bu zaten bendeki ‘normal’lerden çok öte bir şey. “Biz gayrimeşru Hafter’e karşı ücretli, lejyoner Hafter’e karşı biz orada yönetici, kahraman askerimiz ve Suriye Milli Ordusu’ndan ekiplerimizle beraber oradayız.” Bu bir ülkenin işgalini iki basit cümleye sığdırmaktır. O ülkede başka başka güçler çatışma içinde, kimin haklı ya da haksız olması bir tarafa, kendi ülkelerinde bir çatışma içindeler, başka ülkeden birileri kendi ordusunu gönderiyor ve orada meşru kuvvet olurken, o ülkenin başka grupları gayrımeşru oluyor. Haydi bunu da geçelim, “Tabi orada bir kaç tane şehidimiz var”…

Böylesi bir cümle nasıl bu kadar basitlik ve de sıradanlık içinde kurulur? İster istemeden cümle, aklımda ardışık şekilde kendisini tekrar edip duruyor. Onun durması için bu söylenen cümleyi bir şekilde anlamdırman gerekir. Burada sanırım beyin fonksiyonları devreye giriyor. Türkiye’de insan yaşamının ne kadar ucuz olduğundan hareketle mi açıklanır bu cümle? Hani askerlik zorunludur, içinde ölüm de vardır her zaman; “tabi orada bir kaç tane şehidimiz var”… Ama bu askerlik önce büyük hamaset nutukları ile pazara sokulur. ‘Kutsal vatan’ görevi, ‘bayrağımız için’, ‘Kuran’da da buyurduğu gibi; Muhammed’in ordusu’, ‘Ama bu ülke için para da lazım, 35 bin 54 tl ödersen bütün bu kutsallıkları satın alabilirsin.’

Satın aldığında ‘orada bir kaç tane’sinde yırtabilirsin, ama bu hayatını kurtardığın anlamına gelmiyor tabi, ondan tam nasıl yırtılır bunu bilemiyorum henüz.

“Ama bir kaç tane şehidimiz karşılığında da yüze’e yakın orada, o lejyonerlerden etkisiz hale getirdik.” Öldük, öldürdük… Ha bu ‘öldük’ içinde elbette cümleyi kuran yok, o da, ondan gelenlerde tarifeyi ödeyip satın alıyorlar o ‘kutsal’ olandan. Bir ülke düşünün ölmek ve öldürmeye davet her şekilde en ‘yüce’ ve de ‘mutlak’ güzellik ve de ‘iyilik‘ olarak icra ediliyor. Bu cümlelerin sahibi kendisine neden Nobel barış ödülü verilmediğini zaman zaman hatırlatıp durur. Ölmek ve de öldürmenin bu kadar sıradanlaştırılmış olması üzerine söylenecek çok söz var. Ancak bununla da durmadı; Şehitler tepesi boş kalmayacak.”

Burada ‘siz ölmeye ve öldürmeye devam edeceksiniz’ çıkarımından, insanları ölmeye ve öldürmeye çağırmakta olan bir insan hakkında hukuksal bir şey yapılamaz mı? Türkiye’de bu cümleyi kimler kurar? Üzerine de biraz düşünebiliriz. Aşklarına karşılık bulamayan erkekler, eşi üzerine başka bir kadını kuma olarak getirmek isteyen erkekler, sofrasına çorbası soğuk gelen erkekler, kendisine haber vermeden eşi çarşıya gezmeye giden erkekler, erkekler, erkekler… Bu erkeklerden birisi devlet yönetirse o zaman ölüme ve öldürmeye tekil davetler yerini çoklu davetler alır.

“Şehitler tepesi boş kalmayacak!”

Kaynak:pressenza.com/tr

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!