ÖLÜMCÜL VİRÜS KAPİTALİZM VE DİNLERDİR- FETİH KOÇ

Doğan Fetih Koç
Şair Yazar
SimurgNews YazıKurulu Üyesi

ÖLÜMCÜL VİRÜS KAPİTALİZM VE DİNLERDİR

Yunan felsefesi dünyaya yayılınca önemli filozofların ortaya çıkmasına neden oldu. Şimdi sıra, en canlıca sorun olan din ile felsefe arasında nasıl bir uzlaşma yapılacağına gelmişti. Bu aşamada, din felsefeciler arasında da farklı felsefe görüşleri ortaya çıkmıştı. Ayrıntılara girmiyeceğim. Ama genel halarıyla günümüze aktarmaya çalışacam. Bugünkü sorun açısından direk bağlayıcı olduğundan dolayı buraya aktarma gereği duydum.

Özgür felsefeye göre, realite bilinmez bir sırdır. Filozofların genel bakışıdır bu. Bu, gerçeklik olanı geleneklere bağlı olmaksızın arayıp bulmak da bilim işidir. Bilim de günümüzde egemen güçler tarafından esir alınmış tutsaktır. Filozoflara göre, gerçeklik her şeyden daha yararlıdır. Ozaman, gerçeklik doğru yolun işaretidir. Ve yaşamın gerçeklikle direk bir bağı vardır. Bunun dışına sapalanırsa felaketler kaçınılmazdır. Ve şuan dünyamız bu felaketleri yaşamaktadır. Demek ki, dünya bilim dışı bir saplantıda illerledi.

Dünya, şimdiye kadar görmediği büyük bir baskı altındadır. Bu baskı kaç gün, kaç ay, kaç yıl kaç mevsim, kaç iklim süreceğini ve ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz. Bu günümüzdeki ve gördüğümüz felaketler bitse, başka bir baskı mekanizması devreye girer bunu da çok iyi biliyoruz. Dünyamızda her iklim kendi bulutu ve kendi güneşiyle güzelleşirdi. Şimdi gelşen teknoloji ile her şeye müdale edilerek sunileştirildi. Dolyısıyla doğa dengesizleşti. Dengesizleşen dünya insanı da dengesizleştirdi. Dünyaya felsefe mantığıyla artık bakılmıyor. Kar ve imha hırsıyla herşey katlediliyor.

Felsefe insana ve doğaya özgü bir kavram olduğuna göre, felsefenin gelişmesi ve aşamaları da insanın gelişme aşamalarına bağlı olarak diyalektik bir paralellik sunar. İlk insanların, pratik yaşamlarında bir çok kez tekrarlanan nesnel hareketlerinden ve değişmelerinden edindikleri gerçek tecrübe, farkında olmasalar da felsefenin ilk yapı taşlarıydı. Nedenini bilmeseler de, ısı ve soğuğun yükseliş ve düşüş derecesini, kar ve yağmur ne zaman yağacağını iklimin buldular. Bununla pareler olarak, nedenini bilmeseler de, yağmurun, dolunun, karın gökten geldiğini, şimşeklerin gökten çaktığını, ve bulut olmadan karın, yağmurun yağmadığını, şimseğin çakmıyacağını dünyada hiç bir din yokken bu olanları duyumsadılar, gördüler ve algıladılar.

İnsan felsefesinde doğa bir bütündür. Ama dua yoktur. Sonradan icat edilmiş ve buda sunü bir icatır. Yağmur yağdırmak için yağmur duasına çıkarak bulutlar oluşmadığı gibi, bulutlar olmadan yağmur da yağmaz. Bu ve buna benzer istemler bilime ve

doğaya aykırıdır. Günümüz de ise hakim sınıf ve egemen güçler bunu iktidarlarını sürdürmek için din aracılığıyla daha da derinleştirerek devam etmelerini istemekteler. Burjuvazi ve kapitalizm, taşıdığı karakter gereği bilimden yana değildir. 18. Yüzyılındaki aydınlanma felsefesi’yle hareket ederler Fransız devriminin koşullarını hazırlayan bilimsel olgular oldu. Her bakımdan eskimiş olan feodal sınıfın aleyhine, yeni olan burjuva sınıfın lehine illerledi. Önce doğa yasaları o günkü olanaklar içinde bilince kavuşturuldu. İnsan da bilincin ve bilimin ögesi olarak kabul görüldü. Ama bu kabul burjuva kapitalist sınıfı için çok tehlikeliydi ve dini yaygınlaştırarak insanları bilime değil “Allah“ ve “Tanrı“ kudreti olan dinlere inanmalarına yönledirdi. Ki çokta başarlı oldular. İnsanlar islam, hıristiyan, alevi ve musevi gibi dinlerle anti bilim inançla güçlendirdiler. Ama aynı zaman da paranın tek güç olduğunu da kavratarak kendilerine daha çok köle yaparak çalıştırdılar ve çalıştırıyorlar. Yoksullar da zengin olmak için düşün dünyaları kapitalistler gibidir doğal olarak.

YOKSULLARIN DİNSEL İNANÇLA PARAYA BAĞLILIĞI

Sınıflı tüm toplumlarda, dinsel inançların egemenlik kurduğu ve “Afyon“ rolü gördüğü toplum yoksul toplumdur. Zenginliği paylaşım üzerine değil, çalışmadan, üretmeden yaşıyan bir avuç zengine rağmen, köle gibi çalışıp ürettiği halde yoksul olan halkların kendisidir. Ezilen yoksul halkların varlığı üzerine kurulu kaptalist sistem, bu kültürünü, ahlakını ve alışkanlıklarını halklara empoze etmek amacıyla, en başta din, eğtim ve yönetimde dahil olmak kaydıyla her türlü aracı kulanmaktadır. Sömürü karekteri gereği, haksız şekilde bir azınlığın toplanmış paranın ve para kaynaklarının, yine bu azınlık birinin diğerinin elinden çekip almaktan başka bir amacı olmayan, böylesine bir rakebetin yaratığı kültürel ve ahlaki yozlaştırmanın, sadece para sahipleriyle sınırlı kalmadığı; kişiliğini henüz bulamamış ve parası olmayan halkların daha çok etkilediği bir başka gerçeklikliğiyle ortadadır. Kaldı ki; kapitalizm kurtlar sofrasına kenardan, köşeden sızabilen tek tek bireylerin dışında, “kapitalist olma“ hayali boş bir hayaldir.

Din; maddi gerçekliğe dayanmayan, kör inancı aşılayan ve özelikle de feodal dönem devletlerini halklara karşı çok etkili olarak kulandıkları ve günümze kadar da egemen sınıfların kullanageldiği bir silahtır. Marks’ın çok haklı olarak söylediği “Din halkların afyonudur“ sözü, bu ideolojik-politik arkaplana dayanmaktadır. Bu maneviyeti güçlü “Afyon“ günümüzde de, egemen sömürücü sınıflar tarafından halklara cömertçe sunulmaya, yaşatılmaya davam edilmektedir. Egemen sınıflar aynı zaman da dinler arasında çelişkiler yaratarak, dinleri düşmanlaştırmış ve tarih boyunca kendi çıkarlarına hizmet edecekleri biçimde savaştırmış ve savaştırmaya da devam etmektedirler.

Tarih boyunca sömürücü sınıflar, din’e aynı zaman da halkları bölüp bir birine kırdıran bir üst yapı işlevi yüklemişlerdir. Böylelikle din, halkların hırıstiyan, müslüman, alevi ve musevi olarak bölmüş ve birbirine düşman eden bir fonksiyonu oldukça etkili tarzda yerine getiren bir araç olmuştur. Üstelik, halkları sadece genel anlamda bu dinlerle bölmekle kalmamış, her birini de kendi içinde ayrıca çeşitli mehzeplere bölmüştür. Yani, “böl, parçala ve yönet“ formülü daha çok din üzerinden ezilen halklara uygulanmaktadır. Uzak ve yakın tarihe bakıldığında, din’in işlevi ezen ve ezilenler için ne anlama geldiği, din üzerinden halklar nasıl kulanılarak sömürüldüğü açıkça görülmektedir.

Dine bağlı olan milyarlarca ezilen halklar uyandığında kendi kaderini ve kurtuluşunu ellerine alacaklardır. Ve dünya ozaman nefes alıp kurtulacaktır. Bu nefes de sosyalizmdir.

Müslüm Gürse’sin sözüyle yazımı noktalamak istiyorum. “…Düzensiz dünyanın günahıdır bu olanlar / yakarsa dünyayı garipler yakar…”

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »