Müslüm Elma 15 Nisan 2015’ten beri tutsaktır.
Nerde mi?
Türkiye’de değil, demokratik Avrupa’nın merkez ülkesi sayılan Almanya’da!
Neden?
Nedenini ben de bilmiyorum. Basının yazdığına göre Almanya’nin «Terörle Mücadele» yasasının 129 ( a-b) maddesi nedeniyle(ymiş)…

İlginçtir; Türkiye’de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Almanya da terörle mücadele kanununa ek yaparak kapsamının iyice genişletip ağırlaştırmış, “takip edilecek örgütler“ listesini genişletmişti. Bu maddeye göre, Almanya’da faaliyet yürütmemiş olsa dahi, bireylerin her hangi bir örgüte “sempati” duyması, soruşturma açılması ya da Almanya dışında ise, tutuklanıp Almanya’ya getirilmesi için yeterlidir. Tutuklanması için bireyin Almanya’da hiç suç işlememiş olması farketmiyor.

Sahiden bu kanunlar «teröristlere» mi uygulanıyor?
Ne gezer!
Teröre ihtiyaç duyan kokuşmuş sistemler teröre karşı mücadele mi ederler?
Geç onu!
Daha dün «diktatörü devirme» bahanesiyle Süriye’ye müdahale kararı alan devletler orada, Irak’ta, Afganistan’da ve Libya’da dünyanın en azgın terör örgütlerini yaratmadılar mı? Almanya da bu devletlerin nerdeyse daimi müttefiklerinden biridir.

Bu tür ağır baskı yasaları «terör» bahenesiyle çıkartılır, fakat aslında teröristlere değil, sosyalistlere, komünistlere, demokratlara, sol vicdana sahip insanlara uygulanır.

Terörist görmek isteyenler IŞİD, El Kaide, El Nusra, Boko Haram, El Şebab gibi cihatçı-faşist örgütlere baksın, ırkçı faşıst Nazi örgütlerine baksın, Türkiye’de insanları diri diri yakan dinci ve ülkücü faşistlere baksın… Bütün dünyanın tiksinti ve dehşetle bu barbarların canavarlıklarını izlediği bir sırada, sosyalistlere «terörist» yaftası asıp zindanlara atmak herhalde çok ironik bir demokrasi şakası olasa gerek.

MÜSLÜM ELMA KİMDİR?

Müslüm Elmayı, Diyarbakır 5 Nolu zindanında tanıdım. 12 Eylül cuntasının yönetime elkoymasından iki hafta sonra tutuklanmıştı. Onun tutuklanmasından 13 ay sonra Diyarbakır 5 Nolu’ya konulduğum zaman orada en çok ismi geçen iki kişiden biriydi. Cafer Cangöz ile Müslüm Elma cuntanın işkencecilerine karşı muhteşem duruş sergilemişlerdi ve herkesin dilindeydiler. Sonra daha yakından tanıdım, aynı davadan yargılandık, ikisi de hemşerimdi ve her zaman büyük bir gurur duyardım onlardan. İkisi de 20’nin biraz üstünde gençlerdi ve yaşlanarak faşizmin zindanlarından çıktılar. «Terör»e dair haklarında tek bir delil ve kabul bulunamamıştı! Aynı dönemde Mazlum Doğan, Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Ali Çiçek, Akif Yılmaz, Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Eşref Aynık, Necmi Öner, Necmettin Büyükkaya, Ali Sarıbal, Orhan Keskin, Cemal Arat ve başka mert, faşizme karşı sert güzel insanlar da tanıdım. Bunların hepisi şimdi bütün insanlığın dilinde ve yüreğinde sevgi ve hürmetle yadediliyorlar. Geçtiğimiz 14 Temmuz, Diyarbakır 5 Nolu’daki ikinci büyük ölüm orucunun 33’üncü yıl dönümüydü, aynı eylemin ikinci grubundayken onlardan dördünün faşizme karşı kararlı duruşuna tanıklık ettim. Orada «teröristler» değil, namuslu, yürekli sosyalistler ve devrimciler direniyorlardı. Sözgelişi uçak kaçıran cihatçı teröristler cezaevinde cuntanın din görevlileri olmuş, çocuklara zorla şeriat eğitimi yaptırıyorlardı. Gerçek teröristler her zaman baskıcı rejimlerin günah aletidirler.

Müslüm, Dörtler’in kendilerini yakarak vahşeti protesto ettikleri sırada aynı koğuştaydı (33). Orada herkesin uğradığı insanlık dışı vahşet biliniyor. Olaydan sonra onu veremlilerin arasına koyarak bu yolla öldürmek istemişlerdi. Diyarbakır‘da birkaç büyük ölüm orucuna katıldı ve özellikle Ocak 1984’deki ölüm orucunda ölüm sınırından döndü ve sağlığı bir daha düzelmemek üzere ciddi biçimde tahribat gördü. 1992’de tahliye oldu. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Nöroloji bölümünde İnsan Hakları Vakfı’nın desteğiyle tedaviye başladı. Bu yıllar sosyalistlerin ve demokrat insanların kaçırılıp kaybedildiği, binlerce köyün boşaltıldığı, milyonlarca insanın göçe zorlandığı, çok sayıda aydın ve yazarın süikastlere kurban gittiği ve binlerce insanın katledildiği yıllardı. Müslüm’ü de Kasım 1993’te İstanbul Kadıköy’de bir kafeteryada arkadaşlarıyla otururken yeniden gözaltına alındı. Kafeterya’da dostlarla oturmak, dönemin Tansu Çiller-Mehmet Ağar hukuku gereği «örgüt buluşması» sayılmıştı ve 18 yıl ceza verdiler. Müslüm 1996 ve 2000 yıllarındaki cezaevi katliamlarında ordaydı ve bütün o vahşetleri yaşadı. Ölüm orucundan kaynaklanan «Wernicke Korsakoff» sendrumu tanısıyla Nisan 2002’de şartlı olarak tahliye edilmişti. Fakat sürekli taciz ve tehdit altındaydı, yalnızca kendisi değil, yakınları, komşuları ve dostları da… Artık Türkiye’de yaşayabilmesi zordu. Nihayet 2007’e Türkiye’yi terketmek zorunda kalmış Almanya’ya iltica talebinde bulunmuştu. Alman makamları «politik mülteci» statüsüyle talebini kabul etmişti. Almanya’da, uzun süreli cezaevi kötü koşullarında yaşamaktan dolayı yakalandığı «Polistemi Vera» hastalığından dolayı tedavi görüyordu. Hala kendi başına günlük yaşamını sürdürmekte zorlanan bir insandır, sık sık başı döner ve düşer. Böyle bir insanı hem de Türkiye’deki gibi abartılı özel polis operasyonuyla konutlarının kapı ve pencereleri kırılarak gözaltına alınması ve aylarca özgürlüğünden alıkonulması inanılır gibi değil!.. Skandal niteliğindeki bu hareketin Türkiye’nin düşmanca bilgilendirme ve yönlendirmesi sonucu olduğu izlenimi ediniyoruz.

Müslüm şu anda Kempten’de (Allgau) tek kişilik hücrede kalıyor ve tam bir izolasyon altında yaşıyor, günde yarım saat tek başına havalandırmaya çıkartılıyormuş. Banyoya götürülürken bile ondan başka kimsenin bulunmasına izin verilmiyormuş.

Alman halkı faşizmin ne demek olduğunu bizden iyi bilir, keza faşizme karşı mertçe dikilmenin ne olduğunu da… Türkiye’deki 12 Eylül dönemi, Nazi cenavarlığının küçük bir tekrarı sayılır. Kendisi tamamen bir terör rejimi olan faşizme karşı direnen insanları «terörist» diye damgalamak büyük bir çarpıtma, insafsızlık ve ayıptır!

Müslüm Elma’nın durumuna bakınca onunla birlikte aynı operasyonda cezaevine konulan diğer insanların (Musa Demir, Sinan Aydın, Banu Büyükavcı, Haydar Bern, Erhan Aktürk, Seyit Ali Uğur, Mehmet Yeşilçalı, Sami Solmaz ve Deniz Pektaş) da çok farklı pozısyonda olmadığından emin olabiliriz.

Bütün vicdan sahibi insanları ve yazar-sanatçı dostlarımı bu insanlar derhal serbest bırakılması için dayanışmaya ve bu durumu kınamaya çağırıyorum.

15.07.2015

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!