Hilmi Toy
Yazar

Aramızdan ayrılışlarının ardından kaç yıl geçse de saygıyla anılmaya hak eden yazar, senarist ve şairlerimizdendir Vedat Türkali ile Musa Anter. Türk ve Kürt halklarının başka bir deyişle Türkiye halklarının iki ulu çınarı, iki aydın bilge insanı. Türkiye’nin demokrasi sorunlarına ilişkin duyarlı, ömrü billah halkların eşit, birlikte ve kardeşçe yaşayabilmelerinin koşullarını yaratmak için emek veren, bedel ödeyen, mahkemelerde yargılanan, sorgulara çekilen, hapislerde yatan iki kültür, sanat ve edebiyat dünyamızın insanı. Enternasyonalist bir duruşu vardı ikisininde. Eleştirilecek yanları, görüşleri elbette vardı, vardır. Ancak her şeye rağmen Türkiye’nin Kürt, Türk ve diğer halkların SOL aydın tarihinin dünü olduğu kadar bugünü de olanlardır. Sol ve Yurtseverlik tarihinin tarafı ve tanığı olduklarından bu memlekette sanığı da oldular. Türkiye’de aydınların Sol ve Yurtseverlik yanıydılar.

Eserleri tarihe ışık tutuyor. “Salkım salkım tan Yelleri estiğinde” memlekette “bekle bizi zafer şarkılarımızla geçişimizi İstanbul” diyenlerimizden. “Eğer benim ana dilim senin devletinin temellerini sarsıyorsa, demek ki, devletini benim arsama yapmış”, deyip “Kürde direnmek kaldı” diyebilenlerimizden. İkisi de yazdı nefesleri yetinceye kadar. İkisi de konuştu sesleri yetinceye kadar. İkisi de sevdikleri, kendi kimliklerini buldukları kentte veda ettiler yaşama. Biri yatağında ömrün eceliyle, biri de sokak ortasında kahpe, kalleş, karanlık kurşunlara hedef olarak geçip, göçüp gittiler bu dünyadan. Biri İstanbul, İstanbul diyerek, diğeri Amed Amed diyerek gittiler hayatımıza, dünyamıza dokunarak, eserlerini, mücadele değerlerini emanet bırakarak gittiler.

Amed ve İstanbul onları bekliyor şimdi, biz de Amed ve İstanbul’u bekliyoruz. Sizleri İstanbul, sizleri Diyarbekir gibi seviyoruz. İşte bu yüzden özgürlük ve adalet, eşitlik ve kardeşlik, barış ve demokrasi mücadelesinin devrimci, yurtsever aydın neferlerinden Vedat Türkali ve Musa Anter haklarımızın kalplerinde aldıkları yerle mücadelemizde yaşıyor, yaşayacak her zaman.

Çünkü Türkiye’nin aydınlık damarı idi son nefeslerine kadar. Karanlıklara karşı kalemleriyle, esirgemeyen sözleriyle ve duruşlarıyla birer ışıktılar. Savaşsız, sömürüsüz insanca yaşanılacak bir dünya düşüyle umutlu konuştu, yürekleriyle yazdılar, sokaklarında yürüdü, meydanlarında haykırarak inançla yaşadılar. Zalimin zulmüne karşı öfkeleri avuçlarında, sıkılı yumrukları hep havada oldu. Kendi yüreklerinin kabuğunda yaşamadılar.

Gök kubbenin altında yattıkları yer incitmesin, yıldızlar yoldaşları olsun.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!