Kürdistan Mazlumuyum!

Cüneyt Kahraman Ölümsüzdür.
15 Mart 1997
Dersim/Çemişgezek

Ölümsüzlüğünün 23. yılında… Ilyas Yer

Uzaklardaki köpek sesleri çoktan kesildi
Çeşmeler bozuldu
Patikalar kayboldu,
Ey vah, ey vah!
Virandır şimdi
Virandır sevdiğim
Harmanlarında çocuk seslerinin yükseldiği köylerim
Serçeler konmaz olmuş ağıl çeperlerine
Alacakarga meşe dalına yuva yapmaz artık,
Munzur mahzun akar
Boynu büküktür Fırat’ın
Dicle
Ah… Dicle’m
Bari sen bir şey söyle
Ne olur konuş, bu küskünlüğün de ne?
Konuş ki
Her kelimen merhemdir yürek yarama bilmez misin?

Bu yara ki
Şeyh Sait’ten, Zilan’dan
Ağrı ve Dersim’den
Kutsal yılanın ağzındaki elmas gibi taşındı kuşaklar boyu.
Ya Halepçe’ye ne demeli?
Hani bebelerimin Sarin’e belendiği
Genç kızlarımın,
Ağamın,
Atamın, napalmla kavrulduğu,
Yaralı yüreğimde beş bin kan gözesinin daha açıldığı,
Mazlumluğunun tank atışlarıyla parçalandığı yer.

Dinle sevdiğim dinle,
Urmiye yastaysa sesime Dicle
Kalleşçe dayatılmış ölümün son çığlığının,
Evlat acısına yükselen ana haykırışlarının
Her biri bir mezarlık olan vadilerinde yurdumun
Aksinin henüz dinmemiş olmasındandır.
Hani çabuk geçerdi kara gün
Hani Mazlumun ahı yerde kalmaz derlerdi.
Derlerdi de biz de inanırdık gün gelir diye
Ama bir türlü gelmedi, o beklenen gün
Demek hak değil midir şimdi
Bu kaçıncı ah, çekişimizdir ana
Bu kaçıncı geçmez gündür ağam
Niye…
Niye,
Kefensiz gömülür yiğitlerimiz
Niye,
Dinmez bu inilti, bu haykırış.
Bu küskünlük bu yas niye sormaz mısın kendine?

Bak!
Hala kanına banmış başparmak basılıyorsa ak kâğıda.
Süleymaniye, Erbil ve Zaho
Vurulmuşsa sırtından ihanet hançeriyle,
Postal izi varsa her karışında toprağının,
Tayyareler tutmuşsa göklerini,
Talan ediliyorsa emeğim açıktan açığa,
Öfkelenme oğul,
Öfkelenme yârim demeyin bana ne olur.
Bir kuş bile vurur pençesini yuva bozana,
Bir arı yaklaştırmak istemez düşmanı kovana.

Ya ben insanken nasıl,
Nasıl gamsız bakarım haraç eylenen yurduma?
Kürdistan mazlumuysam,
Bastırmışsam bugüne dek öfkemi,

Bu,
Tarihlerden bu yana akıncı toynaklarının sırtıma hoş geldiğinden değildir.
Yüce bilmişsem ulusluğu,
Bu korkudan değildir, sözüme inan.
İlkin cahillik binmiştir bir ejderha gibi yedi başıyla boynuna.

Sonra,
Sonra mazlumluğun.
Ama âlem bilir ki,
Nasıl sarılmışsam dost eline, öpmüşsem ayağını,
Öyle pusat kuşanıp diz çöktürmesini de bilmişim…
Nasıl yenilmişsem,
Boynumda prangayla gitmişsem sürgüne,
Öyle başı dik dönmeyi ve yenmeyi de bilmişim.

Artık biline ki,
Bugün tutmuşsam dağ geçitlerini,
Yatmışsam ölümüne mevzilerine yurdumun,
Çekiyorsam sakınmaksızın mavzer tetiğini,
İhanetin ipini çekmekten de yılmam.

Dedim ya sevdiğim,
Yaralıdır,
Yangın yeridir yüreğim!
Gözlerimden akan öfkeli yaşı bağışla!
Sabır taşlarının havan toplarıyla ufalandığı,
Her zerresinde bir kardeşkanı olan,
Özgürlük tarlamızdır satılmak istenen
Bu yüreğin bu acıya dayanması kolay olmaz elbet.

Artık gitme vaktidir.
Ve ne yazık ki,
Büyük bir aşkın ağırlığından ezilmemeye çalışırken,
Senin sevdanı da taşıyacak derman yok dizlerimde bir zaman daha.

Ne olur hüzünlenme,
Eğme boynunu, bülbülü kahreden solmuş gül gibi.
Ve son bir diyeceğim var sana,
Unutma sevdiğim.
İstersen yaz bir kenara.
Son sözlerim olarak kalsın cihana

Bu acıya,
Bu amansız sevdaya
Ve bu çıyan pazarlığına,
Şiir yazmayan birisi,
Şairim demesin kendine.

Ey nazlı yurdum,
Sana türkü yakmayan ozan değildir daha.
Dağlarına bel verip kan kusturmamışsa düşmana,
Hasret kalmamışsa uykuya,
Düğün almamışsa yar yoluna,
Çalmamışsa silahını kayalıklarına,
El vermemişse kurtuluş kavgasına,
Kızlarımla,
Oğullarımla,
Yiğit demesinler gençlerim kendilerine.”

Cüneyt Kahraman

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »