Koronavirüs bize sesleniyor: “Başka bir hayat mümkün”

Ercan Jan Aktaş

Bu zaman diliminde yaşadıklarımız üzerine konuşuyor ve iç tartışmalar yürütüyoruz. Bu hızda ve bu yoğunlukta bütün insanlığın gündemine girmiş başka bir şey olmadı hayatımda. Sanırım insanlığın büyük çoğunluğu da bu bilgi ve de hissiyatta. Bu zamanı geride bıraktığımızda bizde neler kalacak ‘an’a dair, bunları da kestirmek zor. Mesela Paris’in sokakları savaşlar dışında hiç böyle bomboş kalmadı. Aynı şekilde Napoli, Milano, Barselona, Madrid, Berlin…

100 yaşındaki Fransız Filozof Edgar Morin Skype ile katıldığı canlı televizyon programında: “Evinizde kalırken bugüne kadar boşa harcadığınız zamanları, hayatın anlamını ıskaladığınız anları düşünün” diye tavsiyede bulundu. Bunu ne kadar yaparız, yapmak ister miyiz her birimizin başka cevapları vardır elbette. Ben de kendimle olan zamanlarımda  ve evimizin arka bahçesinde yalnız zaman geçirirken, ya da köyümüzün tepesine tırmanırken düşünme maratonu içinde buluyorum kendimi. 

Öncelikle 1 – “Başka Bir Hayat Mümkündür” sözünü her zaman çok sevdim, Türkiye’deki hayatımda bu cümle bende hep slogan olarak kaldı. Biz, sistem karşıtları/muhalifler, eylemlerimizde ve kampanyalarımızda bu sloganı hep sevdik. Ancak cümlemizi tamamladığımızda ise sistemin içinde, ötesinde, berisinde hayatlarımıza devam ettik. Ne zaman ki Güney Batı Fransa kırsalında, yani Bask Ülkesi’nde yaşamaya başladım bunun artık güzel bir slogan olmanın ötesinde hayatın bir parçası/kendisi olduğunu düşünmeye başladım. 

Burada büyük kentler yok, olan ketler ve kasabalar kurulurken de betona boğulmadan, kırı, bayırı, çiftlikleri kovmadan, dağları, tepeleri dozerlerle düzlemeden, geniş boş alanları avm arazilerine dönüştürmeden kurulmuş. Kuzey Bask Ülkesi’nin iki büyük şehri; Biarritz ve Bayonne‘u çok sık ziyaret ettim, Biarritz biraz da turizm şehri olduğu için ‘global dünya’ ile uyum sağlamış durumda. Hatta geçen sene G7 zirvesinin yapıldığı şehir. Ancak 15 dakika yürüme mesafesi ile kendini bir tepenin başında ya da sakin bir koyda bir başına bulabilirsin. Bayonne ise hala kurulan halk pazarlarıkolektif bahçeleri ve kırsal ile iç içe olmasından hayata daha yakın ve sıcak bulurum. 

Bu iki büyük şehir dışında Kuzey Bask ülkesinin irili ufaklı bütün köy ve de kasabaları, şehirleri kendilerine yeten üretim alanları ile ‘büyük dünya’ya çok da ihtiyaç duymadan hayatlarını idame ettirmektedirler. Zaman zaman bağımsızlık yanlısı Basklılar üzerine içimde tartışma yürüttüğümde ‘tamam da bu ülkenin ekonomisi’ nasıl oalcak saçmalığında bulurum kendimi. Sonra sonra farkettim, burada tarım alanları ve de hayvancılık kendi iç ekonomisi için yeterli bir kaynak yaratıyor zaten. 

Burada kent/kırsal ayrımına gitmek bana hep zor geldi, daha doğrusu önceki aklımla çeliştim çoğu zaman. Geldiğim ülkede ‘kırsal’ mağduriyet, ‘kent’ medeniyetti. İşte Bask Ülkesi’ndeki yaşamım ile bu bilgiler çöp oldu. Ben buranın bugününde konuşuyorum, 25-30 yıl önce bu bölgede çok daha büyük çiftlikler ve tarım alanları varmış. Bu konuda Joseph’in aktardıklarından şunu anladım ben; Fransa devleti biraz da bölgeyi insasızlaştırmak/Basklıları ‘doğal asimilasyon’a tabi kılmak için kimi ekomomik planlamalara gitmiş. 

Bir zamanlar Fransa’nın tekstil ve deri sanayisine ciddi üretim sağlayan bu bölge devletin kimi ekomomik programları ile – ABD ve başka ülkelerde bu ürünleri ihraç eme yoluna gitme ve çok yaygın olan tren ağlarını kullanımdan kaldırma – insanların Kuzeye doğru, Fransa’nın içlerine doğru göçleri sağlanmış. Mesela bizim köyde 30 yıl önce 450 insan yaşarken bu sayı şimdi 90, o zamanlardan bir çok büyük çiftlik kapalı şimdi. Ancak bütün bunlara rağmen bizler gerek Fransa’nın Bearn bölgesindeki kırsaldaki çiftliğimizde Babet ve Gerard ile, gerekse de Bask Ülkesi kırsalındaki köy evimizde soframıza ve de “gave” (1) larımıza baktığımızda; sofradaki  yumurtalar Antoin’lerden peynir Monik/Peo’ların peynir fabrikası ve de Benet’in çiftlik evinden, sebzeler çoğunlukla bizim kendi bahçemiz, zaman zaman kasaba pazarında satın aldığımız Joseph’in arkadaşlarının tarlalarından, şarplarımız Domaine Castera ve Cristine ve Antoine’ın şarap çiftliklerinden olduğunu biliriz. 

Yani biz soframıza gelen yiyecelerden tanırız komşularımızı. Hal böyle olunca bizde pazara gitmek, alış veriş için büyük marketler aramak gibi bir derdimiz yok. Neden bunu bu kadar uzun anlattım? Koronavirüs’ün getirdiği ciddi bir tehdit konuşulmaya başlandı.  O da üretim zincirinde yaşanacak bir kopmanın daha ciddi bir insanlık felaketine doğru bizi götüreceği. Bütün Avrupa’da yollar, otobanlar, havaalanları kapatıldı. İnsanlar ile birlikte üretilenlerin taşınması da durdu. Bu haliyle devam ederse bir kaç ay daha, o zaman yaşam için temel gıdalara ulaşamama riskinden konuşuluyor. 

Kapitalizmin ürettiği pazar ve de ürünlerin belirli raf zamanları var. Bu zaman dilimi tamamlandığında besin zinciri nasıl devam edecek? İşte yaşadığım bölgede şimdilik bizlerin böylesi bir gündemi yok, biz pazara ve markete gitmeden aylarca ve hatta ürettiklerimiz ile yıllarca üretimi kendi koşullarımızda sağlayabiliriz. Zira burada doğaya, doğal hayata, kırlara, meralara, çiftliklere rağmen yeni yaşam alanları/kentler kurulmadı. Ben bir bahçeden 12 ay sebze toplayıp mutfakta pişirmeyi burada yaşadım, kış mevsiminde bile biz bahçemizden pırasa, havuç, maydanoz, lahana, patates toplayıp evdeki mutfağa taşıyabildik. Bütün bunlara rağmen Koronavirüs’ten kaynaklı yeni bir örgütlenme de hızla geliştirildi.

Bizim kasaba merkez olmak üzere kolektif bir çalışma başlatıldı. Yeni kurulan ‘lekukoa’ sitesi üzerinden meyve ve sebze satışları, et ürünleri çiftliklerden doğrudan alıcıya ulaştırılmaya başladı. Bu kolektif çalışma doğrudan tarım ürünlerinin satışını öngörüyor. Basklı çiftçi, sendika ve örgütler, 80 tane yapı bir araya gelerek bunu örgütledi: Bask Ülkesi Çiftçiler Üreticileri Derneği (APFPB), Biharko Lurraren Elkartea Civam (BLE), Euskal Herriko Laborantza Ganbara (EHLG) ve ELB birliği. Bu kolektif çalışma bugünden itibaren hayata geçiyor. Site üzerinden ürünleri ve çalışma saatlerini paylaştılar. Şu an itibarı ile 22 belediye bu çalışma içinde. Site üzerinden haftanın hangi günü ve hangi saatler arasında verdiğin sparişlerini alabileceğini yazıyorlar. O saat içinde orada olup, aracından inmeden alışverişini yapıp geri dönüyorsun. Bu şekilde hem üreticiler ürettiklerini satabilecek, hem de insanlar ihtiyaç duydukları sebze ve de meyveleri en doğal, temiz, sağlıklı halini aracısız satın almış olacak. 

Öncelikle 2 – Doğal hayatın, üretimin içinde olmak elbette bizleri de Koronavirüs zamanı ve gündemleri dışına itmiyor. Her sabah ve günün ilerleyen bütün saatleri için elimizde cep telefonları ve de bilgisayarlaran Koronavirüs’e dair gelişmeleri izliyor ve okuyoruz. 16 Mart’da Paris’ten yola çıktığımda geri dönüşü olmayan – en azında bu sezon için – bir yolda olduğumu düşünmemiştim. Şimdi yarına dair öngörü üretmenin de zor olduğu bir zaman diliminde yeni şeyler ile tartışmalarımıza devam ediyoruz. Öncelikle bir köyde yaşadığımız için zaten hepimiz bir birimizi tanıyoruz, şehirler ile iletişimi hemen hemen bitirdik. Hala güzel güneşli zamanlarda bir buçuk saat kadar tırmanabileceğimiz bir dağımız hemen köyün kıyısında. 

Ancak işin bir de psikolojik yanı var. Böyle olunca her bir insan ile ‘merhaba’nda bir çekimserlik yaşıyorsun. Köye misafir kabul etmiyoruz mesela şimdi. Bunu pratik olarak da deneyimledim. Geldiğim ülkede “her şey olacağına varır” idi bir yerde hayat felsefesi, ama burada durum ciddi ve kişi kişi savunma alanları ve de stratejileri var. Bütün hastalık ihtimallerine karşı ciddi bir duyarlılık var iken şimdi bu durum duyarlılıktan ziyade zaman zaman da insanın canını sıkan ciddi gerilimlere neden olabiliyor. Hangi kasabada ve hangi köyde durum nedire dair bilgi akışı devam ediyor. Fransa genelini online harita üzerinde izlemek mümkün. Hangi bölge ve de kentte kaç vaka var, salgın hangi durumda, ölenlerin kentleri gibi bilgiler sürekli güncelleniyor. 

Öncelikle 3 – bu zamanı geride bıraktığımızda ‘komşuluk’, ‘dostluk’, ‘dayanışma’, ‘yerel/lokal üretim’, çiftlikler, tarım alanları üzerine daha da yoğun konuşmaya devam edeceğiz. “Doğayı denge halinde pasif bir sistem olarak düşünme psikolojisi, Koronavirüs’ün sorunsallaştırdığı şeydir. Her yıl insan hayatını etkilediğini zaten bildiğimiz binlerce patojen açığa çıkıyor”. (2) Hem yaşadığımız bugünü anlamak hem de geleceğimize dair öngörülerde bulunmak için bütün sosyal bilim alanları yoğun bir çalışma içinde. 

Bir dünyanın ötekileri; “bakın işte yaşadıklarımız bizi haklı çıkardı” düşüncesinde iken, “dünyanın sahipleri”/egemenler daha “güvenlikli”, 24 saat kontrol edilebilir/gözetlenebilir hayatları bize armağan etmek için hummalı çalışmalar içindeler. Kapitalist sistem de elbette boş durmuyor. Hatta onlar biz muhalif, ‘anarşik unsur’lardan daha çok çalıştığı kesin. Bizler hayatın doğal ve de kırsal ihtimalleri üzerine konuşurken, insanlardaki endişe ve kaygıları da içine işleyerek onlar sağlıktan eğitime, üretimden tüketime barkotlanmış, her anı online izlenebilen “güvenlik” konsepti içinde hayatlar ile karşımıza dikilecekler. Buna hazırlıklı mıyız, ya da ne kadar hazırlıklıyız, hiç iyimser cevaplarım yok. Yaşamaya, bilgi üretmeye devam.

BAŞKA BİR HAYAT/DÜNYA MÜMKÜNDÜR!

(1) kiler

(2) https://terrabayt.com/dusunce/viral-politik-ekoloji/?fbclid=IwAR0VYeRcWee4MYG90geDRJYOkHTVluOMLcZesaclfzf8furHSzLoLZTQw3A

Kaynak:pressenza.com/tr

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »