KORKU-ŞİDDET- BELİRSİZLİK

S.Oral Uyan
Ressam-Yazar
SimurgNews Yazı Kurulu Üyesi

                KORKU-ŞİDDET- BELİRSİZLİK

Öğretilmiş “doğrular..yanlışlar..sevinçler..kötüler..iyiler..KORKUlar..vd…“, bu “öğretilmişlikler“ içinden gelinen topluma göre değişkenlik gösterebilen kavramlardır. Toplumdan topluma değişkenlik gösterse de konu başlığı olan “KORKU’nun, amigdala denilen beynin korku merkezinden yönetilmekte olduğunu söylemektedir bilim insanları. Tabi “KORKU”yu “ŞİDDET”ten, “BİLİNMEZLİK”ten ve “BELİRSİZLİK”ten ayrı ele alamayacağımızın bilinciyle korku, şiddet, bilinmezlik ve belirsizliği bir başlık altında incelemeye ve işlemeye çalışacağım.

Konuyu inceleme ve işlemeye çalışırken de ne bilim insanlığına nede Dil Bilimi Uzmanlığına soyunma niyetim olmayacak.! Yalnızca korkunun da öğretilebilir bir olgu olduğunu ve bu sayede de baskı ve yönetimsel araç olan “ZOR”un (devlet) bu olguyu toplum üzerinde nasıl silah olarak kullandığını..nasıl TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ yaptığını enine boyuna irdelemek istedim. Bilimsel boyutunun yanı sıra, dünya halklarına musallat edilen COVID-19’un da nasıl “KORKU” silahı yapıldığına bakıp, sonuca ulaşmaya çabalayacağım.

Yaşamdaki örneklerden ziyade önemli olanın beynin korku merkezinin, -bilimsel adıyla- ‘AMİGDALA’nın uyarılmasını ve büyümesini sağlayan olguların “korku” olarak algılanmasını öğretmektir. “Toplum Mühendisleri” tarafından öncelikli olarak “ZOR”un en küçük yapı birimi “aile”ye bu görev verilir ve “korku”nun önü açılır. Acı ve ağrı hissiyle korku aynılaştırılarak ilk adım atılır. “Uf”..“öcü” sözcükleri korkmayı gerektiren şeylere dönüştürülür. İkinci adım yapılması istenmeyen bir hareket yapıldığında dayakla-şiddetle-ölümle engellenmeye çalışılır. Ve böylelikle toplumun sosyal yaşamında ihtiyaç duyduğu ve bu ihtiyaçları karşılamak için girmiş olduğu ilişkilerin herbir safhasında (okul, fabrika, tarla, sosyal medya..vs) şiddet altyapılı üstünlük, üstün gelme kültürü kaçınılmaz olarak “KORKU”nun tünelinde şiddet unsurunu koşullayacaktır. Rekabet kültürü keza öyle. Sermayenin temel mantalitesi olan rekabet mücadelesi de şiddetin ana sebeplerinden biri olarak görülür.

Toplumda yaşam ve ölüm içgüdüleri yasaklarla engellenmeye çalışılmaktadır. Bu içgüdülerin toplum tarafından yasaklanması ego’nun yön değiştirmesine neden olmaktadır. O zaman ego işlevini yapamaz ve güdü bilinçdışına itilir, psişik enerjinin büyük bir çoğunluğu bu istekleri bilinçdışında tutmak için harcanır. Bilinçdışında engellenen güdüler zamanla artarak bir problem yumağı haline dönüşür.    

            “Kaygı: Bir gerilim durumu, açlık, seks, ‘ölüm’(bn) gibi bireyi davranışa sevk eden bir güdü olarak görülmekte ve üç tür kaygı tanımlanmaktadır.

Gerçek Kaygı: Gerçek bir korku objesi vardır. Korkunun derecesi kaygının derecesini oluşturur.

Nevrotik Kaygı: Korkunun belli bir nedeni yoktur. Bilinçaltına itilmiş olan malzemeler bireyi tedirgin eder. Kişide çatışmalar görülür.

Ahlaki Kaygı: Superego tarafından cezalandırılma korkusu vardır. Toplum kurallarına aykırı davranışlarda bulunmak suçluluk duygusu yaratır.” (Kuzgun, 1988), (*)

Şimdi kısa bir çıkarsama yapalım:

Gerçek Kaygı: COVID-19…

Nevrotik Kaygı: Pandeminin boyutunu bilince çıkarmadan manipüle edilen       haberlerle tuvalet kağıtlarına saldırılması ve bunun için vahşice kavga edilmesi…

Ahlaki Kaygı: 65 yaş üstü insanların “suçluluk duygusu”na uğratılması…

Buna bağlı olarak Sağlık ve Eğitim alanında da yine sermaye pazarına uygun bilgi ve deneyler-analizler sonucu ortaya çıkartılan bilimsel veriler sözkonusu pazarın hizmetine sunulur, güvenlik-sağlık-ölüm  bahanesiyle şiddeti meşru gören “korku devleti” özümsetilir ve benimsetilir. Artık şiddete karşı olunduğunu söylemek tamamen ‘korku’nun manipüle çabası olacaktır. “ZOR” ancak zorla yıkılır gerçekliğinden uzaklaştırılarak “her türlü şiddete karşıyım” anlayışı manipüle edilir ve sindirilmiş, biat eden, korkunun esiri haline getirilen toplum yaratılmış olur.

Bütün bunların üzerine bilinmezlik/belirsizlik ve bilgisizlik de eklenince “gayya kuyusu” inşa edilmiş olur. Evde baba, okulda öğretmen, askerde komutan, sokakta polis, adliyede savcı/hakim, iş yerlerinde patron/müdür (bu durum kadın için tüm erkek dünyası olarak görülmelidir.) korkunun  sembollerine dönüşür. Egemen erk ilk görevi aileye verirken kendi “erk”inin etrafına soyut din-şimdilerde ise COVID19 PANDEMİ  korku-gücünü yerleştirir, dinin ve -şimdilerde- pandeminin arkasına tutuculuğu/milliyetçiliği/yasakçılığı ekler, onun ardına silahlı güçlerini ve onun da arkasına yargı zırhını koyar ve böylelikle “ZOR” da kendi ürettiği korkunun esiri olur..daha çok şiddete ve yasağa ihtiyaç duyar. KORKU-ŞİDDET” sarmalı hormonlu bir şekilde büyür..büyür..büyür; ta ki ezilen geniş yığınların korkularının cesarete döndüğü zamana kadar.!

Emperyalist güçler  yaratttttıkları ve zemin hazırladıkları bu “KORKU”, “ŞİDDET”, “BİLİNMEZLİK” ve “BELİRSİZLİK sarmalından karlı çıkmayı tasarlarken baştan bugüne kadar KORKU ve BELİRSİZLİĞİ dünya halklarına aşama aşama manipüle ederek yerleştirdi. Kurmak istedikleri “yeni yaşam”ın provası niteliğindeki bir dizi kararları uygulamaya soktu. Klasik bir söz vardır: ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK.

Evet; hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bugün PANDEMİ süresince pencereler, kapı önleri, balkonlar, teraslar bize reva gördükleri korkak ve yalnız yaşamı reddedeceğimiz “BAŞKALDIRI” noktaları olurken, pandemi sonrası SOKAKlar sistemi başlarına yıkılacak alanlar olmalıdır. Dünya halklarının bunu yapacak gücü var ve yapacaktır da.!

Çünkü, SOKAKlar gaz bombası, barut ve çöp kokmuyor. Sokaklar bahar..devrim ve özgürlük kokuyor.!

Yazar Brigitte Labbe’ın bir sözüyle noktayı koyayım; “Korku gereklidir, ama CESARET olduğu sürece!” (29.03.2020)

S.Oral UYAN

*Yrd. Doç. Dr. Necla Tuzcuoğlu

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »