KOMÜNAL TOPLULUKLAR VE SINIF MÜCADELESİ – SELÇUK ŞAHİN POLAT

Selçuk Şahin Polat
Yazar

Komünal toplulukları kuranların çıkış noktası genellikle egemenlere karşı verilen mücadeleyi es geçmek olmuş. Bir de ilginç ve ortak bir kaderi paylaşmışlar. Bu da: projelerin genellikle uzun vadede başarısız olup dağılmış olması. Bu konuda sınırları zorlayan fakat kaçınılmaz sonuçtan kurtulamayan en başarılı komünal topluluk, ABD de 1774 yılında oluşturulan  ‘Silkinenler’ adlı grup. 19 topluma ve 6 bin üyeye sahip bu oluşum, Amerikan iç savaşına (1865 li yıllar) kadar genişlemeye devam etmişte olsa 1940 yılında, yozlaşmanın ürünü olarak dağılıp gitmiş. Bu açıdan bu tür çabaları Marx esas olarak ütopyacılık olarak değerlendirmekte.

Fakat Brezilya’da komünal ilkeleri temel alan ve ülke koşullarının bir gereği olarak(kırsal nüfusun fazlalığı ve yoksulluk) hızla gelişen Brezilya Topraksız Köylüler Hareketine(MST-Movimento dos Trabalhadores Rurais Sem Terra) kısaca da olsa göz atmamız gerekiyor.  Tüm geçmişte ki deneylerin aksine hem çoğu ülkelerden daha geniş bir alanda etkinlik kurmuş bulunup (30-35 bin kilometre kare) 2-3 milyona yakın insanı kapsamakta, hem de siyasi mücadele programıyla onlardan ayrılmaktadır. Bu anlamda, belki Brezilya’ya özel ama Komünal bir harekette olması gerekenleri bize vermektedir: 1-Neoliberal politikalara karşı çıkmak, 2-)Komünal dayanışma ağını örgütlemek, 3) Neo liberal karşıtı sol partilerle, sendikalarla, parlamenterle ve tüm kurumlarla dayanışma sağlamak, 4-) özgürce tartışan, kararlar alan ve kararları hayata geçiren bir yapılanmayı var etmek. İşte 100 bin militanıyla, akti-visti’yle dev bir hareket. Ülkemizde onları taklit etmek yerine onların deneylerini ülke koşullarımıza uyarlamak için kolları sıvamanın tam zamanı.      

İsterseniz şimdi, geçmişteki birkaç örneğe daha burada değinerek ülkemizde ki doğru adımın neler olması gerekir sorusuna cevap arayalım. Bunlardan biri olan Fransız devriminin liderlerinden François Baböf’ün, 1789 devrim öncesi ABD’de komünal topluluk olarak ‘Babövistler topluluğu’ kuruluşuna öncülük ettiği iddia edilse de, bu konuda ciddi bir kaynak bulunamadığından üzerinde duramıyoruz.  Sosyal topluluk ve pozitif düşüncenin ilk sistematiğini dile getiren kişinin Saint Simon olduğunu söyleyebiliriz.  Gelişen burjuvazinin, sanayileşmenin ve modernitenin temsilcisi aydınlar gibi Saint-Simon da, Fransız devriminin olumsuzluklarından etkilenmesine rağmen ezilenlerden, sömürülenlerden yana tavır geliştirememiş fakat sosyolojik açılımlarla yetinmiştir. İngiliz Robert Owen’ın pratiği ise,  konumuz açısından tipik bir örnek sayılır.

Robert Owen, İrlanda da oluşturduğu komünal topluluğun başarısızlığa uğraması sonucu, projesini 1824 yılında ‘Eşitlik ve Yeni uyum Topluluğu’ adı altında ABD’ye taşıyarak yenilemiştir. Fakat burada da başarılı olamamıştır. Başarısızlıkta, doğaya karşı ilginin ve topluluk yöneticilerinin yetersizliğini esas sebep olarak gösteriliyor. Fakat temel sebep, kapitalizm deryasında yani bireyciliğin, vahşetin, kıyıcılığın, ikiyüzlülüğün, hoşgörüsüzlüğün olduğu fakat dayanışmanın vb. sosyal ögelerin olmadığı bu okyanusta bir adacığın ona can ve kan verecek bağlantılarının olmamasıdır.

Fakat Marxizm, somut koşulların somut tahlilini esas alan bilimsel bir görüştür. Komünizm; uzun mücadelelerin, inişli çıkışlı sarp yolların, acı yenilgi ve başarıların senteziyle oluşacak olan gelişmiş bir toplumsal ağdır. Bu açıdan Brezilya’da ki Topraksızlar Hareketi bu yönde atılmış en zengin deneyi oluşturmaktadır. Geldiğimiz emperyalist-kapitalist deryada; adacıkların ne kadar yaşama şansı yoksa diğer yandan gerekli bağlantıları sağlayan, volan kayışlarıyla kendine yaşam ve can suyu taşıyan kanalları kurmuş olan tüm komünlerin(bu çok yönlü ilişkiyi Brezilya örneğinde görüyoruz), tıpkı fabrika, mahalle vb. komiteler gibi işlevsel olacağı açık. Tek kelimeyle; komünal topluluklar doğru taktiklerle kurulmuşsa, bugünün en önemli demokratik-siyasi adımıdır diyebiliriz. Ki Brezilya’da ki adı geçen girişimin 3 milyon kişiye yaklaşmış olması da bunu göstermektedir. Açıktır ki bugüne kadar kurulan komünal toplulukların temel felsefesi olan ekonomik ve sosyal eşitlik ilkesine yeni halkalar ekleyen Brezilya deneyi olmuştur. Bu halkalar esas olarak; demokratik içerikli kadın, çevre, emeklilik, ötekileştirilenler, diğer uluslar, farklı inançlar vb. sorunlarla kurulan ilişkiler olduğu kadar devrimci partiler, üreticiler, sendikalar ve sınıf hareketleriyle kurulacak ilişkileri içerir. Topluluk elbette ki bir merkez değildir. Ama sistemin yarattığı her türlü haksızlık alanlarından nefes almayan, ilişkilenmeyen bir Komünal topluluğun yani adacığın, albenisi olan, geleceği kazanan bir ada olması imkânsızdır. Eğer bunlar dikkatli ve özenle kurulmuyor, ajitasyon ve propaganda, topluluk içi ve dışı uygun şekilde yürütülmüyorsa, Komünlerin uzun vadede bir gelecekleri olmayacaktır. Eğer Brezilya örneğini saymazsak, bu yönde sistemli olmasa da çalışmalar yürüten bazı komünal topluluklara Almanya’da rastlanmaktadır. Belki diğer ülkelerde de var. Fakat ülkemizde bu tür bir çalışmanın içinde olan bir topluluğa rastlamış değilim. Sadece komünal topluluk düşüncesini savunan ve tüm etkinlikler içerisinde yer alan bir kişinin olduğunu söyleyebilirim: Ertuğrul Dinleten.

Komünal toplulukların kalıcı ve örnek olması için bir başka bağı da güçlendirmesi gerekiyor. Bu da teknolojiyle kuracağı doğru ve gelişmiş ilişkidir. Eğer sosyal medyayı doğrudan ve hızlı bir şekilde kullanacak araçlardan yoksunsanız, eğer her türden malzemelerle istediğiniz ürünleri çıkartan gelişmiş üç boyutlu yazılımı olan aygıtları(3-D printerler) kullanmıyorsanız, her yeni teknolojik gelişmeyi izleyip pratikte sonuçları test edecek bir organizasyonunuz yoksa,  komünizm düşüncesine karşı geliştirilen tüm ideolojik saldırıları tartışıp önem sırasına göre bunlara cevap verecek aktivist’leriniz yoksa, daha da önemlisi, Komünal Toplulukların ve SSCB’nin yıkılış nedenleri üzerinden dersler çıkartılarak geri dönüşü olmayan komünal kültürel disiplini oluşturamıyorsanız, kurulacak veya var olan KOMÜNAL TOPLULUKLAR’ı Komünizm ile ilgisi olmayan, fakat İmece usulü geleneksel tarımsal üretim yapan dayanışma ve paylaşım alanları olarak değerlendirebilirsiniz. Bunlar da şüphesiz önemli girişimlerdir. Fakat kapitalizm deryasında geleceği olmayan adacıklardır bunlar.

SONUÇ

Maskesiz, cüzdansız, yalansız, yanlışlarında ısrar etmeyen, kendiyle barışık ve komünal bir hiyerarşi kuran,

Politeknik(gelişmiş Köy Enstitüleri) yani sosyal terapi ve praxis okulları olan,

Doğa ile barışık, ekolojik tarım yapan, canlı olan her varlığı kendi gibi algılayan ve

Toplumdaki her türlü haksızlığa karşı duyarlı komünarlardan-akti-vist’lerden oluşan,

Devrimci ve komünist olan tüm değerleri(teorik kazanımlar, kültür, sanat, bilim, mücadele, ezilenler ve sömürülenlerle ilişki vb) ve sorunları(sağlık, kadın, etnisite, dayanışma, örgütlenme vb) ilgi duyan tüm çevrelerle tartışan ve çözüm üreten,

Sistemin çarkları arasına alıp ezdiği, ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere sağlık vb. sorunlarıyla boğuşan tüm devrimci olanları koruyacak ve kollayacak bir organizasyon yaratan,

‘İnsani olan hiçbir şey bize yabancı değil’ diyen, her zaman sisteme muhalif olmayı seçmiş, hedeflemiş üyeleri olan,

VE üreten her şeyi ile örnek, dahası herkesin öğretmen ve öğrenci olduğu bir Komün.

Yeni koşullarda ülkemizde ve her yerde yeni adımlar ve alternatif alanlar yaratmak için buyrun!

                                                                                                                    10.02.2020 S. Ş. POLAT    

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »