KIVILCIMLI ÜZERİNE – SELÇUK ŞAHİN POLAT

Selçuk Şahin Polat
Yazar

H. Kıvılcımlı, sosyalist geçmişimizin yüz akı, Şefik Hüsnü, Fuat Baraner, Mihri Belli gibi devrimci özellikleriyle her zaman bize örnek olmuştur. Fakat sosyalist hareketin teorik ve örgütsel sorunlarının çözümünde aynı başarıyı gösterememiştir. Bu açıdan gerekli olan, onun teorik görüşlerinin genel bir eleştirisini içermiyor buradaki çalışmam. Buradaki yazımda sadece, AVRUPA’DA VE TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK ULUS VE GEÇ KALMIŞ ULUSLAŞMA adlı kitabımın konusuna bağlı olarak ele aldığım Demokrasi,  Demokratik Devrim vb. konularında, Kıvılcımlı’nın DEVRİM ZORLAMASI DEMOKRATİK ZORTLAMA adlı kitabındaki görüşlerinin eleştirisi bulunmaktadır.

Önce Üslup:

ÜSLUP 

Kıvılcımlı’nın üslubunu dört başlık altında ele alabiliriz.  

1- Eksantrik yani anlaşılmaz tanımlardan oluşmaktadır: Zortlama, bu maddecil krah,  hurufiyyunluk, atlayış konağı, “maşrık’ı âzam” kesilmemiştir, Endüstri şövalyeliği, ‘beş vakit namazında müttakî sosyalist’,  “…müshil gibi tesir eden ‘alman çorbası”, atlayış konağı vb. vb. gibi.

Bir örnek: “Şef kalitesinin taktik eksikliğine ideolojik silah yetmez’  ‘sınıf karakterinin ideolojik eksikliğini pratik silah kaldırmaz.” (YENİ SOSYALİSTLERİ ELEŞTİRİYE ALIŞTIRMALI adlı bölümden)

2- Kategorileştiştirme, küçümseme ve hiyerarşi:  Kıvılcımlı 1969-70 yılında sosyalist grupları aşağıdaki gibi kategorize etmiş.

“1- Eneski Sosyalistler: bunlardan adı kalanlar Dr. Şefik Hüsnü Değmer ile Dr. Hikmet Kıvılcımlı oldu. 2- Eski sosyalistler: bunlardan gene adı kalanlar şair Nâzım Hikmet Ran ile rahmetli Reşat Fuat Baraner oldu.” … “3- Yeni Sosyalistler: bunlardan Türkiye’de yaşayıp duyulanlar arasında Mihri Belli ile Mehmet Ali Aybar’lar anılabilir. 4- Enyeni sosyalistler: bunlardan en “serbest güreşen” lerden Vahap Erdoğdu ile Doğu Perinçek’ler anılabilir.” (Sf. 2-4)

Zaten yazar, şemalaştırma yaptığını YENİ SOSYALİSTLERİ ELEŞTİRİYE ALIŞTIRMALI başlıklı bölümde itiraf ediyor:

“elbet mekanik bir “kuşaklar çelişkisi” deyimi ile Türkiye sosyalizminin bütün problemlerini çerçevelemek istemedik. Maksadımız kuşaklar örneği ile sosyalizmin pratik ve teorik aksaklıklarını az çok toptanşemalaştırmaktır.(abç)”

3- Öfke ve komut:

Kıvılcımlı’nın öfkesini ve direktiflerini hemen hemen her satırında görebilirsiniz. Yukarıdaki anlaşılmaz ve sınıflandırma yapılan örnekler de gördüğümüz gibi aşağıdaki örnekte de söylenmek istenenler doğru bile olsa, üslubundaki her üç tarzı bir arada okuyabiliyoruz:

“Strateji çizmek: a) Aklına esenin işi değildir. Partice çizilir. b) Soyut Kavram, Slogan atmak değildir. Somut Pratik Program ister. c) “Formül ezberciliği” devrimci güçsüzlüğün belgesidir. Kırk yıl sonra Türkiye’de ne yapılıyor? “Gelin kapı arkasında baltayı buluyor”olsa hiç kınamayacağız. Hiç kimsenin görmediği ve bilmediği bir Strateji baltası keşif ve icat edildiği kendine göre velvelelice ortaya atılıyor.”( STRATEJİDEN VE TAKTİKTEN SÖZ ETMENİN YOLU adlı bölümden)

4- Teorik eksiklikten doğan genel tanımlarla eleştiri:

Kıvılcımlı karşı çıktığı görüşleri somut örnekler ve teorik analizler yaparak kritik etme ve bizlere bu konuda aydınlatıcı olma yerine, bu çalışmasında genel doğruları tekrarlamaya yer vererek tartışmanın geliştirici silahından bizi mahrum bırakıyor:

“Karagöz gibi “yıktın, viran ettin perdeyi… ” ABA’cılar Türkiye Halkını ve İşçi Sınıfını bu mavallarla oyalayıp politika moralinde sıfıra indiriyorlardı. Proletaryanın bilinçli elemanlarını” ve Devrimci Gençliği TİP’ten soğutarak, Karayüzlü Komandolara elsiz, ayaksız, “kafadan gayrımüsellâh” bırakıyorlardı”(“TEPEDEN İNME” ALERJİSİ: ÇOK YÖNLÜ MÜCADELEDEN KAÇMADIR adlı bölümden)

“Türkiye solunda, bir yılı aşkın zamandır, birbirine paralel iki olay suyun yüzüne çıktı: 1- TİP içinde patlama, ABA’cıların Tekerlenmesi. 2- TİP dışında Millî Demokratik Devrim “Stratejisi” yahut Tekerlemesi. Sonra bu iki olay birbirine girdi.”   (Aynı bölümden)

Kıvılcımın tartışma üslubunun ana karakterleri bunlar.

Şimdi de Kıvılcımlı’nın görüşlerine bakalım.

TEORİK İÇERİK

Yazarımız,  bir tespit yapıyor:

“Türkiye ekonomi ve politikası 1925’ten beri şirketlerin (finans-kapitalin-abç) tekeline teslim edildi. Kırk bin traktör, yüz bin oto, benzin istasyonları türkiye’nin amerikan mandalığına geçiş merasimi oldu.” (FİNANS KAPİTAL DEREBEYLİĞİ Bölümünden)

Türkiye ekonomisinde 1925 den bu yana finans kapitalin hâkim olduğunu söylemek ve bu konuda bize hiçbir argüman sunmamak sanırım oldukça vahim bir hata. Lenin’in bu konudaki tespitine sanırım hepimiz katılıyoruzdur:

“gerçekte, sanayi sermayesi haline dönüşen bu banka sermayesine –yani nakdi sermayeye-‘mali sermaye’,( “finance capital”) diyorum. Kısacası ‘mali sermaye’ , bankaların çekip çevirdiği, sanayicilerin kullandığı bir sermaye oluyor”( V.İ.Lenin, Emperyalizm Kapitalizmin En yüksek Aşaması, sol yayınları, sf. 57)

Pekâlâ, 1925 lerden itibaren, hatta 1950’lere kadar “bankaların çekip çevirdiği, sanayicilerin kullandığı bir sermaye” den bahsedebilir miyiz? Sanayileşme açısından 1925’ler Türkiye’sine baktığımızda sanayinin esas olarak İstanbul ve İzmir’de yoğunlaştığını ve bunların da genel olarak dış sermayelere bağlı işletmeler olduğunu ve devlete ait bankaları dikkate almadığımızda ilk banka kuruluşunun 1948 yılında Sabancılara ait AKBANK olduğunu görüyoruz. Devamında palazlanan Koç grubunun 1986’da Amerikan express company girişimi takip ediyor. Dolayısıyla ülkemizde 1940-1950 yılı öncesi finans kapital oluşumu yani ‘bankaların çekip çevirdiği, sanayicilerin kullandığı bir sermaye’ sınıfı yoktur.

Sonuçta bu bilgiler ışığında; 1925 yılı ve sonrasında mali oligarşiden yani Finans-Kapital’den bahsetmek tamamen ezbercilikten başka bir şey değil.

Şimdi de, son yüzyıldır sosyalist hareketin başına musallat olan keskinlik, hızlılık ve demokratik değerlerin küçümsenmesi kuramı:

TEORİYİ HERKES Mİ, PARTİ Mİ YAPAR? Bölümünde Kıvılcımlı şöyle demiş:

“nitekim en devce ‘devrim çizisi’ni çizmiş bulunan büyük usta devrimciler de, çizilerini parti yörüngesine oturtmakla somutlaştırmış ve gerçekleştirmiştirlerTeorik yaratışta, hiçbir proleterin ciddiye alamadığı küçükburjuva “egalitarizmine” (sözde eşitçilliğe) ve burjuva demokrasisine metelik vermemiştirler (abç).”

Buradaki önemli cümle ‘… hiçbir proleterin… burjuva demokrasisine metelik vermemiştirler’ tespitidir. Bu tespit ne yazık ki Lenin sonrası dönemin temel yanılgısı ve hastalığıdır. Eğer toplum burjuva demokrasi sürecini tam anlamıyla yaşayamamış yani feodalizmin ekonomik(alt yapı) ve ideolojik(üst yapı) ortamını soluyorsa, dikta yönetimi onun için doğal ve kaçınılmaz olandır. Dolayısıyla toplumların demokrasi sürecini yaşamaları hayati bir önem göstermektedir. İşte bunun için Marx, devrimi İngiltere’de bekliyor, işte bunun için Lenin, demokrasi mücadelesi yürütülmeden sosyalizmin kurulamayacağını haykırıyor. Sorun ise; Burjuvazinin devrimci özelliklerini koruduğu bir dönemde geliştirdiği değerleri yani akılcılık, deney, test, inceleme, kültürel birikim, özgürlük, kardeşlik, eşitlik, seküler yaşam, insan hakları, evrensellik vb. zenginlikleri, burjuvazinin yine tarihsel olarak gericileştiği dönemde terk ettiği ve bu değerlerin içini boşalttığı bir aşamada, proletaryanın bu değerleri savunup koruyup ve geliştirmesi gerektiği gerçeğidir. İşte bu gerçeği görmezden gelenler son yüz yıldır komünizmi temsil etmekte ve yönlendirmektedirler. Onun içindir ki sert bakışlar, sekter davranışlar, ahkâm kesmeler, yanılmazlık ve burundan kıl aldırmamazlıklar, tek adam yönetimleri ve diktalar, onun içindir ki proletaryanın iktidarının çatır çatır yıkılışı, siyasi kabızlık ve çözümsüzlükler, ilişkilerde iniş çıkışlar, yalpalamalar, örgütsel birliklerin kurulamaması, devrimci lafazanlıklar, onun içindir ki gericiler ve emperyalist faşistler bizleri yönetmektedir.

Bu gerçekler sanırım sayfalarca sürer. İşte burjuva demokrasinin yani demokrasi mücadelesinin yani kitlelerin acil ve hemen çözüm bekleyen sorunlarının önemini kavramayan Kıvılcımlı, proletaryanın “burjuva demokrasisine metelik vermemiştir” tespitini yaparak bu kervana katılıyor. Onun içindir ki Kıvılcımlı tüm devrimci özelliklerine rağmen, hotzotcu, emredici, incitici, yanılmazcı, anlaşılmaz, eksantrik ve tekçi bir tarzı ile bize kötü bir örnek oluşturuyor.

*Bu konuda ki daha geniş bir değerlendirmeyi AVRUPA’DA VE TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK ULUS VE GEÇ KALMIŞ ULUSLAŞMA adlı kitabımda bulabilirsiniz.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »