“Kadın Cinsi Kaybetmiş Bir Cinstir.” mi? Halil Gündoğan

Halil Gündoğan
Konuk Yazar

Biz sol/sosyalist vede feminist çevrelerden insanların adeta kanını donduran bu ‘veciz söz’ , maalesef ki sayın M. Oruçoğlu’na ait.
Dikkat edilirse sayın Oruçoğlu’nun bu çıkarsaması,adı sanıyla tekil bir kadına değil, hatta beli bir grup kadına da değil; basbayağısında bir bütünlük olarak “KADIN CİNSİ” ne dairdir.

Böyle bir genelleme bulunabilmesi için insanın ya akli melekelerinin kendisine oyun oynaması veya kaskatı bir erkek şövenisti olması gerekir.
Bazı sözler vardır, bağlamlarından kopartılmaları halinde , rahatlıkla yanlış yerlere çekilebilir ve farklı yorumlara sebebiyet verebilirler. Ancak bu özgülde böylesi teknik( veya maksatı aşan) bir hatanın hiç, ama hiç şansı yok gibi. Çünkü hangi biçimde ve nasıl ele alınırsa alınsın ; karşımıza en alasından kaskatı bir genelleme çıkmakta.

İki cümlelik bir genelleme. Tam hali şöyle: “(…).Bana öyle geliyor ki, kadın cinsi, kaybetmiş bir cinstir.Doğa en çok kadını düşünüyor kara kara, ‘bu da nerden çıktı, ben bunu ne yapacağım’ , diye.” ( bk.”Çıkış o çıkış” isimli öyküsünden.)

Oruçoğlu’nun insanı dehşete düşüren bu sözleri hangi niyetle ve nasıl bir psikolojik arka planla sarfettiğinin burada hiç mi hiç bir hükmü yoktur/ olamaz da.

Çünkü Oruçoğlu bu talihsiz sözleriyle alenen “kadın cinsi” ni “doğa” nın bir “iş kazası” sonucu ortaya çıkmış ve ta başından itibaren kaybetmiş , yani doğası gereği, gelecek vizyonundan yoksun / iflah olmaz bir “cins” olarak görmektedir. Ve durum o kadar vahim ve umutsudur ki; doğa bile kara kara düşünmekteymiş:
” bu nerden çıktı, ben bunu ne yapacağım ” diye.

Bu , alenen kadının aşağılanmasıdır. Bu kadının küçümsenmesi vehakir görülmesidir. Bu ,cins ayrımcı eril bir söylemdir. Bu,kaskatı ataerkil bir bakışın söylemidir. Ve bu, iflah olmaz azgın bir erkek şovenizmidir.
“Kadın sorunu” ve kadının özgürlük mücadelesi meselelerinde çokca değerli şeyler yazıp çizen birisi olarak sayın Oruçoğlu kaleminden bunların çıkmış olması,insanı ayrıcada düşündürtmesi gereken bir durum olsa gerek.

Burada şöylesi bir çıkarsamada bulunmak, galiba çokta abes olmayacak gibi:
Ataerkil değer yargıları toplum olarak kültürel DNA mıza öylesine derinden ve köklü olarak nüfuz etmiş ki ; en değme komünist ve feministlerimiz de bile hala,bu vahim halleriyle de, arz ı endam edebiliyor.
Demek ki aterkilizme karşı mücadele hem sanıldığı kadar kolay ve yüzeysel bir mücadele değilmiş; ve hemde bu mücadele, sadece kadınların omuzlarına yıkılarak üstesinden gelinebilecek karakterde bir şey değilmiş. “Kültürel değerler” olarak toplumun genetiğinde kodlanmış olan bu illete karşı bitimsiz bir ” kültürel” mücadele yürütmek , “olmazsa olmaz”ımız olmak zorundadır. Ve ataerkilizme karşı mücadelenin tek ayaklı bir mücadele olmaktan ivedenlikle çıkarılıp, çift ayağı üzerinden daha bütünlüklü olarak örgütlenmesi gerekmektedir.

Ataerkilizme karşı mücadelede erkekler cephesinden de örgütsel bir güç inşa edilmek zorundadır. Nasıl olacağı tartşılabilir elbet, ama galiba kadın örgütlülüğünün bir seksiyonu olarak ele alınması isabetli gibi duruyor.
Tartışalım, illeki bir yolu bulunacaktır. Önemli olan, bunun , hayatın ” acı gerçekleri” nce önemle ve acilen talep ediliyor olduğunun es geçilmemesidir.

Muhtemelen sayın Oruçoğlu da bu vesileyle bu tartışmaya olumlu katkılarda bulunacaktır.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »