İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İyi ki doğdun Yılmaz Güney…*

Y. Güney’e; Işığını yayarken dostunun yüzünde tebessüm oluşturmayı becerebiliyorsan gülüşünde hüznün kokusu yayılıyorsa gelincik tarlasından, öfken titretiyorsa yüreklerin bam tellerini ve bir türkü tutturuyorsa dudakların boşuna doğmamışsın ustam elbet vardır bir sebebi… L.K.

Ölümünün 36’ncı yılında Fatoş Güneyle Yılmaz Güney üzerine..

İyi ki Doğdun Yılmaz Güney Ustayı ilk çocukluğumda gördüm. İlkokul kaçıncı sınıftı hatırlamıyorum. Efe kıyafeti içinde, bir kalabalıkla birlikte okulun bahçesinde karşıdan doğru, yüzünde muzip bir gülümseme üzerime üzerime geliyordu. Ayağımın titrediğini bugün gibi hatırlıyorum. Yılmaz Güney’di o heybetli adam. Galiba bir filmin çekimindeydi. O […]

İyi ki Doğdun Yılmaz Güney

Ustayı ilk çocukluğumda gördüm. İlkokul kaçıncı sınıftı hatırlamıyorum. Efe kıyafeti içinde, bir kalabalıkla birlikte okulun bahçesinde karşıdan doğru, yüzünde muzip bir gülümseme üzerime üzerime geliyordu. Ayağımın titrediğini bugün gibi hatırlıyorum. Yılmaz Güney’di o heybetli adam. Galiba bir filmin çekimindeydi. O gün bu gündür dert oldu içime. O’nun yüzünden sinemacı oldum. Ahdım var bir de filmini yapacağım Usta’nın. Ömrüm yeterse tabi. Şimdilik param da yok. Bakacağız, umut da inat da bitmez ben de. Ömrüne bereket usta…
Bu röportaj umarım ustayı anmanıza ve onun bir filmini bugün yeniden izlemenize yardımcı olur. Teşekkürler Fatoş Güney ve teşekkürler SONHABER CH.

SON HABER: Fatoş hanım merhaba;
Yılmaz Güney; yaratıcı ve işlevsel birçok yeteneğiyle yılların unutturamadığı çok kıymetli bir insan. Bir sürü insan geldi geçti, o günden bu güne ve birçoğunun ismini bile hatırlamıyorken, Y. Güney’i unutulmaz yapan tılsım nedir?

FATOŞ GÜNEY: Yılmaz yaşasaydı,  seksen üç yaşında olacaktı.
İyi ki doğmuş ve iyi ki bizimle olmuş.
Hayatınızda O’nu yakından hiç görmemişte olsanız, sadece  beyaz  perdede görmüş olmanız, yaptıklarını duymuş olmanız bile  güzel, insanlık adına umut verici bir olay.
Bizden ayrılalı 36 sene oldu Ve evet  sizin de dediğiniz  gibi unutulmadı, unutulmuyor ve de unutulmayacak!
Çünkü O,   bir  “Türkiye gerçeği’’dir.
Türkiye’de ki, Türk, Kürt ve diğer azınlıklardan insanların azımsanmayacak bir bölümü,  bu gerçeği bizzat görmüş,  yaşamış ve  yeni nesillere aktarmışlardır ve de Türkiye  Sineması durdukça aktaracaklardır.
Ülkesi  toprağı  halkının  bağrından çıkmış, onları sarsmak, acı gerçekleri gözleri önüne sermek, onları  uykularından uyandırmak için eserler vermiş,  O’na engel olmak isteyenlerle mücadele etmiş, kendi  hayatını, şanını, şöhretini, kazanabileceği  büyük paraları hiçe saymış, bu uğurda henüz 20 yaşında komünistlik suçlamasıyla hapse girmiş, provokasyonlara  uğrayarak hayatının en verimli on yılını hücrelerde geçirmiştir.
Hapishanelerde mücadelesine devam etmek için, dışarıdaki arkadaşları vasıtasıyla çıkardığı ‘’ Güney’’ isimli dergisinde yazdıklarından ötürü 100 yıl ceza almasının ardından, sürgüne gitmek zorunda kalmış ve yine hapishanelerde başlamış olan kanser hastalığı, kasıtlı olarak göz ardı edilerek ve tedavisi engellenerek ölmesi sağlanmıştır.
İşte bütün bu saydığım etkenler O’nu bir efsane haline getirmiş, yüz binlerin, milyonların gönlüne ve kalbine işlemiştir.

SON HABER: Sinemacı Yılmaz, politik kimliğiyle Yılmaz, eş ve baba olarak Yılmaz, yazar, hikâyeci, senarist Yılmaz, delikanlı ve kabadayı Yılmaz; nasıl kişiliklerdir. Bu kişilikler birbirini besledi mi? Engelledi mi? En yakın yareni olarak, ne söyleyebilirsiniz?
SON HABER: Yılmaz Güney, bu özellikleri arasında en çok hangi meziyetini severdi sizce. Üstün gördüğü veya kendini yetkinlik bakımından verimli ve üretken gördüğü tarafı, yönetmenliği miydi? Senaristliği mi? Yoksa mücadele azmi miydi? Ya da bilmediğimiz bir başka meziyeti mi? (2-3. Soruyu birlikte yanıtlamıştır.)

FATOŞ GÜNEY: Yılmaz her şeyden önce bir sinemacıydı.
Sinema, O’nun için nefes almak, su içmek kadar elzemdi; hayatta var olma nedeniydi. Fikirleri ve inançları uğruna sinema yapardı. Sanatın sanat için değil,  halk için yapıldığına inanırdı.
Ama asla politika yapmak için sanatını  konuşturmazdı; film aynı zamanda sanatsal olmalıydı. Sloganlar filmi bozardı.
Ama siyasal çalışmaları, özellikle hapishane yıllarında sanatını ikinci plana atmasına neden oldu.
Genel değerlerin dışında,  o gün olan birçok şey, geçerliğini yitirdi. Uğruna uzun süre mücadele verdiği Sovyet Sosyal Emperyalizmi yıkıldı, dünya konjonktürü değişti, değişiyor. Bunlar için ayırdığı vakitleri, birkaç tane daha senaryo ya da roman yazmaya ayırsaydı, bugün geride yine ölmez eserler olacaktı.
Bir eş ve baba olarak tabii ki, bizlere ayıracak vakti sınırlıydı. Zaten yanımızda olabildiği süre çok azdı. 16 yıllık evliliğimizin on yılı ayrı geçmişti. İlk tutuklandığında oğlumuz Yılmaz henüz altı aylıktı. Ancak sürgünde hep birlikte olduğumuz süre ise 3 yıldı.
Şimdi  düşünüyorum da, önemli olan birlikte olma süresinin niceliği değil, niteliği önemliydi.
Biz bu süreleri, yani hapishanedeki 10-20 dakikayla sınırlı ziyaret saatlerini bile çok dolu, çok duygulu, çok anlamlı geçirdik.  Yani  bir sürü insanın, bir ömür yaşayıp da duyamayacağı, hissedemeyeceği şeyler yaşadık ve gördük. Bunlar herkese nasip olmayan,  çok kıymetli manevi hazinelerdir.
O’nun tüm meziyetleri, eksik ve aksak yanları, delikanlılığı, deliliği (ki, her dahi biraz delidir ve O gerçek bir dehaydı),  birbirini besleyen şeylerdi.
Hatalarından ders çıkarmak, öz eleştiri yapmak, O’nu hep ileriye götürür ve geliştirirdi.
Bu gün yaşasaydı, insan olmanın tüm değerlerini bağrında taşıyan örnek bir kişi olurdu  çünkü  tüm bu öz değerler zaten O’nun benliğinde vardı.
SON HABER: Mesela âşık Yılmaz Güney nasıl bir adamdı? Ya da bir başka söylemle Fatoş Güney, nesine âşıktı Yılmaz Güney’in?

FATOŞ GÜNEY: Âşık Yılmaz Güney, insanı uçururdu. Çiçeklere, hediyelere boğardı.
Fransa’da bir gün, gönlümü almak için, eve bir kamyonet dolusu çiçek göndermişti.
Gece yarıları çalışmak için gittikleri şehirlerden, beni yanına almaya gelirdi. Beni, en güzel, en özel hissettirirdi.
Genelde insanlara davranışları bile bambaşkaydı. Bir işçi kadına, kendini kraliçe hissettirir,  yediden yetmişe insanlara ‘’Bacım, kardeşim’’ diye hitap eder, sıcacık sarılır, onları hoş  tutmaya, isteklerini mutlaka yerine getirmeye, gönüllerini kazanmaya çabalardı. Sırasında paltosunu tutan adama 500 lira verir,  cebinde para varsa hepsini dağıtmış olarak eve gelirdi.
Sıra dışı bir adam olduğunu anlamıştım. 16-18 yaşlarının pembe hayalleriyle evlenmiştim. O, 32 yaşındaydı. Tabii ki, yaşımın arzuladığı beklentileri tam olarak bulamıyordum. Ama olgundum, durumunu hemen kavradım. Benim  ‘’aptal’’ beklentilerime, daha doğrusu çocukça istemlerime ayıracak vakti yoktu. Ben de, gittiğimiz Çukurova’da farklı bir boyuta geçtim ve hayata O’nunla birlikte aynı yöne bakmaya başladım…
SON HABER: Güney Vakfı, Yılmaz Güney adına çalışma yapan sivil toplum örgütleri, dernekler Yılmaz Güney için arşiv açısından ve gelecek kuşaklara ustayı anlatmak adına; ne gibi çalışmalar yapıyor? Sizce yeterli mi? Yılmaz Güney sinema akademisi kurulsa, bu çalışmalar Güney dostları tarafından organize edilse nasıl olur? Ya da sizin başka bir öneriniz var mı bu konuda?

FATOŞ GÜNEY: Sivil toplum örgütlerinin yaptığı anma toplantıları maalesef yetersizdir. Her şeyin bir  çatı altında  toplandığı bir Kültür Merkezi ve Müze projemiz hep var. Ama ne yazık ki, Türkiye şartlarında bugüne kadar bunu gerçekleştirmek mümkün olmadı ve olmuyor. En önemli filmlerinin bile televizyonlarda hala oynatılamadığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. 35 yıldır uğraşıyorum. Artık fazla vaktim kalmadı. Değişeceğini ve düşündüklerimi hayata geçirebileceğimi  hala umut etmek istiyorum.
SON HABER: Sağlıklı koruna bilen ve gösterime hazır kaç Yılmaz Güney filmi var? Tamir edilebilecek filmleri var mı? Yılmaz Güney’in kaç filmi kayıp? Ve bu filmler nerede?

FATOŞ GÜNEY: Elimizde 17 film var.  Sürekli gelişen ve değişen teknik ortamda yenilenmeleri gerekiyor.  Maddi yük çok fazla, yetemiyoruz.
SON HABER: Yılmaz Güney’le ilgili bir çalışmanız olduğunu duyduk, Fatoş Hanım. Nedir bu çalışma? Hangi aşamada ve biz ne zaman görebileceğiz?

FATOŞ GÜNEY:  Hayatımızla ilgili bir roman yazdım. Eylül ayında çıkacak.
SON HABER: Yılmaz Güney’li günlerden bugüne sizce neler yapıldı, neler yapılmalıydı? Neler eksik ve yetersiz kaldı?

FATOŞ GÜNEY: Bir film projemiz var,  gerekirse kendi imkânlarımızı  zorlayarak, yaratarak, yani gönüllülerle İMECE usulü yapmayı düşünüyorum.
Levent Kaçar: Bir Yılmaz Güney sevdalısı olarak sizi yormadan ama merak edilen soruları sormaya çalıştım. Mutlaka eksik bir şeyler bırakmışımdır. Zira ustanın o kadar çok öyküsü ve anlatılması gereken hikâyesi var ki? Tek bir röportaja sığdırmak akıl kârı değil. Son olarak anlatmak istediğiniz bir şey var mı? Ya da gençlere Güney hakkında iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

SON HABER: Sevgili Sonhaber.ch okuyuculari, Fatoş Güney’le Yılmaz Güney’i, dünü, bugünü ve geleceği konuştuk. Bu sıkıntılı ve karantina günlerinde sohbetimize konuk olan herkese Sevgili Fatoş Güney, Sonhaber.ch ve soruları hazırlayan ve bu röportajı yapan ben; Son Haber yazarı, sinemacı ve Simurg News Yazı Kurulu Üyesi Levent Kaçar, çok teşekkür ediyoruz. Sağlığınıza dikkat edin ve kendinizi ve insanları korumaya gayret edin. Diğer röportajlarda görüşmek üzere, hoş çakalın.
* Bu röportaj SonhaberCH adına yapılmıştır.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »