İnsandan, kamil insana (Kutup) geçiş… / Remzi Aydın

Remzi Aydın
Konuk Yazar

İthaf*; Yedi yıl boyunca Likya coğrafyasını (Güneşin Ülkesi) adım adım gezdim. Bir milyon Likya fotoğraf arşivi ile en geniş çaplı arşivi oluşturduk. Bu süre içinde, defalarca fotoğrafçılık kursu ile yeni fotoğrafçılar oluşturarak bu arşive katkı sunmasını sağlandı. Türkiye’nin en uzun romanının oluşumu, Jar u Diyar coğrafyası dediğim Munzur dağlarında mayalandı, Antalya-(Teke yarım adası-Likya (Güneşin doğduğu ülke)) coğrafyasında doğdu ve olgunlaştı.
Fethiye’den başlayarak Antalya merkeze kadar uzanan ve binlerce kilometreyi bulan yedi yıllık yürüyüş ve fotoğraflama esnasında bize desteklerini sunan, Antalya Büyükşehir Belediye başkanı sevgili dost; Muhittin Böcek sürekli yanımızdaydı. Fotoğrafçılara, sanata, edebiyata ve Likya Mirasına duyarlılığından dolayı sonsuz teşekkürler. Muratpaşa Belediye başkanı sevgili dost; Ümit Uysall’a ve adını anımsayamadığım yüzlerce insana, Likya Coğrafyasının doğasına, kültürüne, Kültürü yaşayan ve bu güne miraslarını bırakan kadim Halka, yılanından—kelerine, solucanından—kuşuna, menengiç ağaçlarından—zakkumuna kadar her ne varsa o bölgede; hepinizin önünde, saygıyla eğiliyorum…
Tanıyarak zenginleştiğimi kabul ettiğim; Sevgili Nusret BAYAR ve Eşi Saniye BayarSaniye Bayar’ı anmadan geçemem. Sevgili Nusret Bayar’in Likya kültürü ve coğrafyasına, özellikle de Batı Akdeniz bölgesine katkısını saygıyla anmalıyım. Antalya’yı ve özellikle de Batı Akdeniz (Likya Bölgesine) havzasını kendi yaşam şekline dönüştüren insanlardan biri. Doğanın katledilmesini gördüğünde, yüzündeki sancıyı, acıyı hissettim. İnsan olarak, katkılarını kutsal kabul ediyor, sevgiler sunuyorum.
Sevgili abimiz, Ahmet Acar, basın emekçisi ve eğitimci olmanın ötesinde, ekibimizin bir parçasıydı. Saygıyla ellerinden öpüyor, sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Üzerimizde emeğin çok sevgili abim.
Sevgili Ali Ulvi Büyüknohutcu ve eşi (Doğacı ve çevreci oluşları nedeniyle katledildiler) çalışmalarımıza katılarak bizi desteklediler. Saygıyla anıyorum kendilerini…
Düşler Akademisi (Kaş) ekibine ve özellikle de Okan Nalçacı ve Ercan Tutal’a çocuklar, engelliler, doğa ve hümanist çalışmaları için sonsuz teşekkürler… Sevgili dostların, Engelliler kavramına; fakirliği ve yaşamsal engelliliği ekleyerek çıtayı gerçek yerine koyduğunu gördüm. Umarım, Düşler Akademisi gibi yüzlerce yer olur, çocuklarımızın gülümseme hanelerine dönüşür.
Sevgili dostum Bülent Aldal’a o bölgeye karşı gösterdiği duyarlılık, destek ve kültürel katılımı için çok teşekkür ederim… Gecesini—gündüzüne ekleyerek, o bölge için yaptığı çalışmaları saygıyla selamlıyorum. Tarihi eserlere, kültüre, yaşama, coğrafyaya, doğaya karşı son derece naif, saygılı, mütevazi ve yapıcı yaklaşımla merhem olmaya çalışan güzel insan, sonsuz teşekkürler…
Güzel Dostum; Haydar Yalçın, Rojna, Nurten ailesine, dostluklarından ve yine Haydar’ı özellikle Likya Kültürü, Antik yerleşim yerleri ve bölgeye yaptığı katkılardan dolayı kutluyorum. Boşluğu doldurulabilir mi bilmiyorum, Demre ve çevresinin bu anlamda büyük kayıpta olduğunu biliyorum. Hizmeti belki sistem tarafından anlaşılmadı ama Hakk katında, Ulu divanda kabul görür umarım sevgili dost.
Sevgili dost, Serdar Tarı… Bu yolculukta: sanatsal yaklaşımın, emeğin ve bize kattığın moral için sana sonsuz teşekkürler. Seni tanımak, Likya’yı birlikte koklamak, büyük mutluluk ve ayrıcalıktı…
Sevgili Pirim Hikmet Balaban ve “Ana’m” fotoğraf çekmek için yürüdüğümüz yolun üzerindeki Gökbük köyünün muhteşem insanları… Hanelerine ne zaman mihman olsak, yüreklerine girmiş kadar ısınır, mutlu olurduk. Pirim, her şey için teşekkür ederim… Bir tahtacı Ağaç (Piri) Eren’i olarak, ağaçları, toprağı, canlıları teklik potasında eriten yüreğine sağlık…

***

12. Romanım olan bu kitap, İnsanın “hava” olma evresini anlatıyor. Hava olabilmek, yaşanılır bir evren yaratabilmek demektir. Bu tür insanlar, gittikleri yere yaşam götürürler. Ama aynı zamanda, çok sert hareketlerde bulunabilecekleri gibi, durgun da olabilirler. Ateşi söndürebilecekleri gibi, canlandırabilirler de. Toprağa ve suya hükmederler… Kendi içlerinde fırtına koparıp, kendilerini mantığın dışına atabilirler… Bu insanlar yaşadı, belki hala yaşıyor. Kim bilir, belki sizin içinizde… İçinizdeki bir karanlıkta, sizin bile haberdar olmadığınız bir yerde, ama içinizde…

İnsan beyni, kendine güvenli bir alan arar. Nasıl akarı olmayan su, çukurda kendini güvence altına aldıysa, insan da aynen öyle kendini garantiye almak istedi. Fakat su ve insanın kaderi aynıdır; süreç içerisinde, kurtlanır, kokar ve içilemez hale gelir. Yani hareket, üretim, paylaşım, rızalık ve aşktan uzaklaşır, onun yeri mezarlıktır artık. Yıllarca Ölüm provasına yatar ve ölümü bekler. Oysa Kamil insan, ölümü öldürmüştür! Onun yaşamı, önsüz, sonsuz, zamansız ve mekânsındır. Hem batın hem de zahir dünyaya egemendir, her maddeye dönüşebilir, onun aklı olabilir, özelliklerini edinebilir, dolayısı ile bilginin bizzat kendisi olur. Hastalığı tedavi eden otu bulmaz, bizzat otun kendisi olabilir, onun aklıyla düşünebilir!
Bu dört ciltlik kitap, maden-toprak oluştan başlayarak, su, hava, ateş gibi giysilerini üzerinden atan, ışık olup güneşe doğru koşan, güneşe dönüşerek kendini ateşe lokma olarak atan, pişen ve sofraya yenilmeye hazır hale gelen insanın öyküsüdür. Peki bu insanın görevi ışık olunca bitti mi? Hayır! Tekrar yeryüzünde Rızalık şehrini oluşturmaya talip olur. Halkını aydınlatan, karanlık ve aydınlığın dengesini sağlayan varlığa geçiş yapar. Yani, tek kişilik kurtuluşu kabul etmeyen, bencillikten ve maddeden uzak ama cenneti ve cehennemi bu evrende kurgulayan varlıktır. Bunun adı, estetik ve oluşum yasasıdır. Çünkü bu insan, çağın bilimsel verileri ile kendini sürekli yenilemiş, çağ varlığıdır.
4 kapı, 40 basamağı aşan insanların öyküsü, “Kendimize; kim-ne değilim?” sorusunu sorduran bir kapı aralanıyor. 360 kutup ve “kutuplar kutbunun”, “Ulu Pirlerin” yaşamı, hayatı, evreni sorgulayışı! Çağımızda her insanın kendine dönmesi, kendi içindeki gizli bilgileri sezinlemesi için sadece bir anımsatıcı, belki anahtarın yerini kodlayarak anlatan beşlik eser… Dört ana sır ve ışık… Bu dört cilt, dört ana sır’ı-kapıyı-aşamayı anlatır! Aşk ve ışık ile iyi okumalar…

***

İthaf**; Finike’ye her uğradığımda, Mesut Karakoyunlu dostu muhakkak görmeye çalışırdık. Basın emekçisi olmasından öteye güzel bir eğitimci, yazar, doğa dostu ve hümanist kişiliği ile bize güç veren bir deniz feneri gibiydi, teşekkür ederim…
Yine, Gökbük köyü halkına sonsuz teşekkürler. Sıcaklıklarını, misafirperverliklerini ve muhteşem doğasını unutmak mümkün değil. Finike-Elmalı arasında yolculuk yaparsanız, başınızı sola çevirin, berrak akan nehrin kenarındaki bu köye selam verin, hatta uğrayın, sacın üzerinden sıcacık bir ekmek alın, dostluğu hücrelerinize kadar yaşayın. İyi ki varsınız…
Bende çok özel yeri olan, fotoğrafçılık ekibinin vazgeçilmezi, yaşça küçük, yetenek olarak büyük fotoğrafçısı Öykü Sarlar, olgunluğu ile Mısra Sarlar, Ayşe Sarlar Anneliği ve doğaya olan duyarlılığı, Abdullah Mehmet Sarlar tüm benliği ile büyük katkılar sundu. Sevgili dostum, her şey için sonsuz teşekkürler… Fotoğrafçılıkta büyük yetenek olan birinin o bölgeye sıkışması canımı acıtsa da, oraya katacağın çok şey var. Umarım değerine değer, yüceliğine yücelik katılır.
Sevgili (Evlat) Gökhan SubaşıGökhan Subaşı, muhteşem bir fotoğrafçı, Likya Kültürü ve coğrafyasına son derece saygılı, paylaşımcı, mücadeleci yapısıyla vazgeçilmezlerimizden biriydi, öptüm seni evlat… Geleceğin fotoğraf dünyasına imzasını atacak yeteneği saygıyla selamlıyorum.
Sevgili Erdem Coşar, tanıdığım en iyi fotoğrafçılardan biri, azmi, kolektif yaklaşımı, mücadeleci yapısıyla mihenk taşlarımızdan biriydi, teşekkür ederim sevgili dostum…
Sevgili, Esin Özlem Keskin, Hasan Keskin ve çocukları bu süreçte hem yürekleri hem de emekleri ile yanımızdaydılar. Oya gibi işlenen altı yıllık emekte, ilmik ilmik katkıları var, teşekkür ederim sevgili dostlarım…
Sevgili; Burcu Kocaman, Ertugrul Yurdem, Meral Ulu, Şerife Bayraktaroğlu, Şerife Kurtoğlu, Merve Karakuş, Aylin Hacıkadiroğlu, Sevil, Ahmet, Burcu, Şerife Değirmencioğlu, Ayşe ve Fatih Topakcı, Pelin ve Hülya Özbek, Özlem Çelik Sönmez ve sevgili eşine ayrıca Ramazan Ünver Kaya, şu anda adını anımsayamadığım ve olgunluklarına sığındığım dostlarım… Altı yıllık süreç içinde, gece—gündüz, sıcak—soğuk, tehlikeli yolculuğu benimle birlikte yürüdünüz, omuz omuza… Ciddi badireler atlattık, birbirimize kenetlendik, ekmeğimizi paylaştık ve yedi yıllık mücadele sonunda bir milyon karelik fotoğraf arşivi oluşturduk. Siz olmasaydınız, bunu yapma şansım sıfırdı. Her ne kadar zamanımızda değeri anlaşılmadıysa da, geleceğe bırakılacak değerli miras olarak kabul ediyorum. Likya Yolunu işaretlerken, dergi ve broşürlerde tanıtıma katkı sağlarken gösterdiğiniz mücadeleyi—olgunluğu selamlıyorum. Onlarca sergi açtık, Yurt Dışına açıldık, Likya ve Batı Akdeniz bölgesini, doğasını, üst üste binmiş kültürlerini, doğal kaynaklarını insanlara fotoğraflarla anlattık, farklı ülkelere onlarca fotoğraf gönderdik, emeğinizi kutsuyor saygıyla selamlıyorum sizleri…
Sevgili Dostum, güzel insanlar; Resul Bozkurt, Hakan Yücel, Hüseyin’im ve Bekir Yiğit, sürekli tatlı bir didişme içinde olduğum Hüsamettin Çelikli ve Atatürk İlkokulu personeline sonsuz teşekkürler. Çok güzel günler yaşadım aranızda, paylaştık, üzüldük, sevindik, coştuk, Likya Kültürü ve o bölgenin çocuklarının gelişimine, doğasına, kaynaklarına destek vermeye çalıştık. Zeytin ağaçları diktik, büyüttük, yenilerini eklediğinize eminim! Her şey için sonsuz teşekkürler. Sevgili Hüsamettin, kaç kilometre yürüdük seninle anımsamıyorum, sanırım yüzlerce kilometredir.
Çayağzı İşletmecisi Uzun Ali, Mehmet—Hatice Erdoğan Yıldırım çifti, Demre (MYRA—Nikolaus) bölgesinde bana ilk destek veren dostlarımdı. Emeklerini kutsuyor, saygıyla selamlıyorum…
Yine Finike’den Finike Portakal Kitap Kulübü’nün değerli dostlarına, Fatih-Ayşe TopakcıTopakçı’ya Finike Doğa Kulübü dostlarına bize sundukları katkılarından dolayı sonsuz teşekkürler…
Abdal Musa ve Akceniş köyü (Elmalı) sakinlerine, misafirlikleri ve dostlukları için teşekkür ederiz… Ağlasun (Sagalassos) halkına şükranlarımızı sunarız…
Zamanın Kültür ve Turizm Bakanı; Ertuğrul Günay’a destekleri için teşekkür ederim. Zaman zaman ekibimize katılarak bizimle yaptığı çalışmayı saygıyla anmalıyım. Yurt içinde ve dışında açtığımız sergilerde bizi yalnız bırakmadı…
Yine, siyasetçi ve iş-adamı olan Erdal Aksünger dostumuza, sergilere katılımı, açılışları onurlandırması, sanata ve sanatçıya karşı bakışı için sonsuz teşekkürler.
Yedi yıllık, her hafta sonu, bazen haftada iki kez yaptığımız yürüyüşler kilometrelerce olurdu. Yüzlerce insanla karşılaştık, beslendik-besledik, gülümsedik-üzüldük, çoğunun ismini dahi bilmiyorum. Yine de bu süreçte yaptıkları katkıdan dolayı, Fethiye, Kalkan, Kaş, Demre, Finike, Kumluca, Elmalı, Ağlasun, Eğridir, Gelendost, Kemer ve Antalya’daki dostlara sonsuz teşekkürler.
Yine sergilerimize ve şahsi çalışmalarıma sürekli destek sunan, (Lara-Antalya) Dentantalya Ağız ve Diş Polikliniği Diş Hekimi Erdal Çetinkaya dostuma duyarlılığından, özverisinden ve doğacı desteklerinden dolayı sonsuz teşekkürler.
Bu romanı size ithaf ediyorum,
Saygılarımla, sizden biri…

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »