İNSAN AÇISINDAN EDEBİYAT YAKLAŞIMIYLA NERMİ UYGUR – Özden Çiçek

“Evrene insan açısından bakmaktır edebiyat, evreni dille yorumlamaktır.”

Arapça ` dan Türkçe diline yerleşen edebiyat terimi TDK ` nın tarifiyle; olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığla sözlü ya da yazılı olarak biçimlendirilme sanatıdır. Bir diğer tarif de; bir bilim kolunun türlü konuları üzerine yazılmış yazı ve eserlerin hepsi, literatür biçiminde ifade edilir. Yine toplum içersinde en çok kullanıldığı/bilindiği mecazi anlamıyla; içten olmayan, gereksiz, yapmacık ve boş sözler’dir. Deneme, drama, efsane, hikaye ya da öykü, roman ve şiir edebiyatın türleri arasındadır, edebiyat eserleri veren kişlere de edebiyatçı denmektedir.

Sanatın tüm alanları arasındaki zorunlu ilişkinin farkında olup, bu yönlü ilgi ve çaba gösteren kişiler için aydınlanmanın yolu zaten aralanmıştır. Hatta diğer sanat dalları arasında edebiyatın yeri ve önemi ise farklı bir yerde durur. Edebiyat bir bakıma; tarih, felsefe ve siyasetle kurulu bir dünyanın göz önüne serilmesidir. Öyle ki;  bazı edebiyat eserleri kimi zaman bir felsefi metin, bir tarih dizini ya da siyaset manifestosu olarak görünür. İnsanın aydınlanma araçlarının en önemlileri arasında yer alan edebiyat sanatı, diğer sanat dalları içersinde biraz daha zahmetli bir çabayı, yani okumayı gerektiren bir eylemdir. Edebiyat sanatının insan üzerindeki etkisini, on beş yıl önce aramızdan ayrılan felsefeci, yazar, eğitimci, kısacası kültür insanı Nermi Uygur ` un dünyasından anlatmak gerekir. 

Nermi Uygur(15 Ocak 1925 – 21 Şubat 2005), Galatasaray Lisesi ` ni bitidikten sonra İstanbul Üniversitesi  Felsefe Bölümü ve Almanya`nın Köln Üniversitesi ` nde eğitimine devam etti. 1952 yılında kültür bilimlerine ilişkin bir yapıtla felsefe doktoru oldu. Avrupa`nın çeşitli ülkelerinin eğitim kurumlarında araştırmalarda bulundu. 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ` nde felsefe profesörü olarak çalışmaya başladı, ardından Almanya`nın Wuppertal Üniversitesi ` nde mantık, dil, sanat ve kültür felsefesi konularında dersler verdi. 2000 yılında Türkiye `de felsefenin kurumlaşması ve Türkçe ` nin felsefe dili olarak gelişmesine katkılarından dolayı Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü ` nü aldı. Sayısız eserler veren Nermi Uygur ` un ilk akla gelen eseri arasında: Felsefenin Çağrısı(1962), Dilin Gücü(1962),  Kültür Kuramı(1984, 1996), Dünyagörüşü(1963) ve yazıya konu olan İnsan Açısından Edebiyat(1969, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İkinci Baskı) sayılabilinir.

Nermi Uygur, İnsan Açısından Edebiyat adlı eserinde sekiz bölümden oluşturduğu görüşleriyle, edebiyat kuramı açısından bütünlüklü ve tutarlı görüşlerini sıralıyor. Her şeyden önce felsefe ve dil felsefesi alanında düşünen ve de üreten birini bir çırpıda anlatmak, görüşlerini tek tek sıralamak mümkün değildir, elden geldiğince edebiyatla ilgili öne çıkan görüşlerinden kısaca bahsetmek istiyorum.

Birinci Bölüm ` de  Edebiyatın Yeri başlığıyla felsefenin denge kuramına ilişkin değinide bulunur. Edebiyat yazısını edebiyat kılan şeyin; konu, bilgisel içerik, sözcüklerin seçimi ve üslup olduğunu söylerken, en önemlisi de edebiyatın türü, konusu ve değeri ne olursa olsun  insan açısından yazılmış olmasından bahseder. Bu bölümde şiire de değinir. Şiirden içeri ne girmişse insan yorumudur, insan bilincinin işleyip yoğurmadığı hiçbir şey yer alamaz şiirde. Tüm yapsıyla toplum görünür bazen şiirde.

İkinci Bölüm ` de, herhangi bir edebi eserin ister beş dergide birden yayınlansın, isterse beş yüz bin tane basılsın, hiç bir edebiyat yapıtının çoğul bir varlığı olduğu söylenemez. Çoğaltılan herhangi yazılı bir eser, edebiyatça varlığı biriciktir, tektir. Tıpkı bireysel bir varlık olan insanın değeri ne ise, edebiyat eserinin de biricikliği aynıdır. Nermi Uygur edebiyattaki biricik kavramını özgün edebiyat değinisi içinde de tartışır. Her bakımdan biricik bir sanat yapıtının, bir başka sanat yapıtına benzememesi olarak dile getirirken, son tahlilde o`na göre özgünlük  de görecelidir.

Üçüncü  Bölüm ` de edebi eserler veren yazarın okuyucudan beklentilerinin neler olduğunu irdeler. Özellikle de okuyucunun okuduğunu anlaması yönünde gayet anlaşılır bir istekte bulunur ve bu sayede, yazarın da kendisini mutlu sayacağını söyler.

Edebiyatta Bilgi yaklaşımından ne anlaşılması konusunda felsefecilerin düşünce dünyasından hareketle sorular sorar. Bilginin; en başta bambaşka bir dil yapıtı olup, duygu ve kişisellik gibi tutum yerine, düpedüz ne söylenmek istendiğinin dilidir. Bilim kitabını  uzmanların okuması için yazılırken, edebi eserin ise hemen hemen herkesin okuması için  yazıldığını belirtir. Bilgi ile edebiyat arasındaki sıkı sıkıya kurulan ilişkiye ise; Newton `  la hesaplaşmasaydı Goethe eksik kalacaktı, Bergson ` un bilinç psikolojisiyle tanışmasaydı ne yapacaktı Proust?… örnekleriyle cevap bulmaya çalışır. Edebiyatçının en soyut, en bilimsel konuları bile öznel bir açıdan, insanın kendisiyle, başkalarıyla ve evrenle ilişkileri yönünden, henüz bilimlerin kafaları ve gönülleri aydınlatıp doyurmadığı bir yönden ele alıp işlediği hiç bir zaman gözden kaçırılmamalıdır. Yaşamdır edebiyatın işlediği. Yaşamayı belli bir düzene ulaştıracak bilgiler üretir edebiyat. Edebiyatın bilgi edinmek için okunmadığının altını bir kez daha çizer.

Beşinci Bölüm ` de ise Töre Bekçileri ile yazar arasındaki sorunlu ilişkiden söz eder. Ahlaki doğrularla edebiyat eserlerini ölçen eski çağın en ünlü töre bekçisi Platon`dan söz eder.  Herhangi bir romanı ‘töreye uygun’ diye tanıtmakla o eseri tanıtmış olmayız, der.

Nermi Uygur Yığın Edebiyatı başlığıyla halk edebiyatına dair görüşlerini belirtir. Genellikle halkın yaşamından kesitler sunan halk edebiyatı ile yığın edebiyatı arasındaki fark nedir? Yalnızca güncel olana dokunup, okuyucuya uymak, sanatta yenilik arayışından vazgeçen ve bugünkü deyimle, popüler sanat yaklaşımı içersinde, bestseller tanımıyla yer tutan yazarlardan söz edilir.  Halk edebiyatı ise durmadan değişen insan gerçekliğinden hareketle oluşturulmuş kapsamlı eserlerdir. Günümüzde de halk edebiyatını kaynak alan üst düzeyde yazılan edebi eserlerden söz eder.

Yedinci Bölüm Bağlanmanın Çeşitleri ile sanat sanat için mi ya da toplum için mi görüşlerine şiir özgülünde, şairlerin gözünde dünya ve insan algısıyla cevaplar bulmaya çalışır. Toplumsal örgüsünden soyutlanmış  şiirin kendisini yitireceğinden söz eder. Şiirin toplumsal bir varlık olduğu görüşü Nermi Uygur ` da oldukça belirgindir.

Son olarak sanatın karın doyurup doyurmayacağına dair sorulan soruya, edebiyatla cevap bulmaya çalışır yazar. Edebiyat; insanın tüm duygu yönünü açar, açıklar, belli eder ve bildirir. Dahası edebiyat, insanda duygu eğitimini sağlar ve hatta yazarlar olmasaydı birçok duygularımızın denetlenemeyeceği görüşüne sahiptir. İnsanı kendine öğreten yanıyla,  karın tok olsa da edebiyatsız bir hayatın güdük bir hayat olduğu yönündeki yaklaşımıyla, edebiyatı sevmenin yaşamı sevmekten farklılık arz etmediğini bir kez daha vurgular.  

Nermi Uygur ` un özellikle dil ve kültür felsefesi alanında verdiği çaba Türkiye felsefe birikimine önemli katkılar sağlamıştır. Yine Dilin Gücü adlı çalışması ile dil felsefesi okumalarına kaynaklık eden başyapıtlardan biri olarak görülmelidir. Özellikle de anadil meselesine getirdiği görüş ve değerlendirmeleri dikkate değerdir. İnsan yaşamı, felsefenin soyut diliyle anlaşılaması zor ya da mümkün olmadığından, sanat/edebiyat sayesinde  o dil somutluk kazanır. Türkiye ` de felsefenin kurumlaşmasında yoğun çaba gösteren Nermi Uygur, eserleriyle yaşıyor.

Özden Çiçek

02.06.2020 / Hannover

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »