İdam Gecesinden Mustafa Özenç Anısına… HilmiToy

Hilmi Toy
Yazar

39 yıl önce Adana Kapalı Hapishanesi’nde kesişti yollarımız. Adana’da Sarıçam mahallesindeydi o zamanlar hapishane. Bazen mahalleden sesler duyulurdu. Bizim de sesimizin mahalleden duyulduğu söylenirdi yeni tutuklanıp gelenlerce. 81 hapishane darbesine karşı üç gün süren Malta işgali döneminde de duyulmuştu sesimiz. Aileler toplanıp gelmiş hapishane de Nizamiye önüne. Sesleri bize kadar gelmişti ailelerin o vakit.

17-18 ile 20-30 yaşlarındaydık çoğumuz. Hapishane tıklım tıklım doluydu. 40 – 50 kişilik Koğuşlarda 80-90 kişi kalıyorduk. 12 Eylül darbe hukukuyla İdamla yargılanıyordu çoğumuz. Ama buna rağmen İnançlı, umutlu, mutlu ve huzurlu yaşlarla kalabalıktık.

Sol siyasiler olarak Alt-Üst 1-2 ve 3-4 Koğuş aynı havalandırmaya çıkardık. Büyüktü havalandırma. 4 koğuşta ortalama 300 Sol siyasi tutuklu kalırdı. Devrimci Halkın Birliği ile Halkın Kurtuluşu okur ve taraftarları Alt 3. Koğuşta kalıyorduk. Dev-Yol dava tutsakları ise bizim üst katımızda 4. Koğuşta kalıyordu. 4 Koğuşun üçte biri kadardı bizim bölümde Dev-Yol tutsakları. Mustafa Özenç’te onlardan biri. Uzaktan tanışız o hengame, o kalabalık içinde. Adını Tünelden firar ettikleri zaman öğrenip, gördüğümüz kişi olduğunu anladık. Çünkü çok öne çıkanlardan, gösterişçi alametleri olmayanlardan biriydi.

1959 yılında Samsun’da dünyaya gelen Mustafa Özenç, ilk ve orta okulu Samsun’da tamamladı.

1977’de Yüksek Mühendislik Okulu için Adana’ya giden Özenç, devrimci mücadelesini burada sürdürdü. O dönemin Dev-Yol militanı olarak Okulunda ve yaşadığı mahallede faşist baskıların kırılmasında büyük rol oynayan Mustafa Özenç Adana’da tutuklandı.

Hapishanede ömür tüketmeye bakmayıp firar edip hayat kavgasının orta yerinde olmak istek ve arayışında olur her devrimci tutsak gibi. Bu arayış ve istekle tünel kazırlar hapishane içinden. Dışarıya bir yol açma eylemidir başlatılan. Sabırla, sebatla, gizle gözle süren bir çaba, yaşamsal değeri olan binbir emekle. Tünelin ucu görünmeden yol kazası olur. Aydınlatma sisteminde bir elektrik kontağı oluşur. Bu elektrik kontağı sonucu Tünel emekçilerinden hatta anlatılana göre proje sahiplerinden olan, hemen herkesin de sevdiği, saydığı Gözlüklü İsmail Şahin yaşamını yitirir. Hemen herkes birşeylerin olduğunu fark etti o zaman. Tünelin gizliliği açığa ha çıktı ha çıkacak kaygısı, telaşıyla dolup taştı. Son nabız atışı yaşanan. Böyle bir kaygıyla tünelin çıkış kapısı gecenin bir vakti açılır. Açılır açılmasına ya tünelin kapısının açıldığı yer Hapishane Gözetleme Kulesi’nin önü. Onlarca tutsağın özgürlük kapısı risk altındadır. Ancak 5 Dev-Yol tutsağı bu kapıdan çıkar. Gözetleme Kulesi’ndeki askerler durumu fark eder ve ateş açarlar. Silah seslerini duyduk hepimiz. Buna rağmen içlerinde Mustafa Özenç’in de olduğu 5 kişi firar etmeyi, özgürlükle buluşmayı başarır. Böylece Mustafa Özenç Tutuklu iken Adana Kapalı Hapishanesinden kazılan tünelle firar etti. Aylar sonra Toroslar da yeniden yakalandı, Tarsus’ta polis karakolundayken yine firar etti. Üzerinde gizlemeyi başardığı bir silahla karakoldan çatışarak kurtulur. Sonrasında Aradan çok zaman geçmeden Adana’da bir yakınının evinde polis baskınıyla yeniden yakalandı haberini gazetelerden okuyup öğrendik. Hepimiz üzüldük.

12 Eylül Askeri Darbesinin ardından 20 Ağustos 1981 tarihinde sabaha karşı Adana Kapalı Cezaevi’nde Mustafa Özenç idam edildi.

1981 Temmuz’unda Adana Kapalı Hapishanesinde “Cezaevi darbesi” oldu, Temmuz sıcağında havalandırmanın beton zemininde askerlerin dipçikleri altında saatlerce yüzükoyun yatırıldık. Sonra Koğuşlar üstümüze kapandı. Bir 12 Eylül Askeri darbesini yaşadık içeride, bir de “Cezaevi darbesi”ni. Mustafa Özenç’i üstümüze kapalı Koğuşlar da yoldaşlarına yazdığı son mektup ve son şiiriyle andık. 25 Ekim 1980 de ilk idam gecesini Serdar Soyergin idam edildiğinde yaşadık. Şiirlerle, türkülerle, marşlarla uğurlamış, anmıştık Serdar Soyergin’i. İkinci idam gecesini Mustafa Özenç’le yaşadık. Ağır bir geceydi. Ölüm acısı ağırdır. Yağlı ilmikte upuzun sallanmak, ölümü militanca göğüslemek Ağustos sıcağında, ayağın altındaki tabureye son tekmeyi vurmak ve haykırmak militanca inancın değerlerini şiarlarla Mustafa Özenç’in payına düşen oldu. Duruşu, kavgası, düşleri ve umutları gelecek kuşaklara en büyük mirastı.

Mustafa Özenç’in son günlerinde yazdığı ve onu kendi şiirini okuyarak andığımız işte o şiir:

“O büyük gün geldiğinde

O büyük gün geldiğinde
ben kimbilir kaç yıldan beri
ebedi yatağımda toprağın derinliklerinde
sonsuz bir uykuda uyuyor olacağım.

Fakat alınca ne zamandır beklediğim haberi
uyanıp, sesimi kimse duymadan
o büyük zaferin tarifsiz coşkusuyla
kara toprağın altından, ben de haykıracağım.

Unutup geçmişte kalan acı dünü
kimbilir belki bir kış günü
üzerimi yorgan gibi kaplayan
bembayaz karın soğuğundan….
ya da sonbahar mevsiminde
kemiklerime işleyen yağmurdan duyacağım
ve milyonları saran o doyulmaz sevince
ben de sessizce ortak olacağım.

Mevsim ilkbahar sıcak bir yaz olsa da
gece gündüz farketmez ben her zaman hazırım
adımın yazıldığı taş bile yıkılsa da
kalmamış ta olsa şu dünyada mezarım
hatırlayıp tek canlı gelmese başucuma
O müjdeyi ben doğadan alacağım.

Nasırlı ellerce yaratılan o görkemli bayrama
Hiç kimse farketmeden ben de katılacağım.”

Militanca yaşadı, dövüştü ve darağacında militanca ipi göğüsledi.

Anısına ve mücadelesine saygıyla…

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »