Emeğin şölene dönüşmesiydi Fatsa.
Ne otoriteye ihtiyacı vardı ne resmiyete.
Herkes halay çeker gibi ekledi emeğini bir diğerine…

Umudun önsözüydü Fatsa.
Süreklilik zincirini doğru okuyabilenler için,
tarihsel bir halka, bir örnek modeldi.
Türkiye koşullarında,
Paris Komünü kadar önemliydi.
İlk kez halkın emeği böylesine somut,
gönülleri fetheden bir ürün vermişti.
Emek, emeğe eklenmişti.
Sömürüsüz, baskısız bir kucaklaşmada
“imkansızın” tadı alınmıştı.
“Büyük Koro”nun Fatsa izdüşümünde
maestroydu Fikri…

Devlet öylesine önemsedi ki
bu sosyalist nüveyi;
12 Eylül, önce Fatsa’ya
sonra Türkiye’ye geldi.
Erkenden boğulmak istendi
Karadeniz’de boy veren
bu halk komünü.
Tutsak düşen Fikri,
Yine bir Komün ortamında
İşkencenin yorgun düşürdüğü kalbini
Yoldaşlara teslim etti

Ve 5 Mayıs, 6 Mayıs’a evrildi…

***

Kırk yıl önceydi.
Darağacının karşısına önce Deniz dikildi.
Sehpaya çıkarken,
ölüme değil, yeniden doğuma yürür gibiydi.
O, kelimenin gerçek anlamıyla
bir önderdi.
Son sözünde bile,
halkların mücadele birliği dillendi.
Sonra Yusuf ve Hüseyin…
Aynı güzellikte gülümsedi
Sehpayla buluştuğu karede üç karanfil…
Çekilen acıların unutulabilme olasılığıydı,
Deniz’in kaygılarından biri.
Halit Çelenk, bu kaygıyı vasiyet kabul etti.
Ve ölüm gününü, böyle bir isabetle seçti.
Tarih unutmayacak,
bu bilinçli tercihi.

Doksanlık çınar,
kendini üç fidanın yanına dikti.
Tarihte devrimcinin rolüdür bu.
Üzerinden kırk yıl da geçse,
Sehpadan yükselen slogansı sıcaklığı koruyor,
Denizlerin soluğu.

Bugün kimse anmıyor,
Ne Ali Elverdi’yi ne Baki Tuğ’u.
Ama bir 40 yıl daha geçse,
unutulmayacak 3 fidanın,
halkların tam bağrına yaptığı yolculuğu…

Mehmet Yeşiltepe

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!