ERMENİ HALKININ ALNINDAKİ AK: ARMENAK

Levon Terziyan
Türkolog, çevirmen, sinemacı
SimurgNews Yazı Kurulu üyesi

Alnında Kılıç Yarası “ARMENAK” belgeseli her türlü sansüre ve engele rağmen gösterime girmeye devam ediyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki “Alnında Kılıç Yarası” ve “Armenak” isimleriyle pekiştirilen bu belgesel çalışması, bir taraftan devrimci Armenak’ın yaşamından geniş kesitler sunarken diğer taraftan da tarihin kanlı sayfalarından izleyiciye ipuçları vermeyi ihmal etmiyor. Dolayısıyla “Armenak” belgeseli, sinemaya sunulmuş tarihi bir belge işlevi de görüyor.

Ermeniler 1915 Soykırımı için “Medz Yeghern” (Büyük Felaket); Süryaniler ise “Seyfo” (Kılıçtan Geçirme) tanımlamalarını kullanmıştır. Armenak da yaşadığı süre boyunca alnında bu kılıç yarasını taşımıştır. Onun doğduğu topraklar olan Diyarbakır (Ermenice: Tigranakert, Süryanice: Amid) 1915 soykırımını iliklerine kadar yaşamış, yüzbinlerce ölüsünü ise kan ve gözyaşlarıyla Fırat nehrine taşımıştır. 1915’te Diyarbakır’da yaklaşık 75 bin
Ermeni ve 100 bin Süryani yaşamaktaydı. 1915’ten sonra Kürt ve Türk hâkim sınıflarının gerici unsurlarının katliamları sonucu kentin 75 bin olan Ermeni nüfusu 3 bine; 100 bin olan Süryani nüfusu ise 22 bine indirilmiştir.
Geriye kalanlar ise aç ve susuz hâlde Der Zor çöllerine sürülerek, Mustafa Suphi’nin yoldaşı olan TKP Merkez Komite Üyesi Salih Zeki Zor tarafından öldürülmeyi beklemiştir (!)

İşte yasaklatılmaya çalışılan Armenak ismi, tarihin kara sayfasından büyük bir özenle sinemanın beyaz perdesine aktarılmıştır. Armenak Bakırcıyan’ın ismi Devrimci Hınçak Partisi’nin öncü Fedayilerinden olan Armenak Gazaryan’dan gelir. Armenak Gazaryan 1908’de Batman’da girdiği çatışmada; Armenak Bakırcıyan ise 1980’de Diyarbakır’da girdiği çatışmada hayatını kaybetmiştir. Hem Armenak Gazaryan’ın hem de Armenak Bakırcıyan’ın cansız bedenlerine işkence dâhi yapılmıştır. İstanbul’da tutuklu olduğu 1 sene boyunca Paramazlara işkence yapan Teşkilât-ı Mahsusa’nın adamlarından biri, Paramazları idamlarından önce ziyarete gelen Der Hayr’a şu cümleyi kullanmıştır:

“Paramaz’a ve arkadaşlarına söyle, akıllansınlar. Onlar bu dünyada devrim yapmaya kalktı, onları cezaevine attık, işkence yaptık. Diğer dünyada da devrim yapmaya kalkarlarsa, orada da yakalarına yapışırız.”

Nesini söyleyim, nesini anlatayım? Ekmek yerine insanların tandıra atıldığını mı yoksa su yerine ırmaklardan kan akıtıldığını mı?

Coğrafya kan, coğrafya zulüm…Tarih savaş, tarih ölüm… Faili meçhuller, kimliği belirliler, sonu gelmeyen ölümler ve kifayetsiz kalan kelimeler. Yaşamı ve yaşatmayı savunanların paydasına ise her zaman ölüm düşüyor.

Armenak daha küçük yaştayken babasını kaybetmişti, daha doğrusu babası tarihin akıbetinde, anayasalar çerçevesinde kaybettirilmişti tıpkı dedesinin de ismine “Tehcir Kanunu” denilen kanunla kaybettirilmesi gibi (!) Hınçak sempatizanı olan babası hamallık yaparak ailesini geçindirmeye kalktığı bir günde, siyasi bir cinayete kurban gitmişti. Armenak’ın politize olmaya başlaması bu yıllara denk gelir.

Bu yüzden normal çocuklar gibi alfabeyi öğrenemeden ver demeyi öğretmişlerdir Armenak’a, can vermeyi, öl demeyi… Oysa o, sadece can vermemiştir, canından can katmayı bilmiştir çok sevdiği halkının ve yoldaşlarının uğruna. Ermeni yetimleri Hrant ile Rakel’i tanıştıran da O’dur, Ermeni gençlerine sosyalizmi, devrimi ve İbrahim’i tanıtan da … Yeri geldiğinde ağabey, yeri geldiğinde Ali Ağa, yeri geldiğinde sırdaş, yeri geldiğinde yoldaş… Hrant en yakın arkadaşı olan Armenak’ı şöyle tasvir ediyor:

“Yaşayanlar onu hep sevecen görüntülerle anımsarlar: yaşarken hep bölüşülen bir ekmek, bölüşülen bir ranza, bölüşülen umutlar… Ve ölürken milyonlarca parçaya ayrılıp herkese,
-alın bir parçam da size- diye dağılan bir can: Armenak Bakırcıyan

Soykırımlar, mahpuslar, kılıç darbesiyle alına açılmış derin yaralar… Bir gün Armenak’a göz dağı vermek için onu adli suçluların bulunduğu koğuşa atmışlar. Armenak orda da boş durmamış. Koğuşta ne kadar kumarcı, balici, yankesici ve kabadayı varsa hepsini bir günde devrimci yapmış. Hapishane müdürü ve gardiyanlar bu duruma çok şaşırmış. Müdür hemen talimat vermiş gardiyana: “Çabuk alın lan bu Ermeni dölünü eski koğuşuna ! Adamı akıllansın, pişti oynasın diye adli suçluların koğuşuna attık. Akıllanıp, pişti oynamadığı gibi, bir günde bütün kumarcıları kendisine benzetip devrimci yaptı.”

Çünkü dönmenin değil insanı dönüştürmenin adıdır Armenak. Yurtseverliğin, Fedayiliğin, devrimciliğin ve yiğitliğin harmanlanmasını onun çelikleşen iradesinde görebilirsiniz.

Şimdi sürekli altı çizilmek istenen, fakat kimliğini sürekli üstlenen Armenak’ın alnına bakıyorum. Diyarbakır’daki yıkık Surp Giragos Kilisesi’ne baktığımda alındaki o kılıç yarasını görüyorum. Sonra Diyarbakırlı şair Ahmet Arif geliyor aklıma. Alnında kılıç yarasını gördükçe
“Öyle yıkma kendini, Öyle mahzun, öyle garip…” diyorum yıkılan kiliselerin ve çan sessizliğinin ardına. Sonra Diyarbakır Çermik’e baktığımda Diyarbakırlı büyük nenem Hurmik Tanyan’ı, Meryem Bakırcıyan’ı ve Çüngüş kuyularına atılan mezarsız atalarımızı düşünüyorum.

Çoraklaşan topraklarda çeliğe akan suydu Armenak. Mayıs Kollektifi, vargücüyle kolları sıvayarak çeliğe berrak suyu doldurmuş ve Ermeni halkının kılıç darbeleriyle açılan yarasına merhem olmuş. Hrant, 1915’in açtığı tarihsel yarayı vurgularken: “Ermeni, Türk, Kürt birbirinin ilacıdır. Bundan başka merhem yok” diyordu. Bir sinemacı olarak ben de Hrant’a katılıyorum. Sinemayı halkların yarasına merhem olabilecek bir araç ve ilaç olarak görüyorum. Şimdi özür zamanı. Çünkü sansür ne “Alındaki Kılıç Yarasını” ne de “Armenak’ı” bize unutturabilir.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »