EKMEK KAVGASI DALGASI – HELEN AĞDAŞ

Siyasal İslamcı iktidar halkın açlığıyla, yoksulluğuyla dalga geçmeye devam ediyor. Son olarak Malatya’da AKP’li cumhurbaşkanı Erdoğan, eve ekmek götüremediğini, borçlara yetişemediğini söyleyen kişilere çay ikram etti. Vatandaşın söylemini abartılı bulduğunu belirtip keyif çayı içmesini salık verdi. Öyle görünüyor ki Erdoğan’a göre bir şeyler yiyiyor olabilmek hayat standartları açısından yeterli. Bu durumda yoksul ve aç sayılmazsınız. Daha fazlasına neden ihtiyacınız olsun ki? Hele ki hem karnınızı doyurup hem patronunuza ve devlete daha fazla kâr kazandırmak için işe gidebiliyorsanız, yani sömürü çarkının dönmesine katkı sağlayacak enerjiniz varsa ne âlâ. Saraylarda yaşayanların halka reva gördüğü bu.

Aynı vatandaş ertesi gün çıkıp sözlerinin çarpıtıldığını, aslında öyle demek istemediğini ve Reis’inin her zaman destekçisi olan bir vatan sevdalısı olduğunu açıkladı. ‘Vatan sevdalısı’ olmakla Erdoğan destekçisi olmak bugün aynı anlama geliyor artık. Çünkü en ufak bir muhalif çıkış yaptığınızda size ‘Vatan haini’ etiketini yapıştırmakla kalmıyorlar bir de ortada bir suç varmışçasına ceza dahi alabiliyorsunuz. Bu korkutma ve sindirme uygulamaları iktidar açısından her zaman işe yaramıyor tabi ki. Korkutamadıkları kitleler, kontrol altına alamadıkları her ses onları rahatsız ediyor. Rahatsız olmaya da devam edecekler. Halkın kısık ve titrek sesleri artık birbirinden güç alıyor. Madenciler haklarını almak için Ankara yolundalar. Burjuva devleti polisini ve jandarmasını işçilerin eylemini engellemek için gönderiyor. Bir işçi temsilcisi ise çıkıp tarihe geçecek bir konuşma yapıyor ve güçlü bir sesle ‘korkmuyoruz’ diyor. İşte budur devletin korkusu; işçilerin korkmaması, halkın hak ettiğini er ya da geç onlardan alacak olması.

Öte yandan devlet madencilerin protesto, toplanma ve yürüyüş hakkını pandemiyi bahane ederek gasp ederken İstanbul’da ise Özgür Suriye Ordusu bayraklı cihatçıların Fransa’yı protesto eylemi oluyor. Ve ortada ne kolluk kuvvetlerini ne korona önlemlerini görmek mümkün oluyor. Çünkü bu eyleme müdahale etme gereği duyulmuyor. Çünkü sınıf mücadelesi burjuva devlet aygıtı için en büyük tehlike. Cihatçılar ise AKP’nin, iktidarını sağlamlaştırmak için kirli politikalarında kullanmak üzere belli dönemlerde sahaya sürdüğü çeteler. Bu yüzden madenciler hakkını arayamazlarken cihatçılar için sınırsız özgürlükler ülkesi burası.

‘Yedi düvele karşı savaşma’ edebiyatının da miadı dolmak üzere. Türk-İslam politikası minvalinde yapılan propagandalar toplumun gerçek sorunlarının üstünü örtemiyor. Türk lirasının değer kaybı, alım gücünün düşmesi, işsizlik, ‘belirli süreli çalışma’ düzenlemesiyle dayatılan kölelik sistemi halkın gündeminde Akdeniz’de gemi yüzdürmekten, Libya’ya veya Karabağ’a asker göndermekten daha çok yer alıyor. Ancak siyasal iktidar saldırgan politikalarından vazgeçmiyor. Dış politikada ne kadar saldırgan bir siyaset tarzı sürdürürse desteğinin o kadar artacağına inanıyor. Halkı da buna inandırmak istiyor. Ülkenin kaderini AKP’nin varlığına bağlamaları, hükümetin çıkarlarını milli çıkarlar gibi lanse etmeleri bu yüzden.

Erdoğan kendini Müslümanların hamisi olarak görüyor. Ya da uluslararası arenada öyleymiş gibi davranmak işine geliyor. Böylece toplumda ekonominin ne kadar kötü olduğu değil de islamı nasıl koruduğunun konuşulacağını umuyor.
Şimdi de Fransa mallarını boykot çağrısı yapıyor. Bu boykot dahilinde eşi binlerce dolarlık Hermes çantaları almaktan vazgeçecek mi o da merak konusu. Çünkü halkı ilgilendiren bir konu değil. Emekçi kesim Türk malı dahi alamıyor. Ay sonunu getiremeyen, borçlarla yaşamını sürdüren, bu sebeplerle intihar eden insanlar Fransız mallarını mı satın alacaktı? Elbette halkın alım gücü, neleri satın alıp alamayacağı ortadayken toplumun aklıyla dalga geçmeye devam ediyorlar. Ülkede ekonomik krizin, yoksulluğun, işsizliğin ve açlığın olduğunu reddederek, sorunların üstünü kapatarak, toplumsal hak arayışlarını engelleyerek, her şey yolundaymış gibi davranarak yönetebildiklerini düşünüyorlar. Ancak yönetemiyorlar. Bunun farkında oldukları için tüm bu çırpınışlar, sağa sola saldırmalar.

Tabi ki Erdoğan’ın açlığı yok sayması ekonomik krizi ortadan kaldırmıyor. Halk pandemiden daha çok işsiz kalmaktan, borçlarını ödeyememekten korkuyor. Sokaklarda düşüncelerini çekinmeden söyleyebilen, açız diyen insanların ise sayısı artıyor. Evine ekmek götüremeyen emekçi kesime düşen onurlu bir yaşam ve toplumun servetinin adaletli paylaşımı için bunlardan ‘ekmek’ istemek değil, hakkı olanı söküp almak. Ülkenin çeşitli yerlerinde ekmek kavgası için çakan mücadele kıvılcımlarını açlığın yangınına dönüştürmek. İşte siyasal İslamcı burjuva devleti o zaman abartı ne demek görecektir.





Koordinator00

Next Post

Esslingen’de ‘’Ali Yardım Bekliyor’’ Standı

Cts Eki 31 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Esslingen DasEss’te dün (Cumartesi)bir grup kadın STM Tip1 hastası Ali Eymen için kişisel insiyatiflerini kullanarak bir yardım kampanyası için stand açmışlardı. Ali Eymen daha 28 aylık ve yaşamı Zolgensma adlı çok pahalı bir ilaca bağlı. Aliye bir yaşam şansı verme ve hep birlikte yaşama […]
Translate »