DURDURUN BU ÖLÜMÜ… NURETTİN ASLAN

Nurettin Aslan
Konuk Yazar

Ebru, hayat dolu, yüregine sevginin en pak‘ını yüklemiş güzellik için çırpınan bir can.

Ikiyüz otuz sekiz gün, ikiyüz otuz sekiz gece.

Her günün aydınlığına umudunu, gecenin karanlığına düşlerini ekerek dirhem dirhem, hücre hücre, yavaş yavaş ellerini bir o yana bir bu yana sallayarak bir daha gelmemek üzere aldı başını gitti.

Çığlığı gök kubeyi yırtarken, yalnızlığıydı orta yerde duran. O gülen fedakar güzel kız yok artık. Gerçek olan bu…

Ölümsüzdür demek bir ironiden öteye degil. Ebru öldü geride bıraktığı ak bir anılar zenciri.

Bir çığlık oldu.
Körleşmiş yürekler duymadı.

Aytaç, genç bir delkanlı ve avukat. Ebru‘nun can yoldaşı. Hayatının baharında daha otuziki yaşında.

Şimdi ölüm ile yaşamın tam kıyısında.
Bir adım gerisi yaşamdır.
Bir adım ötesi ölüm.

Babası Nihat Ünsal, çığlığı gök kubeyi yırtıyor. Çaresizlik içinde…
„Ses verin oğlum ölüyor. Düşünün bir anne baba tek çocuğunun hücre hücre öldügünü görüyor….“

Su, her ateşi söndürebilir. Ancak insanın içine düşen acı dolu ateşi söndürmeye gücü yetmez.

Aytaç adım adım yürüdü şimdi ölümün kıyısında.

KÖR VE SAĞIR DUVAR.

Ebru’nun ölümünden sonra devlet yetkililerin açıklamaları ortada. Durdurun ölümü derken çağrım onlara degil.

Bilirim ki boş bir çağrı olur. Onlar Aytaç’ların ölmelerini dün istiyorlardı, bugün istiyorlar, yarın isteyecekler.

Sorun, insanlık istiyor mu bu ölümleri…

Çağrım en başta Ebru ve Aytaç’ın bağlı olduğu kurumadır.

Bu ölüm orucuyla bir hak elde edebilecekmisiniz?

Kesinlikle degil derim. Toplumda citti bir endişe var. Bir ölüm daha istemiyor. Biliyor ki kör karanlık Ebru’yu öldürerek Aytaç ile devam edecek. Sonra başkaları…

Aytaç’ların ölümü degil, yaşamaları kör karanlığı deler geçer.
Barolar Birligi, İnsan hakları kurum ve savunucuları, siyasi kurum ve kuruluşlar…

En çok da… Açlık grevi yaşamış, ölüm orucu yaşamış ve ölümün kıyısında son anda dönenlere…

BU ÖLÜMÜ DURDURUN..

Işık, bütün karanlıkları aydınlatır. Bir tek zalimin içindeki karanlığa hükmedemez.

Acılar hep suskun olur.
Dil susar, görmez göz.
Parçalanan yürek usul usul kendisini yok eder. Ve umut bekler hep.
Kelebegin kısacık ömründen, ak güvercinin kanatlarından, Turnaların yüreginden, yola düşmüş yolcudan, karıncaların gözlerinden, bir ormanın derinliginden, dağın heybetinden…

Baba Nihat Ünsal, çığlık çığlığa birde yalvar yakardır.

Duyanı olmaz ise karanlık bir sessizligin içinde kaybolur gider umudu.

Önce ölümü öldürelim. Sonra konuşacak çok zamanımız olur.

Aytaç ölmesin…

adı geçen yazar

Next Post

METRİS'DEN MUNZUR'A BİR FİRARİNİN ÖYKÜSÜ - HELEN AĞDAŞ

Cum Eyl 4 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Devrimciliğe adanmış bir ömür ve ömürden bizlere sunulan bir kesit. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasındaki dönemde Türkiye Devrimci Hareketi zapturapt altına alınmıştı. Devrimci kadroların büyük kısmı ya ölümsüzleşmiş ya yurtdışına çıkmak zorunda kalmış ya da hapishanelerde tutsak edilmişti. Dönemin koşulları böyle iken komünistler […]
Translate »