Dünyada Tükenmez Murat Var İmiş/Rıza Yalçın Koçak

2000 yılına girerken tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de milenyum çılgınlığı yaşanıyordu. Saatler 00:00’ı vurduğu vakit yapılan geri sayımın ardından alanda kutlamaları takip eden muhabir mikrofonu yedi sekiz yaşlarında bir çocuğa uzatmıştı. Babasının omuzlarında şaşkın gözlerle etrafını izleyen bu çocuk “ne hissediyorsun?” sorusuna “hani hiçbir şey değişmedi” diyerek yanıt veriyor, çıldırtıcı haklılıktaki bu cevabı alandan yükselen uğultuya karışıp kayboluyordu.

İnsanlığın geleceğe dair tahayyülleri büyük bir bombardıman ile uzun zamandır tek düze bir şekle büründürülmeye çalışılıyor. Jetgiller izleyerek büyümüş nesiller gelecek denildiği vakit, bir çırpıda elektronik kolaylaştırıcıları, robotları, uzağı yakın eden hızı, istila meraklısı uzaylıları vs. düşünmeye koyuluyor. Kolektif gelecek düşünün içinde sayılanlardan bir parça bulundurmayanlar ise öngörüsüzlük yaftasını alınlarının ortacık yerinde taşımaktan kurtulamıyorlar. 

Karışmadığınız bir hayallerimiz kalmıştı doğrusu‘ diyecek oluyoruz; hayallerin nicedir insanlık tarafından en tehlikeli sayıldığını, yangında ilk yakılacaklar listesinde açık ara birinciliği kimseciklere kaptırmadığını hatırlıyor vazgeçiyoruz.


Yap Karıştır

“…Şeyh iki dağ arasındaki vadiyi kapatmış ve burayı sütten, baldan ve şaraptan akan sular, güzel huriler ve çeşitli meyve bahçeleriyle donatmıştı. Dağın şeyhi müridlerinin gerçekten cennette olduklarını zannetmeleri için burayı Muhammed’in cennet tasvirine benzetmişti. Bizim yaşlı adam dediğimiz bu efendi fedailerine iksirinden içirerek onları dörderli, altışarlı gruplar halinde bahçeye taşıtıyordu. Gerçekten cennete gittiklerini zanneden müridlerini bir göreve göndereceği zaman şeyh ‘Gidip şunu şunu öldüresin. Meleklerim seni cennete götürecektir.’ diyordu. Şeyh’in cennetine geri dönebilme arzusuyla fedailerin göze almayacağı hiçbir tehlike yoktu.”

(Marco Polo, Seyahatname, 1273)

Bu tarihsel örnekte erk sahibinin hayal kurdurmak için somut tesirini, kurulan hayalin sınırlarını dahi kendisinin belirlediğini ve söz konusu hayalleri bekası doğrultusunda nasıl kullandığını görmek mümkün. Bal, şarap ve huri sunumunun yapış yapış tatlılardan nefret eden, şarap değil rakı tercih eden ve hurilerle pek işi olmayanların zihninde bile cennet tasvirini işgal etmesi sayın şeyhin dev bütçeli filminin büyük başarısı olsa gerek.  Öğrene öğrene büyüyen erk aynı senaryoya temcit pilavı muamelesi yapmaktan çekinmiyor. Bazen ısıtmadan dahi önümüze koyuyor.


İstikrarlı hayal hakikâttir (midir?)

“İstikrarlı hayal hakikattir
Ölüm var ve bu bi rüyadır
Derdim derdine ortak olsun
Salla be hayat rakınroldur”

(GSA, İstikrarlı Hayal Hakikattir, 2019)

İktidarlaşan tüm odakların mevcut durumlarını koruma gayretine istikrar ve bunu sağlamak için başvurdukları tüm yöntemler neticesinde ortaya çıkan tabloya ise hakikat demek mümkün diye düşünüyorum. Şöyle ki her ne kadar söyleyiş itibarı ile bütünsel bir olumluluğu ifade etse de esasında “hayal” dediğimiz ezici bir çoğunluk için bir kâbusu ifade ediyor olabilir.

Dünya genelinde bir salgın ortaya çıkacağı ve tüm dünya nüfusunun maske takmak zorunda kalacağı maske üreticisi bir firmanın bangır bangır bağırmasa bile hafif bıyık altından gülümseyerek kurduğu bir hayal olmalı. 

Virüsün Türkiye’ye ilk girişinin en azından resmi makamlarca da kabul edilip duyurulduğu süreçte Kürdi belediyelere kayyım atamaları gerçekleştirildi. Virüsün en korunaksız alanlardan olan hapishanelere yayılması konusunda yeni bir infaz düzenlemesi yapıldı. İşbu düzenlemeye göre tecavüzcü katiller korona virüsten korunurken siyasi mahpuslar virüsün insafına terk edildi. İstifa mizanseni eşliğinde hafta sonları sokağa çıkma yasağı uygulaması sabitleştirilirken, çağın vebasına mesai saati hatırlatması yapılarak kendisi dumura uğratıldı. (Bu kadarını korona bile beklemiyordu.) 20 yaş altı sokağa çıkma yasağının istisnası olarak, çalışan 20 yaş altı kişilerin bu yasaktan muaf oldukları açıklandı. Kürt coğrafyasında TC’nin bombardımanı hız kesmeden devam ediyor. Adım başı askeri operasyondan ve Kandil’e bir harekât yapılacağından bahsediliyor. Bu kısmı fazla politik bulup, duyarlılığını ekolojik bakış açısıyla sınırlayanlar için de devlet boş durmuyor. Neredeyse “bırakın su şovenistliği artık ya, biz değil ama siz hepiniz aynı gemidesiniz’ dercesine Salda Gölü’nü yeniden ranta açıyor. 

Kâbus. Ama birilerinin de istikrarlı hayali. Hakikate dönüşmüş çoktan. 


Özsel düşler

Bu koca kâbusun ortasında kendi kişisel hayal kurma alanımı muhafaza etmek istiyorum. Gözümü ıraklara yatırıp ‘korona bize çok şey öğretti, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak‘ gibi beylik cümleler kurmak istemiyorum. 

İnsanların birbirlerinin kıymetini anladığını, yalnızlığı ve sınırlılığı deneyimleyen insanların koronadan sonra birçok şeye başka bakacağını, tüketim anlayışının değişeceğini, doğaya dair çok daha özenli yaklaşılacağını düşünmüyorum. İnsanlar sokağa çıktıktan çok kısa bir süre sonra her şeyin eski haline dönüşeceğinden emin gibiyim. Örneğin araç yoğunluğu azaldığı için 48 saatte temizlenen havanın, insanlar araçlarıyla sokağa çıktıktan 48 saat sonra yeniden kirleneceğini düşünüyorum. Ve sanırım bilim de benimle aynı fikirde. En azından bu konuda.

Üzülerek, olumsuz tesirlerin ise daha kalıcı hasarlara yol açacağını düşünüyorum. Karantina sürecinin, korona korkusunun, çalışamıyor olmanın getirdiği ekonomik imkânsızlıkların vb. kitlesel anlamda kötü örneklere yol açtığı açık. Ruh sağlığına yönelen tetikleyiciler ise baş etmesi güç türden.

Bu sebeple kendi öz hakiki düşsel alanımı yaratıp korumak istiyorum. Belki geçici bir ruh halidir ama şimdilik diğer alternatifler çok yorucu geliyor bana. Kolayına kaçmak isteyenlere öneririm. 

“Yanyana yürüyor arpa, üzüm
Arpa soruyor niye asık yüzün?
boş bardakta kalmaz izin:
Sonu meyhane bak hepimizin”

(Can Temiz, Ölmüşüm Ne Yazar, 2019)

Neticede boş bardaklarda iz bırakmayacak olmanın verdiği güvenle arpa ve üzüm eşliğinde kendi cennetimi yaratmak tek çıkar yolum bu aralar. Pek sayın şeyh söz konusu iksiri içirdikten sonra “şunu öldür cennete gideceksin” derse; “kanka dur allasen kafa açma, ne öldürmesi, haydi dansa” diye cevap vermek istiyorum. 

İnstagram kullanmadığı için ünlü olmayan bir düşünür ölümü ‘artık olmayacağın hayata karşı duyulan haset’ diye tarif etmiş. Artık olmayacağım bir hayatın hasetlenecek hiçbir yanı kalmadığını düşünmeye başladım. Yumruk kadar yüreğim bir uzaylı istilasını falan kaldırmaz yeminle. Temennim en olağan şekliyle ömür denilen parkurumu tamamlamak. Dört yüz metre engelli hiç bana göre olmadı zaten. Ben düz maraton severim. Uzun ve sade.


Azıcık da ciddiyet

Koca, yaşlı, şişko dünya bu ve benzeri nicelerini gördü elbette. Yeryuvara itimatım sonsuz. Bu sayede güvenle basabiliyorum yere. Korona umulan kadar keskin ve hızlı bir değişime sebep olmayacak zanlımca. Nitekim keskin ve hızlı değişimler koronaya da ihtiyaç duymazlar bence. Hayal kurmak için bolca vaktimizin olduğu şu zamanlarda hayallerimizi hakikate dönüştürmenin yollarını aramak gerekiyor belki de. Erkin istikrarlı hayallerini, kendi hakikatlerimizle tarumar edeceğiz! (Yani, umarım edeceğiz!) Az şüphe ama illa ki umut ile!

Kaynak:pressenza.com/tr

Koordinator00

Next Post

Fikirleriyle, eylemiyle yaşıyor Lenin/Hilmi Toy

Çar Nis 22 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Bugün Lenin 150 yaşında. 150 yıl önce doğdu Lenin. 47 yaşında devrimi örgütledi, devrime önderlik etti, devrimi yaşadı, devrimi gördü. Marx ve Engels’in kuramını rehber aldı, ışığını tuttu yaşam yoluna, devrimin yolunu aydınlatıp çizdi ve işaret etti en sonunda 1917 Ekim’de. “Tüm iktidar Sovyetlere!” […]
Translate »