Bingöl’ün  Gêxî (Kiği) İlçesi ve Karer Bölgesi, bir dönem okuma yazma bakımında Türkiye’nin en önde gelen yerlerindendi. Karer’in her köyünde ve kimi mezralarda ilkokul vardı. Tüm Karer köyleri icin, Saxyan Köyü’nde bir ortaokul vardı.

Okul icin, köylülerin sundugu evler kullanılıyordu. Darebi Köyü’nün Lolan Mezrası’nda da durum böyleydi. Yazın köyde ve kışın Bingöl merkezde yasayan Mehmet Menteş  amca, evini okul olarak kulanılmak üzere veriyordu. Yıllarca, Mehmet amcanın evi okul olarak kulanıldı. Yıllarca Lolan’da, ögretmenlik yapanlardan biri de Mehmet Yurtsever hocamdı.

1970’lerin son yıllarında, Mehmet amcanın evi uygun olmayınca, Şükrü Balçık amcanın ahırı bir kaç yıl okul olarak kulanıldı. Bu duruma, Mehmet hoca cok üzülüyordu. Ancak yapabileceği başka bir şey yoktu.

Okul olarak kullanılan ahırda bizim hayvanlarımız vardı. Hayvanlar icin ahırın giriş tarafındaki yarısı, okul için ise arka yarısının kulanılması kararlaştırıldı. Hayvanların ve öğrencilerin arasına, çeperden bir sınır konuldu. Ancak çeperlerin üstü ve araları açık olduğu icin, tavuklar hemen her gün davetsiz bir şekilde ögrencilerin arasında derslere katılıyorlardı.

Sabah okula giden ögrenciler, hayvanlardan oluşan çok sesli orkestra tarafından karşılıyordu. İnekler ve eşek acıklı bir ses tonuyla orkestranın öncülüğünü yapıyorlardı. “Acıktik ve susadık. Haydi durma ot ve su verin” diyorlardı. Tavuklar yem taleplerini karmaşık ve anlaşılmaz bir ses tonuyla dile getiriyorlardı. Çok sesli orkestraya sesleriyle farklı bir fon oluşturuyorlardı. Horozlar, sert ve havalı bir edayla vurmalı çalgılar gibi seslerle birlikte arada bir “Gu gu guuuuuuk” deyip orkestraya ayri sesler ve renkler katıyorlardı. Bir tavuklara bir  çocuklara bakarak meydan bekçileri gibi dolaşyorlardı. 

Kangal köpegi ise sessizce yaşananları izliyordu. Biz sahiplerini gördüğünde sevinç ve gururla kuyruğunu sallıyordu. Bakışlarıyla her tarafı tarayarak, her şey yolunda diyordu sanki.

Ögrenciler, ineklerin ve eşeğin arkasından geçerek sınıf diye kulanılan arka tarafa geçiyorlardı. Şans eseri zemine döşenen yası ve ıslak taşların üstünde kayıp düşen olmadı. Şans eseri eşek huysuzlanıp öğrencilere çifte atmadı. Şans eseri inekler, arkalarından geçen çocukların tepelerine yapmadılar. Eğer yapsalardı çocuklar altında kaybolabilirlerdi. Tüm bu tehlikelerin yaşanmamış olması hayvanlarımızın iyi ve eğitimli olmalarıdır. Görüyorsunuz, eğitimli insanlar gibi eğitimli hayvanlar da bir başkadır.

Mehmet hoca öğrencilerine ders anlatmaya çalışırken, bizlerde hayvanların ihtiyaçlarını karşılayıp ahırı temizliyorduk. Bu durum, kaçınılmaz olarak öğrencilerin ve Mehmet hocanın dikkatini dağıtıyordu. Mehmet hoca, öğrencilerin dikkatini derse yöneltmek için özel çaba sarf ediyordu. Ancak o koşullarda başarılı olmak hayli zordu.

Bazen öğrenciler sorularda zorlanınca, Mehmet hocaya çaktırmadan kısık sesle ya da işaretlerle çeperin diğer tarafından öğrencilere cevapları vermeye çalışıyorduk.

Bazen Mehmet hoca ve öğrenciler tam derse konsantre olmuşken, inekler, eşek, tavuklar ve horozlar izin almaksızın derslere katılıyorlardı. Her hayvan, kendi dilinden bir şeyler söylüyordu. Bilmediği konuları sorup öğrenmeye ve kendi isteklerini anlatmaya çalışıyor gibiydiler. Kural tanımayan bu davetsiz katılımcılara dayanamayan öğrenciler, Mehmet hocaya çaktırmadan bakışıp gülüşüyorlardı. Mehmet hoca, öğrencilere kızıp sessiz olmaları için uyarıyordu. Tam bir sessizlik ve konsantrasyon sağlandı derken, gübrelikte kurutulmuş gübrelerin üzerinde yumurtlayan tavuklar, avazları çıktığınca „gıd gıd gıdak” diye bağırarak öğrencilerin masalarının üzerinden uçarlardı. Bu duruma dayanamayan öğrenciler, uyarılara rağmen yine gülüşüyorlardı. Mehmet hoca öfke ve acıyla dolardı. Her çocuk, kendi masasına konan tavuğu ürkütüp kovmaya çalışıyorlardı. Gıd gıd gıdak deyip kovulan masadan bir diğer masaya uçuyorlardı. Adeta okumakta ısrar eden öğrenciler gibi masalardan ve okuldan ayrılmak istemiyorlardı. Masadan masaya uçuşan tavuklar, bazen pırt diyerek masalarin üstüne sıçarlardı. Dayanamazdı Mehmet hoca, ağlamaklı bir yüz ifadesiyle acı acı gülerdi. Mehmet hocanın gülüşünden cesaret alan öğrenciler, yüksek sesle gülüşürlerdi.

Bu zorluklar icinde okudu bir dönem insanlar. Kimisinin kitap, defter ve kalem alacak parası yoktu. Bir ekmeği bölüşür gibi bölüşürlerdi çocuklar kalemlerini, silgilerini ve defterlerini. Bu durumlara dayanamazdı iyi insan Mehmet hocanın yüreği. O ve benzer öğretmenler, sık sık ögrencilerinin bazı ihtiyaçlarını kendi ceplerinden karşıladı. Öğrencilerinin okutulması için nice aileyle konuşup yalvardı. Benim için de çok yalvardı ve  ağladı.

Mehmet hoca ve benzeri öğretmenler, bu zorluklar içinde ders verdi öğrencilerine. Dünyada benzeri görülmemiş bir ilki başardı. Hayvanlara da okulda ders veren ilk ve tek kişidir Mehmet hoca. Öğrencilerini ahırda eğitmeyi başaran ilk ve tek kişidir O.

Kabarsın göğsümüz ey değerli Karerliler, dünyada hayvanları okula gitmiş ilk ve tek bölge bizimdir. Bunların hangi okullardan mezun olup hangi görevlerde oldukları bende saklı kalsın. Çünkü devlet, bu hayvanlara çeşitli görevler önermişti ve vaatlerde bulunmuştu. Bu hayvanlar kabul etmediler. Bu iyi hayvanlar, halkla içiçe olmayı ve halk için çalışmayı tercih etiler. Güvenlikleri ve hakları tehlikeye girmesin diye, detaylı bilgi vermeyeceğim.

Sevgili Mehmet hocamı, sevgi ve saygıla selamlıyorum. Sol memesinin altındaki cevahirden ve sert kartopuyla darbelediğim şakağından öpüyorum.

URAL EROĞLU  

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!