DOĞU AKDENİZ’DE NEREDEN NEREYE? HELEN AĞDAŞ

Helen Ağdaş
Yazar

Doğu Akdeniz’deki gerginlik öyle bir hal almaya başladı ki gelişmeler sonrasında sorun daha çok askerî boyuta evrildi. Her ne kadar Yunanistan ve Türkiye arasında  kıta sahanlığı, egemenlik ihlali ve  adaların silahlandırılması sorunları olsa da asıl sorun bölgedeki hidrokarbon enerji rezervlerinin paylaşılmasıdır. Bu haliyle de mesele küresel bir karakter kazanıyor. Dünya’daki fosil enerji kaynakları tükenmeye başladı ve emperyalizm enerji krizi yaşıyor. Bu sebeple  Doğu Akdeniz’deki rezervler dünya çapında yüksek miktarda olmasa da az olan artık büyük önem kazanıyor.

Bölgedeki aktörlere baktığımız zaman hali hazırda uluslararası dev enerji şirketlerinin ve emperyalist devletlerin uzun süredir sahada olduğu görülüyor. Çünkü dünyanın herhangi bir yerinde bir zenginlik bulunursa elbette emperyalist güçler oraya üşüşürler. Doğu Akdeniz’de de böyle oldu.

Kıbrıs’ın kaynakları işleyecek olanakları olmadığı için büyük petrol şirketlerine ruhsat veriyor ve 2018’den bu yana Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesinde Amerikan Exxon Mobil, Italyan ENI ve Fransız Total şirketleri yapılan işbirliği anlamaları çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmekte. Bölge 13 parsele ayrılmış durumda ve 10. Parselde (adanın güneybatısında yer alıyor) Amerikan Exxon Mobil Şirketi Kıbrıs’ta keşfedilen en büyük doğalgaz rezervini bulduklarını açıkladı.

Meseleye Türkiye açısından baktığımızda ise Türkiye işbirliğine dahil olamadığından rekabete dahil oldu ve ‘ben de buradayım’ dedi. 2018’de Kuzey Kıbrıs Türk Yönetimi’nin ruhsatıyla Türk Petrol Şirketi TPAO’ya ait Fatih Sondaj Gemisi arama faaliyetlerine başladı. 2019’da Türk donanması Mavi Vatan tatbikatı ile güç gösterisi yaptı.

Yunanistan ve Türkiye arasındaki kriz nasıl bu seviyeye ulaştı?

Türkiye Antalya açıklarında sismik araştırma faaliyetleri yapmakta. Türkiye, Yunanistan’ın silahlandırılması yasak olan Meis (Kastelorizo) Adası’na askerî sevkiyat yaptığını iddia ediyor. Temmuz ayında Türkiye‘nin Navtex ilânı ve askerî tatbikatı, ardından da Yunanistan’ın Navtex ilânı ve bölgeye savaş gemilerini, savaş uçaklarını göndermesi gerginliği tırmandırdı  ve iki ülke savaşın eşiğine geldi. Uluslarası ilişkiler uzmanları yaşanan askerî gerginliği Kardak Kayalıkları Krizi’nden sonra yaşanan en büyük kriz olarak değerlendiriyorlar.

Türkiye ve Yunanistan’ın yanısıra Fransa’nın da Kıbrıs çevresine savaş gemileri ve savaş uçakları konumlandırması sorunu daha çetrefilli bir hale getirmiş oldu.

Türkiye’nin tavrı

Kıbrıs ve Yunanistan Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki  doğalgaz arama faaliyetlerinin ve askerî tatbikatlarının yasadışı olduğunu ve egemenlik haklarını ihlal ettiğini savunuyor. Türkiye Kıbrıs Türklerinin haklarını temsilen orada bulunduğunu ve faaliyetlerinde süreklilik sağlayacağını Padişah ve paşa isimli gemilerini sahaya sürerek gösteriyor. Yunanistan ve Mısır arasında 2013’te yapılan Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması’nı yok hükmünde sayıyor ve uluslararası hukuka uygun olmadığını iddia ediyor. Halbuki AKP iktidarının Neo-Osmanlı politikalarına uygun olarak yaratılan ‘Mavi Vatan’ iddiasının uluslararası hukukta bir karşılığı yok.

Türkiye hem Ortadoğu’da hem de Akdeniz’de  yayılmacı hedeflerini gizlemiyor. Bu dış politika da AKP iktidarının  içeride yarattığı sosyo-ekonomik yıkım sonucu şekilleniyor. AKP siyaset tarzına uygun olarak hiç eskimeyen ‘dış düşman yaratma’ stratejisini her köşeye sıkıştığında olduğu gibi yine uyguluyor. Yaratılan bu ortak düşmana karşı halk desteğini alıp hesap verme sorumluluğundan sıyrılabileceğini zannediyor. Navtex ilanları dahi kamuoyuna büyük bir zafer gibi servis ediliyor. Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘hakkımızı alırız, bedelini de öderiz’ diyor. Bu tarz çıkışlar kendi tabanında karşılık buluyor tabi ki. Bununla birlikte halkın büyük bir kesimi hem ekonomik sıkıntılardan hoşnutsuz hem de savaş fikrine mesafeli. Olası bir savaşın ne Yunanistan ne Türkiye halkına bir faydası yok. Bir bedel söz konusuysa da tabii ki kapitalist yöneticiler değil halklar ödeyecek. Bu yüzden halkın manipülasyonlara karşı tavır oluşturması gerekiyor. 

İşbirliği mi rekabet mi?

AB tarafları uzlaşmaya çağırıyor. Oruç Reis Antalya Limanı’na döndü. Günü kurtarmaya yönelik yapılan politikaların sonucu bu. Geri adımda tabii ki AB’nin yaptırım tehdidinin de etkisi oldu. Yunanistan ise diyaloga hazır olduğunu söylüyor.  Ki iki ülkenin NATO görüşmeleri başladı bile. Askeri gerginlik sona erecek gibi görünüyor,  neticede taraflar aynı askeri blokta yer alıyorlar.  Ve Türkiye bu sefer karşısında Batı destekli cihatçı -selefi örgütlerin ağır yıkımına uğrayan Suriye ya da Libya değil,  bizzat Batının kendisinin olduğunu biliyor.  Rusya da Suriye üzerinden sahaya inmeye hazırlanıyor.  Askeri gerginlik azalsa da rekabet artacağa benziyor. Ekonomik kriz altında ezilen emekçi halkların çıkış yolu ise ‘İçeride ve dışarıda yağmaya Hayır’ demektir.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »