“Ihlamur ağacının dalının kesilmesi, insanın damarının kesilmesi gibi bir şey. Hayatın yaratılmasında ve yaratıcının varlığından dolayı saygıyla korunması gerekir, aksi taktirde ilahi denge bozulmuş olur.”
Tolstoy



Doğadan gelen ama zamanla doğaya yabancılaşan insanoğlu, yaptıklarından ötürü büyük tehditlerle karşı karşıya. Doğanın zenginlik kaynaklarını insanlık uğruna kullanmadı. Dağların zirvelerinden akıp gelen kar sularından oluşan küçük derelerin dahi önünü keserek paraya çevirme çabası içerisine girdi. Nehirler, dereler üzerine barajlar kurdu. Derelerin, ırmakların akıp gittiği havzada bütün canlıları beslediği, bu suların önü kesildiğinde nasıl bir doğa felaketinin ortaya çıkacağını umursamadan, para uğruna doğa katledildi.

Sanayi geliştikçe, insanda maddeci ruh daha bir gelişti. Öyle oldu ki, para, insanoğlunda yüce bir yer edindi. Böylece doğanın hiçbir önemi kalmadı. Daha fazla kazanmak için her şey dev şirketlere peş keş çekildi. Doğaya zulümler ederek, katliam yarışı içerine girdi şirketler adeta.

Bütün bunlardan ve buraya aktarmadığım birçok katliamlardan ötürü, doğa, katliamcı ruha karşı dönem dönem isyan ediyor ve intikam alıyor. Kuraklığı yaşatıyor, mevsimlerin doğal dengesi değişiyor, depremler nüksediyor ve bugün de virus salgınıyla dünyayı kasıp kavuruyor.

Oysa doğanın paylaşımı her yönüyle eşittir, dengesiz değildir.

İnsanoğlu topraktan koparak daha fazla kar, daha fazla para kazanmak üzere ömrünü verdi-veriyor. Bu vahşi kâr kuralsızca olmasına rağmen, insanlığın gelişimi için bütçe ayırmıyor, sadece kazanmak üzerine kuruyor geleceğin rüyasını. Kendi geleceği uğruna bir yatırım yapmıyor. Örneğin, bugün ilaçların bulunmaması, bazı hastalıklardan insanların ölmesi bu bütçe ile alakalıdır.

Bu vahşi talan sisteminde bütün canlıların hayatlarını kurtaran doktorun aylık geliri ile bir futbolcunun arasındaki oranı söylememe sanırsam gerek yoktur. Bu dengesiz para dağılımı sonucu doktorlar, kendi hastasına, tedaviye muhtaç bir insan olarak değil, bir müşteri olarak bakıyor. Ne kadar çok hasta gelirse, o kadar çok para kazanır patronları. Yani, direk sağlık açısından inceleme yapmak için değil, nelerin gerektiğine bakmaksızın, sağlık sigortalarının, şirketlerin, sağlık sektörlerinin kazançlarına göre hastaya muamele edilmektedir.

Tam olarak dört aydır koronavirüsü konuşuyoruz.

Bunu laboratuvarlarda üretip servis ettiler diyenlerin yanındayım. Yok, bu yanlış, virus kendiliğinden çıkmıştır diyenler de olsa sonuç itibariyle bu durumdan tamamen yine doğa katliamcısı zihniyet sorumludur. Birçok komplo teorisi ortaya atıldı ve bir o kadar da analizler yapıldı ve çeşitli açıklamalar oldu bu konuyla ilgili. Bir o kadar da bilgi kirliliğinin olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Virüs neler yarattı, bizleri neler bekliyor? En büyük sorun ve sıkıntı da bu soruda yatıyor.

Gelecekteki yaşam ile ilgili daha korkunç şeylerin gelişeceği kanısındayım. Özellikle yeni dönemde sosyal izolasyondan ötürü, sosyal bir toplumdan bireyselliğe dönüş insanlık için ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bu yaşamsal hal aldığı taktirde gelecekte halkların sosyal planlaması tehlike arz etmektedir. Devletlerin denetiminde yapılan bireyci kültüre dönüşüm kendi gerici üretim ve yönetimi doğrultusunda halkları rahatlıkla birbirine kırdırtmaya kadar götüren bir yaşama dönüşme tehlikesini taşır. Devletlerin özellikle yılardan beri yürüttükleri savaşlardan edindikleri tecrübeler sonucu bu gibi yöntemlerde daha başarılı olduklarını gördük ve ilerisi için olacakları da kesin.

Bugün, koronavirüs çıktığı andan itibaren çok hızlı bir şekilde kıtalara yayıldı ve dünyayı tehdit etmeye devam ediyor. Dünya devletlerinin bu saldırıya karşı ekonomik olarak aldıkları önlemlere bakın! Ekonomik paketler, büyük şirketlerin faydalanacağı şekilde düzenlenmiş. Yani, yoksulların, açlık ordusunun çıkarına dair herhangi bir ekonomik yardım yok. “Evden dışarı çıkmayın!” diyenlere, “Evde ne yiyelim?” sualini soranlar tutuklanıyor.

Hiçbir devlet yetkilisinin ağzından tek bir umut verici söz çıkmıyor. “Geleceğe dair kimse endişe etmesin, korkmasın!” gibi ümit verici laf eden yok. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” diyorlar. Demek ki, gelecekteki planlamayı onlar biliyor ama açıklamıyorlar. Sadece, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacağı” ile insanların yetinmesini sağlıyorlar.

Enteresandır, eğitim, sağlık, ulaşım gibi insani ve zorunlu alanlar üzerine dahi hiçbir özel paket açıklaması yoktur.

Buradan yola çıkarak görünen o dur ki; koronavirüsün yarattığı bu korkunç sonuçlara gerici egemenler, “ölen ölsün, kalan kalsın, kalanlarla yürürüz” zihniyetine hakim. Virüse karşı yürüttükleri idari tedbirlerin gösterdiği sonuçlar bende bu kanıyır oluşturuyor.
Çünkü, virüsün bulaşmasını seyre durdular, şimdi ise “Aşı yok,”diyorlar. Bunu bulma çabasında olduğunu söylüyorlar. Oysa Türkiye dahil, dünyada birçok devletin aşı bulma, üretme merkezlerinin yıllardır kapalı olduğunu duymayan kalmadı. Aşı yapma, hazırlama sadece belli başlı devletlerin denetiminde yapılmaktadır. Şimdi, buradan yola çıktığımızda görülüyor ki; tek merkezli aşıların ne gibi tehlikeleri beraberinde getirdiğini bu açıdan icelelendiği görülecektir.
Kendiliğinden hiçbir şey var olamaz. Her şeyin maddi bir zemini vardır. Virüs, bilinçli yayılsa da yayılmasa da bunun sorumlusu vahşi, barbar sistem olan neoliberal faşizmdir. Bu virüs ile görüldüğü gibi neoliberal faşizm iflas etmiştir. Neoliberal faşizm, eşitsiz, dengesiz ekonomi dağılımı ve üretimi, küresel siyaseti, küresel ekonomi planlaması dev bir yoksulluk ortaya çıkardığından tıkandı ve intihar etti. Çöktü.
Bu doğa katliamcısı sistem öyle bir hale geldi ki, dünyada saat başı yüz insan üzerinde ölüme neden oldu. Durum bu kadar vahim ve de ciddidir.
Bu barbar Neoliberalizm, ikinci dünya savaşı sonrasında yoğun bir çalışma içerisinde dünyayı ahtapot gibi sarmalaya başladı. O günün koşullarında, dünyanın birçok bölgesine aynı anda ve düzeyde yer edinemedi. Hatırlanacağı gibi o dönemler dünya iki kutuplu bir sistemdi. Sosyalist Blokun olduğu, Varşova Paktı ve diğer kapitalist-emperyalist blok olan NATO. İki sistem farklı ekonomi planlama içerisindeydi. Daha sonraki süreç içerisinde sosyalist bloktaki ülkelerde yeni burjuvazi iktidara gelerek, sosyalizmden saptı. Diğer kapitalist-emperyalist blokunun sistemi de tıkandı.
Bu tıkanıkların can simidiymiş gibi tarih sahnesine kurtarıcı olarak halklara sözüm ona yeni bir dünya düzeni, Neoliberal ekonomi sunuldu. Burjuva iktisatçıları tarafından halklar kandırılarak, Neoliberal ekonominin serbest ekonomi piyasasını canlandıracağını, refah düzeyinin yükseleceğini, işsizlik oranın düşeceğini dünyaya servis ettiler.
Gerçek olan ise şuydu; ulusal devlet kapitalizminin tıkanmıştı. Bu gerçekliğin üzerine perde çekilerek Neoliberalist ekonominin dünya genelinde büyük patlamalar yaratacağı söylenerek dünyan halklarının iştahı kabartıldı.
Tıkanan ulus-devlet kapitalist sistem, kendisini Neoliberal sistemle yenilerken, emekçilerin kazandıkları hakları ellerinden alındı. Örgütlendikleri alanlar kapatıldı ya da yasaklandı. Ulus-devlet kapitalizminin yerine daha dev ve global kapitalist şirketler büyüdü, böylece sömürü daha da katmerleşti. 
Daralan pazar alanlarının rekabeti daha da geliştirip şiddetlenmesine alternatif olarak küresel sistem kurtarıcı olarak gösterildi.
Ulusal ekonomilerin ve devlet güdümlü kapitalizmin çağı kapandı. Küresel ekonominin, ulus devletlerin kontrolü dışındaki uluslararası bankalarla, çokuluslu şirketlerin egemenliğine girdiği yeni bir çağın ilk ışıkları ufukta yükseliyordu.
Bugün Neoliberal kapitalizmin, çılgın üretimin, doğa tahribatının bir sonucuna gelmiş durumdayız. Finali ise coronavirüstür. Bu salgın sonrasında Global sistemde çöktün ardından, kendisini yeniden farklı bir şekilde organize edecek.
Görüldüğü gibi yıllar önce sosyal devrimlerini yapan ülkelerdeki alt yapıların güçlü oluşlarından neleri başardıkları görebiliyoruz. Eski sosyalist geçmişi olan Çin, Küba gibi ülkeler, sağlık alanında bugün büyük başarı göstermektedir ki bu geçmişten gelen, sağlam, köklü bir başarıya sahip olmalarınandır.
Ve bir kez daha görüldü ki; Alternatif, sosyalizmdir.
Kurtuluşumuzun tek yolu; “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre!” diyen Marksizm’dedir.
Aşırı kar amacı uğruna doğayı katleden sisteme karşı Kızıldereli atasözüyle yazıma nokta koymak istiyorum.
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak…”

Kasım Koç

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »