DEVRİMCİ SORUMLULUĞUN GÜZEL BİR ÖRNEĞİ /Hasan Köse

“EMEKÇİ” Dergisi” nin Şubat 1975 tarihli 4. Sayısında, “ İbrahim Kaypakkaya olayı” adı altında bir dosya yayınlanır. Dergi, Türkiye devrimci hareketinin tanınmış önderlerinden Mihri Belli ve yoldaşları tarafından çıkarılmaktadır.

Kaypakkaya kökenli devrimcilerin henüz hiçbir yayın organına sahip olmadıkları, ve yeni yeni toparlandıkları bir dönemde, Kaypakkaya” nın işkencede katledilmesini kamuoyuna duyurma ve sorumluları açıkca teşhir etme görevini Emekçi dergisinin üstlenmiş olması taktire şayen bir dayanışma örneğidir.

 Dosya” da İ. Kaypakkaya” nın mücadeleci kişiliği, Dersimde yakalanma süreci ve Diyarbakır zındanında işkence edilerek katledilmesi belgeler ve tanıklar ışığında ortaya konmaktadır. Ayrıca, Kaypakkaya” nın polis ifadesi de bu dosya içinde yer alır.

Devrimci kamuoyu ilk defa Emekçi Dergisi vastasıyla İbrahim Kaypakkaya” yoldaşın nasıl katledildiği ve polis ifadesi hakkında  detaylı bir biçimde bilgi edinme imkanına kavuşur.

1979” yılında, Kaypakkaya geleneğinin Partizan kanadı,  “ İKİ LİDER, İKİ ÖRNEK” adında bir kitap yayınlar, bu kitap, İ. Kaypakkaya ile D. Perinçek”in ifadelerini içermektedir. Emekçi dergisi adına yapılan kısa açıklama bütünüyle kitaba alınmamıştır.

Yıllar sonra, Emekçi dergisinin yayınladığı “dosyayı” bütünlüklü bir biçimde okuma imkanım oldu. 

Mihri Belli ve yoldaşlarının bu güzel devrimci dayanışma ve sormluluk anlayışlarına “ bir selam yollama” ve tarihe not düşen bu davranışı genç kuşaklara aktarabilmek için, Emekci dergisi adına dosya için yazılmış kısa açıklamayı paylaşmak istedim.

                                                                                                                    Mayıs 2020    Hasan Köse

*******************************************************************

İBRAHİM KAYPAKKAYA OLAYI.

ÖLEN AMA YENİLMEYEN:

Bir İbrahim Kaypakkaya olayı var. Bundan bir buçuk yıl gibi kısa bir süre önce bir devrimci Tunceli’de yaralı olarak kolluk kuvvetlerinin eline geçiyor. Devrimci İbrahim Kaypakkaya çetin bir militandır. 12 Mart döneminin faşist iktidarı kendisine diş bilemektedir. İşkence İbrahim’in tutuklandığı anda, başlıyor ve Diyarbakır’da işkenceciler tarafından öldürüldüğü ana kadar sürüyor. Yetkililer İbrahim’in intihar ettiği söylentisini yayıyorlar ama kimseyi inandıramıyorlar. Tüm kanıtlar, bir siyasi cinayet olayı karşısında olduğumuzu göstermektedir.

Bu kanıtlardan bir kısmını inceleyen ve Kaypakkaya olayına ışık tutan bir yazıyı aşağıda yayınlıyoruz. Daha önce bir başka siyasi cinayet üzerinde durduk. Devrimci öğrenci Ali Kayahan’ın kontr-gerilla’da öldürülmesi olayı üzerinde. Ali Kayahan’ın cesedi hala ailesine verilmiş değildir. Bundan önceki hükümetin talimatı ile açtırılan soruşturma savsaklanmaktadır. İbrahim Kaypakkaya’nın cesedi babasına güya teslim edilmiştir ama parça parça edilmiş ve tanınmaz halde.

CHP Ordu millitvekili ve genel sekreter yardımcısı Ferda Güley İbrahim Kaypakkaya’nın öldürülmesinden iki ay geçtikten sonra, Temmuz 1973’de, İbrahim Kaypakkaya olayını kastederek Bolu’da yaptığı konuşmada şöyle diyordu: «Babalar! Bir babanın, oğlunun sağlıklı ellerinden aldığı iki gün önce yazılmış bir mektup üzerine, kolunda giyecek ve yiyecek çıkını, gittiği cezaevinde göreceği ve kucaklıyacağı oğlu yerine, kendisine bu oğlunun bir gün evvel intihar ettiği haberinin verildiğini ve, kendisiyle beraber alıp memleketine götürdüğü evlat naaşının kurşunlarla delik deşik olduğunu görmüş olduğunu biliyorum.»

«Emekçi» İbrahim Kaypakkaya olayına ışık tutan bu yazıyı ve ayni nitelikte başka yazıları yayınlarken bir yurtseverlik görevi yerine getirdiği inancındadır. Çünkü faşizmin işlediği siyasi cinayetlerin gün ışığına çıkarılması ve katillerin teşhir edilmesi, sadece sosyalistlerin değil, siyasi inançları ne olursa olsun tüm yurtseverlerin görevidir. Gurupculuk zihniyetine kapılarak bu göreve yan çizmek, dolayısıyla faşizme hizmet etmek olur. İbrahim Kaypakkaya’nın görüşlerine katılmayabiliriz, ama onun, faşist işkenceciler karşısında direnirken, tüm yurtseverlerin, tüm emekçi halkımızın temsilcisi payesine ulaştığını bilelim. Bilelim ve davranışımız her türlü sekter, grupçu eğilimden uzak, yürekten bir devrimci dayanışma tutum ve davranışı olsun.

 «Geçmişin üzerinden sünger çekeceğiz.» diyerek faşist işkencecilerin, katillerin, onları kışkırtan ve azmettirenlerin suçlarını örtbas etmekle demokratik düzen gerçekleştirilmez.  Burjuva anlamıyla dahi, demokrasi, hukuk düzeni suçlunun özellikle siyasi cinayet faillerinin cezalandırılmasını zorunlu kılar. Ve bugün Türkiye’de faşist terör mekanizması olduğu gibi yerli yerinde kaldığı sürece, 12 Mart döneminin işkencelerinin siyasi cinayetlerinin hesabı sorulmadığı sürece Türkiye’de, burjuva anlamıyla dahi bir siyasi demokrasinin varlığından söz edilemez.

Halkımızın binbir alanda binbir biçimde tezahür eden faşizme karşı direnişi bir ölçüde sonuç vermiş ve faşist cephe gene bir ölçüde gerilemeye zorlanmıştır. Bir geçiş dönemi içindeyiz.

Buradan ya gerisin geriye faşizme dönülecektir, ya ileriye, demokrasiye doğru yönelinecektir. İleriye doğru gidişin birinci şartı, 12 Mart döneminin bütün kirli çamaşırlarının halkın gözleri önüne serilmesi ve sorumlulardan hesap sorulmasıdır. Faşizmi tel’in eden halkımız bundan azına razı olamaz.

Sorunun bir başka yanı da var:  Babâli basını şimdiye kadar, Sıkıyönetim icraatı konusunda genellikle faşist yetkililerin isteğine uygun biçimde yayın yaptı. Gazetelerde, sıkıyönetim mahkemeleri önünde günah çıkartanların, pişmanlık beyanında bulunanların ifadelerini okuduk. Bunlar devrimci hareketin verdiği firedir. Ama sağlam maldan pek söz edilmedi. Oysa koşullar ne olursa olsun işkence karşısında, ölüm karşısında direnenlerdir, devrimci onuruna gölge düşürmemeyi bilenlerdir hareketin hakiki temsilcileri. Bu direnişin öyküsünü anlatmak da devrimci bir görevdir.

 Devrimci İbrahim Kaypakkaya’nm öyküsü işte bu fasıla girer.

Kaypakkaya, koşullar ne olursa olsun, devrimci onuruna gölge düşürmemeyi bilenlerdendi.

EMEKÇİ DERGİSİ 1975 ŞUBAT SAYI. 4

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »