Sevgili okuyucu; 40 yıllık nostaljik bir buluşmanın 4 günlük hikayesidir bu. Dört rakamı ilginç bir karşılaşma yaşadı anlayacağınız.
Dört dağın içine kurulmuş, sularının, bu coğrafyada yaşayan insanının kanı gibi deli aktığı, karlı dağları, yaşlı ağaçları ile çileli bir memlekettir Dersim. Kadim tarihi, kıyımlarla doludur. İnsanlarının erken yaşlanması, gençlerinin gurbet kuşları gibi mülteci hayatı yaşaması biraz da bu yüzdendir. Dersim’den “Kalan” kısmına muktedirler, şimdi Tunceli diyorlar ve dayatıyorlar siz de öyle bilin diye. Gezdiğim sokaklar, Dersim, Kalan, Munzur isimlerini belli ki daha çok seviyor. Tunceli ismiyle geçen dükkana rastlamak, resmi makamlar dışında neredeyse imkansız.
İlk günkü merhabalaşmaların ardından üstün körü de olsa geziyorum şehri. Sonra tutuyorum Ovacık’ın yolunu. Ah Ovacık; yollarını arşınladığım, dağlarında boyumdan uzun silahlarla gezdiğim, orman köylerinde ağaç kestiğim, damlarına kezgereyle çamurdan harç taşıdığım, patozda ürün savurduğum, köylüsüyle ekmeğini, çökeleğini ve soğanını bölüştüğüm, nihayetinde son gidişimde yakalanıp işkence görüp, sonrasında salındığım Dersim/Ovacık. Kırk yıl olmuş, bu diyara gelmeyeli, sularından içmeyeli, karlı dağlarını görmeyeli. Tanıyamıyorum, kerpiç evler, dar sokaklar, kardan kapalı köy yolları nerede, boşaltılan, yakılıp-yıkılan kerpiç evler, ağaçlar ve ormanlar nereye gitti. Nerede bu gençler, Palavra Meydanları neden başka sohbetleri ağırlıyor şimdi. ( Bu arada Palavra Meydanı yerinde duruyor ama daha çok sivil ve kriminal denetime takılmış, palavra sıkan varsa da ben görmedim.) Dağlar yine dost dağlar, beyaz saçları ve sakalları ne de yakışmış Ovacık’ın dost yüzüne. Yüzü kederli ve umutsuz. Düşman olana zaten güveni yoktu bu keder çizgili coğrafyanın, dost olana da sarsılmış bu güven şimdi. Umut esmer yüzlü ve ışığı sönmüş neredeyse, bu asi, dirençli doğanın. Bu savrukluğa ve bu dağınıklığa olan öfkesini, yüreğine ve alnındaki derin çizgilere gömmüş; suskun, öfkeli ve yaşlı topraklar. Ölen gençlerine mi yanayım, gurbet kuşu gibi mülteciliğine mi. Şimdi kendi topraklarında sürgün insanlar. Bir dokunmaya gör, bin ah duyarsın; hem dosttan hem de düşmandan yana.
Bir film çekimi sonrası iki günlük hasret Dersim’e doğru yapılan yolculukla son buluyor,
Ovacık hasretim. Tadı damağımda acı ve buruk. Hoşçakal kadim dost; ak sakallı dağlarını, esmer alnındaki keder ve öfke saklı çizgileri, insanları, kadınları ve çocukları bir de yaşlı çomarlarını unutmayacağım senin.
Dersim; dört dağın eteğine kurulmuş, kimbilir kaç fırtınayı, boranı, başı dik ve vakur atlatmış, direncini Munzur’un ve insanlarının kanı deli akışından alan, dost yüzlü, dost gülücüklü kent; merhaba…
Meğer çocukluğumda o acemi aklımla yürüttüğüm çıkarsama yanlışmış bu kente dair. Dört dağ; hemen merkezde eteklerindeki kenti seyrederek yüzümüze güneşin aydınlığını sunan şu karşıki dağlar değilmiş. Hozat’tan, Mazgirt’e, Oradan Ovacık- Munzur’a kadar dört yaşlı dağ; ak sakalları ve gül yüzü ile elele tutuşmuşlar Dersim’i kucaklıyorlar, ne güzel…
Şehir çok kalabalık ve dost yüzlü insanlarla dolu. Kahvelerini ve sokaklarını arşınlıyorum bütün gün. Arada dostlarla görüşüp, sohbet ediyorum, kafamdaki projeler üzerine. İnsanlar aynı sıcaklıkta karşılıyorlar beni ama muktedirleri hariç. Onlar asık suratlı. Mikropluymuşsun ya da borç istemeye gelmişsin gibi bakıyorlar insanın yüzüne. Ama sokak, sokak öyle mi? Yaşlılarıyla ve çocuklarıyla dost olup, misafir oluyorum masalarına. Çay ısmarlıyorum, onlar da. Çocuklar her zamanki gibi. Tertemiz, berrak ve gülümsüyorlar yüzüme. Yaşlılar yorgun, gençlerse umutsuz ve kırgın, bir de kızgın. Bunca şehir gezdim; hiç birinde bu kadar insan kalabalığını kahvelere doluşmuş görmedim. Umudun kırılması vahim ama yapacak birşey bulamayıp, kahvelere doluşmak, akşama kadar pişpirik atmak, işte o çok kötü. Düşman zaten nefes aldırmıyor, bu tamam, şaşırtmıyor insanı ama ya dost muktedirler; onların üreteceği projeler, istihtam planlamarı nerede, asıl ihtiyaç olan bu. Meraklısına ve ilgilisine proje çok bende. Ama dert edinmeyene, içselleştirmeyene proje yok. Umarım Dersim’de insanların umudu, ak sakallı dağlar gibi gülümser ve birbirini kucaklar insanlar. Biliyorum yaşam zor, toprağında sürgün olmuş insanlar ama umut mutlaka gülümsemeli. Asıl inancı yok olursa, işte o fena. Akıllı ve yüreklidir Dersim insanı, kolay pes etmez, tarihini ve göreneklerini unutmaz bu kadim coğrafya. Ve biliyorum düzelecek; ama ne zaman?… O da bir başka bahara…
                                                                                      Levent Kaçar
                                                                               6 Mart 2020 İstanbul

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!