Covid-19’u Durduralım! Önlemlerine Karşı Boykot Çağrısı

Sağlık açısından bakıldığında, Covid-19 salgınının tüm gizemlerini çözmek zaman alacaktır. Hastalığın kaynağını, yayılmasını ve ölümcüllüğünü çevreleyen sis ancak aynı anda birçok ülkeyi birden vurmayı bıraktığında dağılabilir. Bugüne kadar kimse salgının ne zaman dineceğini bilmiyor gibi görünüyor. O zamana kadar, yaşamaya devam etmek için, bu salgını, bu şekilde küçümsememeli veya abartmamalıyız.

Öte yandan, çok net bir şekilde hissettiğimiz şey, sağlık krizinin yeni bir sosyal rejimin ortaya çıkışını hızlandırmak için önemli bir fırsat olarak görüldüğüdür: artan bir korku ve ayrılığa dayanan, özgürlük açısından daha eşitsiz ve boğucu bir rejim. Buna itiraz etmek zahmetinde bulunacaksak, bunun nedeni oyunun peşinen böyle oynanamayacağına ve toplumların bunu önleme fırsatlarının olduğuna inanmamızdandır. Diğer yandan biz, sıradan vatandaşlar, virüs tehdidi ve uzun bir eve hapsolma karşısında hayatımızın kırılganlığını şiddetle hissederken, yürürlükteki siyasi ve ekonomik düzen, yaşanan şokla hem sarsıldı hem de güçlendirildi. Yürürlükteki siyasi ve ekonomik düzen söylemek gerekirse sosyal anlamda en yıkıcı bir hal alan bu en yeni dayanakları üzerinde hem çok kırılgan hem de çok sağlam görünüyor.

Elbette, birçok ülkenin hükümetlerinin, birkaç aydır maruz kaldıkları bazen son derece canlı protestoları süresi belli olmayan bir zaman için felç etmesi pek çok kişinin dikkatinden kaçmadı. Ancak aynı derecede çarpıcı olan, salgının neden olduğu kişiler arası uzaklaşma ve başkalarıyla temas korkusunun, çağdaş toplumun ağır eğilimleriyle güçlü bir şekilde rezonansa girmiş olmasıdır. Bürokrasi tarafından düzenlenen insan teması olmadan veya mümkün olan en az temasla yeni bir sosyal rejime geçme süreci içinde olma ihtimalimiz, sağlık krizinin tetiklediği iki gelişmede özellikle tespit edilebilir: Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin (BİT) hayatımıza yönelik korkutucu bir şekilde kötüleşen etkileri; ve onun doğal bir sonucu olarak Covid-19’un bulaşmasını sınırlama ihtiyacı adına nüfusların elektronik olarak izlenmesi projeleri.

« Evde kalın »… internette kalın

Hapsedilmenin ilk günlerinden itibaren, salgının İspanya ve Fransa’daki acil sosyal sonuçlarından birinin bilgisayarlara bağımlılığımızın radikalleşmesi olacağı açıktı. Bununla birlikte işler devam ediyordu ve bu sürecin hızlanması zor görünüyordu! Ancak evde hapsedilmeyle birlikte, birçokları için ekranlar dünyaya neredeyse zorunlu bir erişim yöntemi haline geliyor; internet satışları patlıyor ve hatta sebzeler ve taze ürünler için yerel tedarik ağlarının organizasyonu genellikle web sitelerinden geçiyor; video oyunlarının tüketimi artıyor; “tele-tıp” konsültasyonlarının sayısı hızla artmaktadır (oysa bunlar genellikle telefon sohbetinden başka bir şey değildir); “pedagojik süreçler”, çocukların ekranlara maruz kalmasını sınırlanmasına yönelik tüm önerilere rağmen bilgisayarlar tarafından gerçekleştiriliyor ve milyonlarca insan kendilerini evde çalışırken buluyor – artık “metro-iş-yatak” değil, doğrudan “yataktan bilgisayara”.

Ana akım medya genellikle tüm insan faaliyetlerinin tekleştirilmesinde endişelenecek bir şey görmez. Aksine, bir siteden, bir platformdan, e-postadaki bir gruptan gelen dayanışma girişimlerini daha çok alkışlıyorlar. Herkesi tek başına-birlikte skype üzerinden alınacak bir aperatife teslim olmaya teşvik ediyorlar [1] ve hatta inananları, Paskalya ayinlerini ekranlar aracılığıyla yapmaları nedeniyle memnun addediyorlar.

Dijital yaşamın teşvik edilmesine yönelik kesintisiz olarak yürütülen bu endişe verici kampanya, fikir tartışmasında herhangi bir alarma yol açmıyor: toplam bilgisayar kullanımı hiç kimse için bir sorun gibi görünmüyor. Pirenelerin her iki tarafındaki gazeteciler, ekonomistler, devlet yetkilileri, gelecekte ilaç, tekstil sektörü vb. için Çin endüstrisine bu kadar bağımlı kalmamanız gerektiğini söylüyor. Ancak ulusal bağımsızlık konusundaki ilgileri, onları, “taşınmasını” hayal etmenin çok güç olduğu tüm dijital sektörün Asya madenlerine ve fabrikalarına, bağlı olduğu gerçeğinden endişe duymaya nadiren sevk ediyor. Durmadan ticaretin küreselleşmesini eleştiren ve “kalkınma modelimizde” kapsamlı bir değişim çağrısında bulunan diğer sesler yükseliyor. Ancak bu modeldeki dijitalin tam merkezi konumuna dair kaçamak ifadelerde bulunuyorlar ve internet üzerinden her şeyi yapmaya devam edersek, sosyal güvensizlik ve ekoloji açısından hiçbir şeyin değişemeyeceğine işaret etmiyorlar.

Başkan Macron’a gelince, O, Ulusal Direniş Konseyi programına ve onun sosyal uzlaşma ruhuna gönderimlerde bulunmaya devam ediyor; ama gerçekte, Fransa’da yeni bir ulusal başlangıç projesine geçiş projesi hiçbir şekilde beklemede değil, aksine büyük bir atılım yaşanıyor. Bu yeni temassız çalışma düzeni, korona virüsten çok önce başlayan çalışanlara yönelik saldırıyı tamamlamayı mümkün kılıyor: uygulamalar, platformlar ve robotlar lehine büyük işten çıkarmalar; ilişkisel çalışmanın algoritmalar tarafından yönlendirilen otomatik yanıtlar lehine azaltılması; saçma ofis rutinleri tarafından yeri alınan iş duygusu kaybı; artan sömürü ve birbirlerinden giderek soyutlanan çalışanların dayanma güçlerinin zayıflaması…

Eve kapanma, 2022 Kamu Eylemi planında belirlenen tüm kamu hizmetlerini çevrimiçi portallarla değiştirme amacına yaklaşmak için bir nimettir. SNCF bilet ofislerinin kaldırılmasında görebileceğimiz gibi, bu dijitalleşme, şeffaf olmayan kapalı uygulamalarla bireylerin yaygın olarak kişisel bilgilerinin toplanmasına dayanan ticari platformlar aracılığıyla kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini hızlandırıyor. Söz konusu dijitalleşme yaklaşık nüfusun beşte birini oluşturan, internetle çok az bağlantısı olan veya hiç bağlantısı olmayan tüm kullanıcıları (bunlar arasında yaşlıları, ekonomik olarak en savunmasız kesimleri ve isteksiz, inatçı kesimleri sayabiliriz) şiddetli bir şekilde elimine edecek özelliğe sahiptir. Bu süreç büyük yoksullaşma sürecindeki toplumsal kesimleri, bazen hane halkının üyelerinin sayısı kadar “temel dijital ekipmanı” (PC, akıllı telefon, yazıcı, tarayıcı vb.) satın almak zorunda bırakıyor. Bizi derinden insanlık dışı ve Kafkaesk bir dünyaya sürüklüyor.

“Dijitalleştirilebilecek her şeyin dijitalleştirilmesi, 21. yüzyıl kapitalizminin daha fazla maliyet azaltımının aracıdır (…) Bir noktada durup geriye bakıldığında bu sağlık krizi, dünyanın bu sanallaşmasının hızlandığı bir an olarak görünebilir. Adeta Sanayi kapitalizminden dijital kapitalizme geçişin dönüm noktası ve bunun doğal sonucu olarak, [hizmet] toplumunun hümanist vaatlerinin çöküşü ”. [2] Bu ortak akla dayanan analiz neo-liberalizme karşı birinden ya da kırk yıl boyunca iş dünyasının baskısı altında yapılan siyasi tercihlere duyulan öfkenin sonucu değildir. Merkez sol ekonomist, Le Monde gazetesinin Denetleme Kurulu üyesinden gelmektedir. Mevcut bağlamda bir “şok stratejisi” [3] varsa, bunun, günlük ve ekonomik yaşamın ek olarak dijitalleştirilmesi ile birlikte büyük ölçüde gözlerimizin önünde gerçekleştiğini anlamak için bu analiz yeterlidir. Sağlık krizinin dijital aygıtlara bağımlılığı güçlendirmek ve önceden var olan ekonomik ve politik projeleri sahaya yerleştirmek için bir fırsat yaratması bağlamında bir dijital şok stratejisinden bahsetmek adil görünmektedir: uzaktan eğitim, uzaktan çalışmanın yaygın kullanımı , “E-sağlık”, Nesnelerin İnterneti ve robotizasyon, elektronik para lehine nakdin ortadan kaldırılması, 5G’nin tanıtımı, akıllı şehir…   Bu tabloya bireyleri, polis gözetimi olarak zaten uygulanıyor olmasının ötesinde, sahip oldukları akıllı telefonları ile izleme, özel aplikasyonlar aracılığıyla pazarlama, flört projelerini de ekleyebiliriz. Bu yüzden risk, sadece şeylerin “eskisi gibi” kalması değil, aynı zamanda belirgin şekilde kötüleşmesidir.

Ne zamandan beri Çin hayranlığı oluştu ?

Hastalık korkusu, aylarca eve kapanmanın getirdiği bıkkınlık ve bunun ekonomik imkansızlığından dolayı, Birçok Avrupa hükümetinin insanların maruz kaldığı bu kapanmanın sona erdirilmesi veya gevşetilmesi karşılığında akıllı telefonlarla yeni gözetim uygulamaları geliştireceği neredeyse kesindir. Bu yaklaşım toplumlara dayatılan gerçek bir şantajdır.

Şu düzmece önlemi ele alalım: bulaşıcılıkla mücadele için gerekli olan sıradan araçlara ciddi bir şekilde ihtiyaç duyulurken (hastanelerde de çok az maske ve önlük bulunması, bakıcı ve yatak eksikliği ve test aracının eksikliği) bize önerdikleri tek şey korona virüsünün bulaşıcılığını elektronik olarak tespit edecek bir bilim kurgu aygıtı. Kamu hastanelerinin süreceği belli olan bir krizle başa çıkabilmesi için geniş hacimli ve yapısal mali destek anlamında hiç bir şekilde net bir açıklama yapılmamıştır. Buna karşılık sosyal ilişkiler ve hareketlerin sistematik takibi bağlamında, en azından ilk etapta bunu kabul edenler için, yeni aşamaya geçmek üzereyiz. Bu uygulamaların sağlık açısından nasıl faydalı bir sonucu olacağı belirsizdir; siyasi sonuçlarının yıkıcılığı hakkında ise hiçbir şüphe yoktur.

Çünkü sürekli olarak izlendiğinizi bilmek olgusu, bir diktatörlük altında yaşamasanız bile mevcut sisteme itaat etme düşüncesi ve uysallık kaynağı oluşturur [4]. Hükümet söylemi, Covid-19 taşıyıcılarının telefon uygulamaları tarafından izlenerek elde edilen bilgilerin anonimleştirildikten sonra imha edileceğini garanti etmektedir. Ancak bu tür bir garantinin asla yerine getirilmediğini görmek için Edward Snowden’ın elektronik gözetim hakkındaki anılarını okumak yeterlidir[5]. Dahası, teknolojilerin yakın tarihine bakıldığında, kriz zamanlarında piyasaya sürülen özgürlük kısıtlayıcı cihazların neredeyse hiç geri dönüşü olmadığı görülecektir: Devlet organizasyonu ile gerçekleştirilen gözetleme uygulamaları bir kez yaygın olarak uygulanmaya başladığında kalıcı hale gelecektir ve bunların tüm nüfusa yayılmasını önlemek zor olacaktır. 1990’ların sonlarında cinsel nitelikte bir dizi cinayeti takiben tanıtılan ve uygulanan ve zamanın bakanlarının her zaman ciddi suçlularla sınırlı olacağına dair yemin ettiği DNA kartını düşünün. Bugün neredeyse her gözaltı veya tutuklamada otomatik hale getirildi.  Ayrıca basit bir şekilde tahmin yürütelim, Mart ayı başlarında başlayan pandemi daha ne kadar sürecek? Altı ay? Üç yıl? Daha fazla?

Her durumda, bu tefrikada, korona virüslere karşı mücadelede verimliliğin genel olarak Asya’da ve özellikle Çin’deki pratiklerde aranması gerektiği fikri öne çıkarılmaktadır. Fransa’da ise medya ve politikacılar bakışlarını, teknolojik hiper-modernliği politik despotizmle (doğru ya da yanlış) hiç ilişkilendirmeden Güney Kore, Tayvan ve Singapur’a odaklama eğilimindedir. Öte yandan İspanya’da sağlık krizinin başlangıcında ana akım medya açıkça “demokrasi”nin bir yük olup olmadığını sorgulayıp demokrasiyi acizlikle mahkum ederken eski “liberal” politikacılar yüksek teknolojili Çin otoriterizmine hayranlıklarını dile getirebildiler: (cep telefonları ile coğrafi konum izlenmesi, internet üzerinden vatandaşlardan sürekli toplanan verilerle beslenen sosyal derecelendirme sistemleri, yüz tanıma, nüfusu izlemek ve cezalandırmak için dronların kullanımı gibi uygulamalar). Bu belki de yaşamakta olduğumuz dönüm noktasının unsurlarından biridir: onlarca yıldır Kuzey Amerika toplumunun evriminde geleceğimizi okumaya alışmışken birdenbire Silikon Vadisi’nin yeniliklerini gerçekten sınırsız kullanan post-maoist Çin bizim ufkumuz haline geliyor gibi görünüyor.

Teknolojik aşırılık sadece ekoloji ve sağlıktaki çöküşleri körükleyebilir

Avrupa siyasi otoritelerinin Covid-19’u izlemek için akıllı telefon izleme uygulamalarını kullanımının gündeme gelmesi bir blöf niteliğindedir[6]. Harekete geçtikleri, bir şeyler yapabildikleri, durumun üstesinden gelmek için fikirleri olduğu izlenimini vermek devreye soktukları psikolojik bir destek önlemidir. Her ne kadar en azından bizim gibi veya İtalya gibi ülkelerde hiçbir şeyi kontrol edemedikleri açık olsa da. Öte yandan, Avrupa’da, işe dönüş ve ekonominin toparlanmasını talep eden iş çevrelerinin peşinden gidiyorlar. Bu nedenle, toplumlarını korumak için ellerinde başka hiçbir şeyleri olmadığı için adeta şapkalarındaki sihirli “aplikasyonları” acilen çıkarıyorlar.

Coğrafi konum tespiti yapabilen elektronik cihaz uygulamaları gibi araçlarla bugün yaşadığımız salgının etkisini sınırladıklarını iddia ederken, aslında asil amaç patolojik bir sosyal organizasyonu korumaktır. Korona virüsün anlık izlenmesi, bizim ve küremizin sağlığı zararına aşırı hareket ettiğimiz mevcut dünya tipini kurtarmayı amaçlamaktadır; öyle bir dünya ki, evden giderek daha fazla uzakta çalışmak zorunda olduğumuz, tanımadığımız binlerce yolcuyla omuz omuza olduğumuz;  herhangi bir ahlaki düzenlemeyi içermeyen küresel ticaretinin ürünlerini tüketmek zorunda bırakıldığımız bir dünya. Coğrafi konum tespiti yapan aplikasyonların savunucularının korumak istediği şey öncelikle ne sağlığımız ne de “sağlık sistemimiz”dir: istedikleri şey kitle toplumudur. Hatta onu oluşturan bireylerin korku nedeniyle ve teknoloji aracılığıyla kendi kendilerini daha da yalnızlaştırıp kapatmaları anlamında, güçlendirilmiş bir kitle toplumudur.

Mevcut pandemi bizi, yaygın kentleşmenin, hava kirliliğinin ve aşırı hareketliliğin üzerinde kontrol edilemeyen sonuçlar yaratabileceği toplumu radikal bir şekilde dönüştürmeye teşvik ederken, büyük veriler sayesinde kotarılan normalleşme programları bizi biraz daha fazla tehdit ediyor. 2000 yılından bu yana görülen diğer büyük virüslerde olduğu gibi Covid-19’un ortaya çıkışı, birçok araştırmacı tarafından birçok hayvanı insanlarla öngörülmedik temaslar içinde bulunmaya zorlayan ormansızlaştırma ile bağlantılandırılmaktadır. Diğer araştırmacılar mutajenik antibiyotikler püskürtülerek üretim yapan yoğun konsantrasyon hayvan üretim çiftliklerini sorgulamaktadır. Covid-19′ a verilecek cevabın teknoloji ile olması gerektiğini söylemek (1 Nisan’da Le Monde’daki Orange’ın CEO’su Stéphane Richard gibi) güç mantığı ve doğa üzerinde hakimiyet kurma illüzyonu içinde devam etmek demektir ki ekolojik kriz bize her gün bunun başarısızlığını göstermektedir. Dijital endüstrinin ekosistemler üzerindeki etkileri şimdiden dayanılabilir olmaktan çıkmıştır. Bu anlayış gezegenin en korunmuş bölgelerini harap eden metal saldırıya neden oldu. Bu yöntem özellikle kirleten bir kimya endüstrisine dayanmakta ve çöp (atık) dağları üretmektedir. Veri merkezlerinin çoğalması ve İnternet trafiğindeki sürekli artışa bağlı olarak, elektrik santralleri beslenmekte ve hava trafiği ile orantılı olarak sera gazı yayılmaktadır. [7].

Dahası, bu kadar bağlantılı yaşam tarzı genellikle sağlığımıza zararlıdır. Bağımlılıklar, en genç nüfus arasındaki ilişki kurma ve öğrenme güçlüğü, ama aynı zamanda elektro-aşırı duyarlılık: Sağlık Güvenliği Ajansı (ANSES), 3.3 milyon Fransızın bundan muzdarip olduğunu söylediğini tahmin etmektedir (yani nüfusun % 5’i). Bu da bu acıların nasıl tetiklendiğini ve çoğaltıldığını anlamak için önemli araştırmalara duyulan ihtiyacı doğrulamaktadır [8]. Buna, DSÖ’nün (Dünya Sağlık Örgütü) yapay elektromanyetik dalgaların kanserojen etkiler yaratan bir karakteri olduğu konusundaki şüphelerini de ekleyebiliriz. 2018’de Amerikan Ulusal Toksikoloji Programı tarafından kalpteki tümörler (sıçanlarda) ve 2G / 3G dalgaları arasında kurulan bağlantılar bilimsel bir uzlaşmanın konusu olmasa da,(9) şüpheler her zaman mobil telefon endüstrisini temize çıkarmak, aklamak içindir. Bu şüpheler, prensip olarak asla tedbir amaçlı olmayıp, sadece apar topar bir işe atılmak için gerekçe olarak kullanılmaktadır.

Dahası, Fransız hükümetinin liderliğindeki şok stratejisinin ön saflarında, özellikle sağlık nedenleriyle, birçok mahalle sakinleri ve dernekler tarafından itiraz edilen röle antenlerinin basitleştirilmiş kurulumu yer alıyor. 25 Mart 2020 tarihli olağanüstü hal, Ulusal Frekans Ajansı’nın mutabakatı olmadan bunların konuşlandırılmasına izin vermektedir. Aynı zamanda, eve kapanma surecindeki İnternet trafiğinin patlaması, 5G ağının devam eden kurulumunu haklı çıkarıyor (işler en fazla İtalya’da hızlanıyor). [10] Dünyadaki bilim insanları ve vatandaşlar birkaç yıldır itirazlarını dile getirirken, basın, dünyanın farklı bölgelerinde, Covid-19’un yayılması ile 5G dalgalarını bağlayan olası tezler hakkında ifade edilen endişeleri hafife almaktadır. GAFAM, yakın zamanda yapay elektromanyetik alanların yoğunlaşmasındaki bu yeni aşamanın etkileri hakkında alarm verici uyarılarda bulunan çok sayıda internet yayınının yayından kaldırılmasını tasarlayacak kadar ileri gitti. Bununla birlikte, bu endişeler genellikle tamamen meşrudur: bir yandan, etkilerini bilmeden, mevcut tüm ağlarınkinden en az iki kat daha fazla bir elektromanyetik kirlilik kaynağının devreye sokulması önlem ilkesinden bir sapmadır. Öte yandan 5G ağının en kanıtlanmış tehlikesi, internete bağlı araçlar ve otomatik arabaların çoğaltılması altyapısının hazırlanmasına ve küresel çapta sosyal ekolojik olarak sürdürülemez aşırı tüketen bir toplumun inşasına hizmet etmesidir.

 Tırmanışı bırakmak

Kısacası, dünyanın dört bir yanındaki teknokratların, yarın sabah hayatta kalmamızı tehlikeye atan bir üretim sistemini hızlandırarak bizi bugün korona virüsten koruduklarına dair iddiaları başarısızlığa mahkum olmasının yanı sıra çok da saçma bir şeydir.

Nereye gidebileceğimize karar vererek ve söyleyerek bizi güçsüz bırakabilecek teknolojilere ihtiyacımız yok.  Liderlerin başarısızlıklarının ve kötümserliğinin üstesinden gelmek için Korona virüse karşı mücadelede ihtiyacımız olan şey uzun vadeli, sürdürülebilir, makul toplu ihtiyat kurallarını en aşağıdan, hasta bakıcılardan  başlayarak  yukarıya doğru inşa etmektir. Ve kaçınılmaz kısıtlamaların bir anlam ifade edebilmesi için, acil servislerde durumun ne olduğunu gerçek zamanlı olarak bilmek zorunda değiliz. Yaşam tarzımızın ürettiği çoklu patolojilerden korunarak sağlığımız üzerinde kolektif, istikrarlı ve derinlikli düşünceye ihtiyacımız var. Söz konusu düşünce gelecekteki virüslerin yanı sıra, astım, obezite, kardiyovasküler hastalık, diyabet ve tabii ki kanser vb. gibi “eşlik eden hastalık” faktörlerini de hedefine koymalıdır.[11].

Bu kriz, insanların, dünyayı mahveden ve pratikte sosyal adaletsizliklerle yüzleşme yeteneğini zayıflatan bir endüstriyel tedarik sistemine olan bağımlılık sorununu ve somut olarak ona karşı mücadele etme kapasitesini zayıflattığı gerçeğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Sadece temel kolektif ihtiyaçlarımıza verilecek olan destek barınma, besin, tedavi gibi gelecekteki sıkıntıları çözebilir, toplumun temel ihtiyaçlarına ulaşma kolaylığı sağlayabilir.  Bilgisayarlaşmanın zorunlu ihtiyaçların ötesine geçtiğini anlamalıyız: dijital sistem kâr ve güç yasalarına boyun eğen büyük endüstrinin, devlet bürokrasilerinin ve hayatımızın tüm yönetim süreçlerinin temel dayanağı haline gelmiş durumdadır.

Sürekli olarak bu krizin belli bir noktasında yöneticilerden hesap sormak gerekliliği söyleniyor. Böylece kurulu düzenin düşünce sistematiğinde bahsedilen bu mekanizma ile her zamanki gibi , bütçe tahsisleri, işverenlerin ve finansal sistemin kötüye kullanımı ve ekonomik yeniden dağıtım sistemi hakkında herhangi bir şikayet  olmayacağı varsayılmaktadır.  Ancak bu temel taleplerin yanı sıra, eğer özgürlüğümüzü korumak istiyorsak, kendimizin de başka önlemler alması veya bunun karar vericilerin elinden alınması gerekmektedir. Yani eğer kâr ve rekabet mantığıyla mücadele imkanımızı korumak istiyorsak,  başkalarından korkmamayı esas alan ve nüfusun atomizasyonunun uzun süreli egemen olmayacağı bir dünya inşa etmek istiyorsak, bu ek önlemlere ve karar mekanizmalarına ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz.

  • Bu günlerde, öyle görünüyor ki birçok insan evlerinden çıkarken akıllı telefonlarını evde bırakıyor. Bu tür hareketlerin genelleştirilmesini, özel veya kamusal elektronik izleme uygulamalarının boykot edilmesini istiyoruz. Bunun ötesinde, herkesi akıllı telefonlarından vazgeçme ve ileri teknoloji kullanımını büyük ölçüde azaltma olasılığı konusunda ciddi ciddi düşünmeye davet ediyoruz. Sonunda, gerçekliğe geri dönelim.
  • Toplumları , “5G” teknolojisi olarak tanımlanan ağın kurulması planlarının ekonomik, ekolojik ve sıhhi sonuçları hakkında bilgi edinmeye ve buna aktif olarak karşı çıkmaya çağırıyoruz. Daha genel olarak, herkesi daha önceden evlerinin yakınında kurulan cep telefonu antenlerini öğrenmeye ve yeni röle antenlerinin kurulumuna karşı çıkmaya davet ediyoruz.
  • Eve kapanma sonrası dönemin (ya da iki dönem eve kapanma arasındaki dönemlerin) taleplerinden biri, tren istasyonlarında, sosyal güvenlik sektöründe, valiliklerde ve diğer idari birimlerde, şehirde ve kırsal kesimde yaşayanlar için fiziksel gişelerin hala veya tekrar kullanılabilir olmasını sağlamak olacaktır. Posta hizmetinin savunulması (özellikle, fikirlerin dijital ortam olmadan da dolaşımı için gerekli olması nedeniyle) ve internet aboneliklerinden bağımsız ucuz, sabit  telefon hizmetinin de  sürdürülmesi için mücadeleler yapılmalıdır.
  • Toplumun geleceği için bir diğer önemli mücadele de dijital okulun reddedilmesidir. Yaşadığımız kritik dönem internet üzerinden uzaktan öğrenmeyi normalleştirmek için kullanılıyor ve bunu sadece öğretmenlerden ve velilerden gelen büyük bir tepki engelleyebilir. Eğitim kurumuna farklı açılardan yapılabilecek tüm eleştirilere rağmen, mevcut dönemde birçoklarına başka öğrencilerle birlikte öğrenmenin bir anlamı olduğunu ve çocukların öğretmenleri ile yüz yüze (yani fiziki olarak) ilişkide bulunmalarının değerli olduğu gösterilmelidir.
  • Ekonomi durdurulmuyor ve hiçbir zaman da durdurulmadı; toplumsal mücadeleler de durdurulmamalıdır. Sağlık açısından her zamanki iş yerinde ya da yaşam koşturmacası içinde kendisini tehlikede hisseden herkesi destekliyoruz.  Ancak evde uzaktan çalışma bağlamında çekilen sıkıntılara ve suistimallere dikkat çekiyoruz. Bazılarımız yıllardır işin dijitalleşmesine şiddetle karşı çıkıyor. Zorla uzaktan çalışma uygulamasının yeni mücadele, boykot, iş bırakma biçimleri ile frenlenmesi gerektiği açıktır.
  • Ekonomik açıdan bakıldığında önümüzdeki aylar korkunç görünüyor. Bankalardaki ve mali piyasalardaki çöküşlerin yanı sıra toplumların ciddi derecede yoksullaşması da mümkündür. Bu tehlikeler karşısında, nasıl yiyecek bulacağımızı ve toprağı nasıl işlememiz gerektiğini; yerel tedarik ağlarının nasıl bir parçası olabileceğimizi ve bu fırsatları mümkün olduğunca çok kişiye nasıl ulaştırabileceğimizi; yakınımızda sağlıklı gıda üreten çiftçileri nasıl destekleyebileceğimizi ve diğerlerine nasıl yardımcı olabileceğimizi düşünmemiz gerekir. Yukarıda söylediklerimiz, ileri teknolojinin tüm bunları gerçekleştirmede neden insancıl ve sürdürülebilir bir çözüm olmadığına inandığımızı açıklamaktadır.
  • Son olarak, belirleyici savaşların oynanacağı bu zor süreçte fiziksel olarak buluşma araçlarını, savunmak, kamusal tartışma alanlarını icat etmek veya bulmak zorundayız. Tabii ki, bulaşma risklerini dikkate alan düzenlemeler yapılması gerekecektir. Ancak internet bağlantılı yaşam (sanal yaşam), deneyimsel yaşamın kalıcı olarak yerini alamaz. İnternet üzerinden yapılan tartışmaların, yüz yüze fiziki varlıkla yapılan tartışmaların, yüksek sesli diyalogların yerine konması asla mümkün olamayacaktır. Herkes şimdi onsuz hiçbir siyasi hakkın mümkün olmadığı ve herhangi bir mücadelede onsuz hiçbir güç dengesinin kurulamayacağı, toplanma hakkının nasıl savunulabileceği (mahalle toplantıları, halk meclisleri, gösteriler) üzerinde düşünmelidir.

Birbirimizden uzak bir mesafede kapatılmış bir halde, bu çağrıyı İnternet üzerinden geliştirdik ve bunu duyurmak ve tanıtmak için Fransa ve İspanya’da (çeviri devam ediyor) çevrimiçi dergilere ve gazetelere güveniyoruz. Bununla birlikte, her halükarda güncel duruma uygun görünmesi nedeniyle bu çağrıyı bugünden itibaren dolaşıma sokmak için basılı hale getirdik. Metni La Lenteur yayınlarından talep edebilirsiniz, 13 rue du Repos, 75020 Paris (özel adres): Katkı isteğe bağlıdır, çek veya sadece posta pulları gönderebilirsiniz.

Metnin hazırlanması girişimi Ecran Total kolektifi (Hayatlarımızın Dijitalleştirilmesine Ve Yönetilmesine Direnin) ve Aksiyoner Ekolojistler organizasyonunun “dijitalleşme, TIC ve 5G” çalışma grubu tarafından başlatılmıştır.

Fransa İletişim: Ecran total, Boîte postale 8 ; 3 et 5 rue Robert Judet, 23260 Crocq; veya ecrantotal@riseup.net

Aşağıdaki kişiler ve diğer kolektifler tarafından imzalanmıştır.

  • La rédaction du journal L’Age de faire (Alpes de Haute-Provence)
  • Association Résistance 5G Nantes
  • Collectifs aveyronnais du Vallon, de Saint-Affrique, du Sud-Ouest et de Millau (collectifs d’information sur les objets connectés et les champs électromagnétiques artificiels)
  • Halte au contrôle numérique, collectif stéphanois
  • Les Décâblés, association lyonnaise
  • Robin des toits, association nationale pour la sécurité sanitaire dans les technologies sans fil
  • Adrian ALMAZAN-GOMEZ, philosophe espagnol, membre d’Ecologistas en accion
  • Matthieu AMIECH, Ecran total (Tarn), co-auteur de La Liberté dans le coma, du groupe Marcuse
  • Camille APRUZZESE, orthophoniste (Loire)
  • Maurice AUBRY, retraité, Ecran total (Manche)
  • Martine AUZOU, enseignante retraitée, Écran Total (Rhône)
  • Michèle BECKER, retraitée (Pyrénées-Atlantiques)
  • Maryse BELICARD, Saint-Jean-de-Luz (Pays basque)
  • Julien BELLANGER, association Ping (Nantes)
  • Nicolas BERARD, journaliste, auteur de Sexy, Linky ? et 5G mon amour
  • Aurélien BERLAN, Ecran total (Tarn), co-auteur de La Liberté dans le coma, du groupe Marcuse
  • Clémentine BERMOND, accessoiriste meuble (Paris 11è)
  • Jean-Claude BESSON-GIRARD, artiste peintre (Rhône)
  • Cédric BIAGINI, éditeur (L’Echappée, Paris), auteur de L’Emprise numérique
  • Christophe BONNEUIL, historien (Drôme)
  • Frédéric BOONE, astrophysicien (Toulouse), Atelier d’écologie politique (Atecopol)
  • Guillaume CARBOU, chercheur en sciences de l’information et de la communication à Bordeaux
  • Claude CARREY, travailleur social à la retraite, Ecran total (Manche)
  • Roger CHAMBARD, syndicaliste CNT 71 (Saône-et-Loire)
  • Fabrice CLERC, co-gérant et co-fondateur de la Scop L’Atelier paysan
  • Jean-Luc COEDIC, retraité, Ecran total (Saône-et-Loire)
  • Mickaël CORIAT, astrophysicien (Toulouse), Atecopol
  • Antoine COSTA, documentariste (Grenoble), co-réalisateur du fil Mouton 2.0, la puce à l’oreille
  • Brigitte COSTY, peintre, sympathisante d’Ecran total à Lyon
  • Fabrice COULOMB, enseignant-chercheur en sociologie à l’université d’Evry
  • Maguelone CROS, infirmière psy, Ecran total (Hérault)
  • Bernard DAUVERGNE, retraité, Ecran total (Saône-et-Loire)
  • Raphaël DESCHAMPS, Ecran total (Jura), revue L’Inventaire
  • Michela DI CARLO, groupe Faut pas pucer (Tarn)
  • Nathalie FERNANDEZ, éleveuse dans le Tarn, groupe Faut pas pucer
  • Gaëtan FLOCCO, enseignant-chercheur en sociologie à l’université d’Evry
  • Renaud GARCIA, professeur de philosophie pour classe de terminale à Marseille, Appel de Beauchastel (enseignants contre l’école numérique) et Ecran total
  • Marie GHIS MALFILATRE, chercheuse en sociologie sur les enjeux de santé au travail (Grenoble)
  • Florent GOUGET, Appel de Beauchastel et Ecran total (Loire), revue L’Inventaire
  • Patrice GOYAUD, membre du CA de Robin des toits (Tarn)
  • Adeline GRAND-CLEMENT, enseignante-chercheuse en histoire ancienne (Toulouse 2)
  • Marielle GRISARD, mouvement des gilets jaunes mâconnais, Val de Saône
  • Sarah GUILLET, Ecran total (Loire), revue L’Inventaire
  • Mélanie GUYONVARCH, enseignante-chercheuse en sociologie à l’université d’Evry
  • Régis FAUCHEUR, enseignant dans la Drôme, Appel de Beauchastel et Ecran Total
  • Philippe HERVE, chercheur CNRS en écologie théorique et expérimentale (Ariège), Atecopol
  • Jean-Michel HUPE, chercheur CNRS neurosciences et écologie politique à Toulouse, Atecopol
  • Pascale HUSTACHE, conseillère principale d’éducation dans la Loire
  • Célia IZOARD, journaliste (Tarn), co-auteure de La Liberté dans le coma, du groupe Marcuse
  • François JARRIGE, historien à l’université de Bourgogne
  • Julia LAINAE, étudiante à Lyon, co-auteure de Contre l’alternumérisme
  • Sandrine LARIZZA, technicienne assurance chômage, collectif Info Linky 5G Sud Ouest lyonnais
  • Laurent LARMET, éleveur en Ariège, groupe Faut pas pucer
  • Maxime LEBEQUE, Ecran total (Loire), revue L’Inventaire
  • Mathias LEFEVRE, revue Ecologie & politique
  • Julien LEPY, technicien de maintenance dans la Saône-et-Loire, Ecran total
  • Stéphane LHOMME, conseiller municipal en Gironde, animateur du site refus.linky.gazpar
  • Jacques LUZI, enseignant-chercheur en économie (Bretagne), revue Ecologie & politique
  • Nicolas MANES, responsable de bureau d’étude dans l’Ain
  • Julien MATTERN, enseignant-chercheur en sociologie à Pau, co-auteur de La Liberté dans le coma, du groupe Marcuse
  • Karine MAUVILLY, journaliste (Savoie), co-auteure du Désastre de l’école numérique
  • Pierre MESTRE, éleveur dans le Tarn, groupe Faut pas pucer
  • Annette MILLET, enseignante (Loire)
  • Sarah NECHTSCHEIN, chercheuse en sociologie à Pau
  • Samuel PELRAS, professeur de philosophie (Lyon)
  • Quentin PEREZ, résistant au totalitarisme technologique dans l’Ain
  • Marielle PERRY, médecin, Ecran total (Lyon)
  • Céline PESSIS, historienne (Drôme)
  • Alexis REMINI, infirmier psy, Ecran total (Paris)
  • Marie-Laure REBREYEND, retraitée, Ecran total (Saône-et-Loire)
  • Franck SARDA, éleveur dans la Loire
  • Floran SIMATOS, chercheur en mathématiques à l’Isae-Supaéro (Toulouse), Atecopol
  • Anne STEINER, enseignante-chercheuse en sociologie à Paris X-Nanterre
  • Laure TEULIERES, enseignante-chercheuse en histoire contemporaine (Toulouse 2), Atecopol
  • Clarie THERON, Appel de Beauchastel et Ecran total (Loire), revue L‘Inventaire
  • Isabella TOMASSI, précaire de l’enseignement supérieur, Écran total (Lyon)
  • Rachel VORON, Ecran Total (Loire)

Notes ;

[1]  Sherry Turkle’nin kitabına referans. “Only Together. More and more technology, less and less human relations”, Fransızcaya çeviri 2015.

[2] Daniel Cohen ile röportaj, Le Monde 3 Nisan 2020 (https://www.lemonde.fr/idees/article/2020/04/02/daniel-cohen-la-crise-du-coronavirus-signale-l-acceleration-d-un-nouveau-capitalisme-le-capitalisme-numeHYPERLINK “https://www.lemonde.fr/idees/article/2020/04/02/daniel-cohen-la-crise-du-coronavirus-signale-l-acceleration-d-un-nouveau-capita”rique_6035238_3232.html). Bu alıntı açıkça Cohen tarafından kullanılan kategorilerle derin bir uyuşma anlamına gelmemektedir. Gerçekte dijitalleşme kapitalizmin endüstriyel karakterini derinleştirmektedir ve bahsettiği post-endüstriyel toplum mevcut değildir.

[3] Naomi Klein’in açıklamasına ve kitabına referans. “La Stratégie du choc : la montée d’un capitalisme du désastre”, Fransızcaya çeviri 2008, Actes Sud. Bu kitap Amerikan iş çevrelerine 2005 yılında Louisiana’da meydana gelen Katrina Kasırgası nedeniyle açılan fırsatların örneklendirilmesine dayanmaktadır.

[4] Bkz. MARCUSE Group’s 2. Bölüm, Coma’da Özgürlük. Elektronik identifikasyon ve ona karşı çıkmanın temelleri, Vaour, La Lenteur, 2019, özellikle 121-131. Sayfalar.

[5] Edward Snowden, Mémoires vives, Paris, Seuil, 2019. Aslını söylemek gerekirse Snowden kaydedilmiş bilgilerin kesin olarak silinmesinin imkansızlığı konusunda ısrarcıdır. Bunların anonimleştirilmesine gelirsek Luc Rocher’in “Anonymous data, far too easy to identify”, yayınlanma tarihi 17 Eylül 2019, www.theconversation.com, makalesine bakılabilir.

[6] Bu konuda analiz için La Quadrature du Net derneğinin, kendi web sayfalarındaki Nisan 14 tarihli yazısına bakın. (https://www.laquadrature.net/2020/04/14/nos-arguments-pour-rejeter-stopcovid/). Bu yazı diğer şeylerin yanı sıra Bluetooth teknolojisine güvenilmezliği, özellikle yoğun nüfusun olduğu bölgelerde pozitif test sonucu çıkan kişilerle ilişkiyi göstermedeki kesinsizliği ve bir çok kişi için kullanma/aktive etmedeki güçlüğü anlatmaktadır.

[7] Diğer şeylerin yanı sıra Bkz. Cécile Diguet and Fanny Lopez’in, Bilgi merkezlerinin yaşam alanları üzerindeki uzaysal ve enerjik etkileri ile ilgili sentezi. www.ademe.fr

[8] Bkz. Pierre Le Hir’in makalesi, “Elektro duyarlılık: açıklanamayan gerçek semptomlar” Le Monde 27 Mart 2018.

(https://www.lemonde.fr/planete/article/2018/03/27/electrosensibles-les-experts-preconisent-une-prise-en-charge-adaptee_5276783_3244.html

[9] https://www.priartem.fr/Ondes-et-tumeurs-Des-preuves.html?var_recherche=ntp

[10] İspanya’da, tersine, ara verildi.

[11] Bilim Dergisi The Lancet’te 2017 yılında yer alan bir araştırmada su, hava ve toprak kirlenmesinin her yıl 9 milyon kişinin ölümüne yol açtığı bilgisini hatırlayalım (https://www.lemonde.fr/pollution/article/2017/10/20/la-pollution-responsable-de-9-millions-de-morts-dans-le-monde-par-an_5203511_1652666.html).

Kaynak:isyandan.org

Haber Merkezi

Next Post

Koronavirüs ile 107. gün: Vaka sayısı 193 bin 115’e, ölüm sayısı 5 bin 46’ya yükseldi/Türkiye

Cum Haz 26 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Sağlık Bakanı Fahrettin Koca günlük (25 Haziran) koronavirüs verilerini paylaştı. Bugün 52 bin 303 test yapıldı ve bunların bin 458’i pozitif çıktı. Bugün 21 kişi yaşamını yitirdi. Bugün bin 472 kişi iyileşerek taburcu oldu. Son rakamlarla birlikte, vaka sayısı 193 bin 115’e, ölüm sayısı […]
Translate »