“Coronavirüs Salgınından Sonra Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak” mı?- Bircan KAYA

“Coronavirüs Salgınından Sonra Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak” mı?

            Son günlerin tartışma başlıklarının en popülerlerinden biri: “Bu salgından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”.

            Bu soldan sağa çok farklı dünya görüşüne, farklı ideolojilere sahip birçok yazar, gazeteci, bilim insanı, parti, örgüt vb. kişi veya kurumların ortaklaştığı bir slogan haline geldi. Gerçekten öyle mi olacak? Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak mı?

            “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ı başka bir şekilde ifade edersek “Bu salgın sona erdikten sonra herşey değişecek” anlamı çıkar mı? Çıkar.! Peki bu doğru mu?

            Hayır. Elbette bir şeyler, bazı şeyler değişecek -ki bu salgın ortaya çıkmasaydı da değişecekti- ama bazı şeyler de hiç değişmeden, belki eskisinden daha da beter bir şekilde sürecek. İster laboratuvar üretimi olsun, ister doğal sürecin bir parçası olarak ortaya çıkmış olsun bu “Coronavirüs 19” salgını bu süreci hızlandırıcı bir rol oynacak. Burada sorun bu “eskisi gibi olmayacak” şeylerin,  değişimlerin kimlerin, hangi sınıfların çıkarına olup olmayacağıdır. Buna en geniş biçimiyle verilebilecek cevap son tahlilde hiç kuşkusuz sınıflararası mücadelenin niteliği, seyri olacaktır.

            Peki bu sınıflararası mücadelede ezilenlerin, sömürülenlerin, mazlum halkların önderi olma iddiasında olan devrimci, komünist, sosyalist parti ve örgütler bu mücadeleye (salgın sona erdikten sonra bile olsa) önderlik edebilecekler midir? Buna bugün kimse gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyecektir. Ancak bu “olmaz, olamaz” anlamına da gelmez.  Bunun cevabı bugünden ne yapıldığı, nasıl yapıldığıyla birebir ilintilidir. 

            Buradan başlarsak, maalesef sol geleceği okumakta, Corona salgınından çok önce başlayan değişimi, bu değişimin nereye doğru evrildiğini görmekte yetersiz kalmıştır. Hadi, “o kadar da değil, o kadar da kör değiliz” diyecek olanlar için “görseler de bu değişime ayak uydurmakta, yeni örgütlenme modelleri, yolları, yöntemleri, en önemlisi de gelişen bilim ve teknikle donanmış anlayışları geliştirmede geç kalındı” diyelim.

            Bunda başlıca en önemli ayak bağı ise esasında devimcilikle, komünistlikle bir ilgisi olmayan bugüne kadar da süregelen geçmişin kötü alışkanlıkları, diyalektik materyalizmi inkar edercesine sürdürülen dogmatizme varan tutuculuktur.

            Bir kere neredeyse 30 yıldır sürdürülen “dünya çapında sol’un gerilemesi” edebiyatından kurtulmak gerekir. Bu zamanında yapılmış bir “tespit” tir. Ama on yıllar boyunca zayıflıklara, yetersizliklere “gerekçe” yapılırsa bu zaman içinde kendine güvensizliğin öznesi haline gelmeye başlar.

            İkincisi geçmişin devrimcilikle, komünistlikle “ilgisi olmayan kötü alışkanlıklarından biri olan dar grup anlayışından, sloganlık yarışından hızla kurtulmak gerekir. Eğer içinde yaşadığımız bu süreçte bugünden başlayarak gerek ulusal, ülkesel bazda gerekse dünya çapında emperyalizme, kapitalizme, faşizme karşı adı ne olursa olsun en geniş birlikler, güç birlikleri, cepheler (hatta düzen içi reformist parti, örgüt ve kitleleri dahi dahil etmeye çalışarak) örülemezse salgın sonrasındaki gelişmelere, mücadeleye önderlik etmek bir yana, daha da şiddetlenecek olan sınıf mücadelesinde ayakta kalmak bile belki imkansız hale gelecektir.

            Bugüne kadar oldukça geç kalındı. Çin’de salgın çıkıp, Çin dışına taşana kadar adeta tüm dünya gibi “Sol” da gelişmeleri adeta seyretti. Hatta Avrupa’ya bulaştıktan sonra bile uzunca bir süre emperyalizmi-kapitalizmi, iktidarları teşhir noktasında dahi bir açıklama yapılmadı, yapılamadı ki; Türkiye’de de durum pek farklı gelişmedi.

            Emperyalizmin, burjuva medyanın propagandasının etkisi altında kalındı adeta ki; bu etki hala farklı biçimlerde sürmektedir. Örneğin Dünya Sağlık Örgütü, devletler, hükümetler “Evde Kal” diyor, “Sol” da “Evde Kal” diyor. Hatta çalışanların tümü, işçiler, memurlar herkes “Evde Kalsın” diyor. Neden?

            Elbette biz “herkes sokağa çıksın, virüs bulaşırsa bulaşsın” demeyiz, diyemeyiz. Ama şuna biliyoruz ki iktidarlar “Evde Kal” derken bunu halkın sağlığını çok düşündüklerinden söylemiyor. Yasakları halkı çok düşündüklerinden koymuyorlar. Onların tek derdi hastanelerin müdahale edebileceği kapasitenin üzerinde ağır hastalarla dolmaması. Böylece hem ölümleri en az seviyede tutabilmek hem de virüsün yayılmasını sınırlayarak üretimin devamını sağlamak. Hepsinin salgını yönetme stratejileri bunun üzerine kurulmuştur. Zaten Çin gibi tam bir sokağa çıkma yasağı uygulanmadığı sürece virüsün yayılmasını tümüyle durdurmanın, toplumun çok küçük bir kesimi dışında büyük bölümüne bulaşmasının önüne geçebilme şansı yoktur. Amaç tüm topluma yayılmasını daha uzun zamana yayarak üretimin durmasını engellemektir. Üretimin sürmesi burjuvazi için kar etmeye, devlet için vergi toplamaya devam etmek ve daha az sayıda insana “yardım” demek.

            Yani, hemen tüm devletlerin uyguladığı aslında “sürü bağışıklığı” yöntemini uygulamaktır. Eğer bu gerçeği görebiliyorsak Sol’un yapması gereken üretime devam eden işçileri, emekçileri, memurları  bilinçlendirmek, örgütlenmeye, mücadeleye kanalize etmek olmalıdır. Fabrikaları, atölyeleri, sokakları kendi rızamızla terketmek değil.

            İkinci önemli bir nokta. Çoktan başlamış olan ve şimdiden sonra daha da büyüyecek olan dijital dünyadaki değişimdir. ‘Sol’un geç kaldığı önemli stratejik alanlardan biri de budur. Sokağa çıkma yasakları, sosyal hayatın sınırlanmasıyla bu alanın daha etkin kullanımına yönelinmiştir. Ama daha yolun başıdır, kullanılabilen kapasite varolan teknolojinin oldukça gerisindedir.

            Dijital dünya sınıf mücadelesinin bugünden (aslında özellikle son 10 yıldan bu yana) önemli bir aracı, alanı durumuna gelmiştir, yakın bir gelecekte çok daha büyük bir öneme sahip olacaktır. Bu alanda varolamayanların, bu alanı etkin kullanamayanların da yakın gelecekte varolabilme şansları bile pek olmayacaktır. Ancak bu alanda varolmak, dijital alanı etkin kullanmak sadece kitle iletişim ve propaganda aracı olarak kullanabilmek anlamına gelmez. Bu alandaki bilimsel teknolojik gelişmeleri yakından takip etmek, düşmanın dijital takip yöntemlerini boşa çıkarabilmek, yanıltmak, düşmanın gizli bilgilerine ulaşabilmek, kendinin kullanabileceği bilgisayar programları yapabilmek, uygulanacak sansürleri aşabilecek bilgi, birikim ve insan kaynağına sahip olmak demektir. Bu da ancak bu alanda kararlı, sabırlı, özel bir önem verilerek atılacak adımlarla mümkündür.

            Düşman bu alanın öneminin farkındadır. Bunu kendi kullanımından, deneyimlerinden gayet iyi bilmektedir. Dolayısıyla devrimci, ilerici güçlerin, kişilerin kullanmasının da önüne geçmeye çalışacaktır. Önümüzdeki dönemde mücadelenin seyrine paralel bunun örneklerini bolca göreceğiz. AKP iktidarı  sosyal medyayı denetlemeyi olağan hale getirmek için alelacele yasa çıkarmaya çalışıyor. Dünyada başka örnekleri de var. Mücadelenin seyrine paralel olarak bu Avrupa ve dünyanın her yanında yaygınlaşacaktır. İşte bu olasılıklar da gözönüne alınarak mücadele örülmek durumundadır.

         Bugün acilen yapılması gereken önemli bir nokta da korku psikolojisini yıkmaktır. Elbette virüsün bulaşmaması, başkalarına bulaştırmamak için dikkati elden bırakmamak gerekir. Bu başka birşey, ama çevremize baktığımızda risk grubunun en altında yer alan genç yada 50 yaşın altında sağlam sağlıklı bir çok insanın dahi virüsten dolayı içten içe ölüm korkusu taşıdıklarını görebiliyoruz. İktidarların tam da istediği zaten budur. Onları yönetmek, yönlendirmek çok daha kolaydır. 

            Görülüyor ki yakın gelecek bugünkinden çok daha zorlu olacak.  Bugün  “yardım” diye yapılanlar, virüsün yarattığı tahribatlar, yarın ekonomik kriz bahanesiyle yine ezilenlerin sırtına yıkılacak. Birşeyler değişecek ama sömürü devam edecek, sınıf mücadelesi sürecek. Daha zoruna hazır olmak için bugün çok daha hızlı, çok daha kendimize güvenli hareket etmek zorundayız.

12 Nisan 2020

      Bircan KAYA

Sait Oral Uyan

Next Post

DEVRİMİN KARTALLARI -Sami Ülker

Sal Nis 14 , 2020
Print 🖨 PDF 📄 eBook 📱 Her şey ne kadar doğal geliyor değil mi , evde kal , zorunlu olmadıkça dışarıya çıkma, izole ol , kimseye sarılma, yan yana gelme , sorma ne olup bittiğini, akşam olunca vaka sayılarını ve vefat edenlerin rakamlarını incele , uzman yorumlarını dinle , biraz […]
Translate »