İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çivisi Çıkmış Masal Ülkesi – Levent Kaçar

Levent Kaçar
Sinemacı Yazar
Simurg News
Yazı Kurulu
üyesi

Çivisi çıkan eğitimin, kadrolaşan ve ticarethaneye dönüşen sağlığın, güvensizlik ve korku imparatorluğuna dönüşen askeri ve polisiye tedbirlerin, paramiliter güçlerden devşirilen ve sokaklarda devriye gezerken insanları tartaklamayı toplum güvenliği belleyen bekçilerin olduğu bir masallar ülkesi varmış. Masalı anlatanların bile inanmakta güçlük çektiği bu ülkede nadir de olsa bazen kadınlar, bazen asiler, bazen öğrenciler, bazen eşcinseller, ötekiler, çevreciler, kaybolan çocuklarını arayan anneler, yoksullar, açlar ve bilimum baldırıplaklar sokağa çıkar; tartaklanır, coplanır, gazlanır, yetmezse tıkılırmış içeriye.

Bir ünivesitesi varmış bu ülkenin; hocası; yaşanan depremi, çocuk evliliklerin yasaklanmasına bağlarmış, öğrenciler sınıfı terkedince, ancak haber değeri taşırmış. Öğrencileri geçim derdi, işsizlik nedeniyle canlarıns kıyınca da deliye sayarmış medyanın yandaş kalemşorları. Bu ülkenin, aydınlarını cayır cayır yakan eylemcisi affedilirken, türkü söyleyenleri tıkılırmış içeriye, yasaklanırmış türküleri. Ve türkücüleri açlığa ve ölüme yatarlarmış da, bırakın affedilmeyi gün yüzü görmesinler diye gazetelerde yayılanması, desteklenip omuz verilmesine bile tahammül edilmezmiş. Çocuğum aç diye kendini yakarak canına kıyan babaları varken bu ülkenin, sevgilisi olma ihtimali yüzünden babaları tarafından canına kıyılan kız çocukları varmış bir de. Depremleri, yanan köyleri, çığ altında can veren köylüleri varmış ama çıkıp da “ey insanlar neler oluyor bize böyle, bunları kim yapıyor, neden oluyor, bu kadarı da olur mu?” diye soran olunca da, bin türlü melaneti göze alması gerekiyormuş, bu inanılmaz masallar ülkesinde. Akilleri, yetmezcileri, devireceğiz diyenleri, bilgilileri, ilgilileri, nasıl olacak da çıkacağız bu cendereden? diye kafa yorsalar da, bir başlarına çıkamamışlar işin içinden.

Herkes bildiğini, gücünü, meziyetini, enerjisini, inancını, inadını bir araya getirmeden bir şeyin olacağı yokmuş. Şapkadan tavşan çıkarmanın mümkün olmayacağını anlayan güzel insanları, elini taşın altına koymalıymış. Bu cendereden çıkmanın başka yolu varsa da bilmelerine imkan ve ihtimal yokmuş, o an için. Çiçeği, böceği, taşı, toprağı, kuşu ve kurdu ile bir arada olmak gerekiyormuş zalimin zulmüne karşı. Başka yolları da varsa, bilenlerin onların peşisıra, bildiklerini yılmadan anlatması, onların da anladıklarını sınaması gerekiyormuş hayatla. Bildiğim doğru, çaldığım türkü tutturmacası sökmüyormuş bu ülkenin yurdum insanına. Okumayı sevmiyor, sığındığı tanrısından, devlet babasından, bir de etnik markasının alameti farıkasından bir türlü vazgeçmeyen değişmez huyları varmış. Açlık; iman, dil, milliyet, din dinlemez, ne yaparsın ki bunu anlamaları çook zaman almış. Karnı guruldayınca açlıktan kara kara düşünmeye başlamış, ne olacak bu memleketin hali diye.  Artık eskisi gibi çare bizde diyen politikacılarından yediği kazıklar nedeniyle yönetenlerindenkesmişler umutlarını. Umudun kendilerinde olduğunu anlayınca da, bir araya gelme duygusunu, itiraz edebilme mecalini unutmuşlar. Yokmuş bir başlarına kavga etmeye mecalleri. O kadar dağılmışlar ki, öfkelerini kime kusacaklarını, dermanını nerede arayacaklarını bilemez olmuşlar.

Bu masallar ülkesinin egemenleri de; çaresiz tebaasının durumunu iyi bildiklerinden, fırsatı hiç kaçırmamış, sıktıkça sıkmışlar boğazlarını. Cinnet, intihar, felaket, tükeniş; biraz da bu yüzden, kaderleri olmuş. Çare yokmuymuş; elbette varmış. Çok olmak gerekiyormuş, bir olmak gerekiyormuş, doğruyu ve yanlışı sınamak gerekiyormuş bir kere. Bunun için de herkes aklı, becerisi, yüreği, bilgisi, cesareti kadar katılmalıymış egemenin, zalimin zulmüne, düzenin tekerine çomak sokmaya.

Sonrası mı? Sonrası benim güzel kardeşim, ona da sonra bakarız… saygıyla,

           Levent Kaçar Şubat 2020

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »