İsmini duymuştum daha öncesinde, ikinci kez şubeye alındığımda işkencede kaybetmişler zebaniler seni. Direniyormuşsun önderin Kasketli gibi. Kırmızı Gül’den alıyormuşsun direnme feyzini. Okuduğum ilkokulda öğretmen olduğunu da sonradan öğreniyorum. Belki de gördüm kimbilir? Gören arkadaşarım varmış, öyle söylediler. Bu yağız adamın inat öyküsünü Ahmet Cihan ve Mehmet Çetin kaleme aldılar; dava bir yılan hikayesine döndürülmeye çalışıyordu, egemelerin hukuku bunu gerektiriyordu. Süleman Cihan’dı o; önderdi, asiydi, ser verip sır vermeyen bir yoldaştı o. Altmışıncı doğum gününde dostları Süleyman’ı anlattığında oradaydım. Çekimlerini sonradan Ahmet abiyle birlikte dostlarla montajlayıp bir filme dönüştürdüğümüzde kitapla birlik dağıtılacağını söylemişti Ahmet Cihan. Kaç bahar geçti ölümünün ardından; 29 Temmuzun 81’iydi. O gün doğan çocuklar yağız birer delikanlı, serpilip gelişen birer kadın/kız oldular. O günden bugüne ne çok şey diğişti, bir bilsen? Süleyman abi, hayat hiç planladığımız gibi gitmedi ve biz kimbilir kaç kez yenilip doğrulduk. Birçok arkadaş göçüp gitti buralardan, bizi bizimle bırakarak karıştılar doğanın kalabalığına. Her Cumartesi resmini tutmak için yarışır yoldaşların. Birkaç kez de ben taşıdım gururla. Sana selam ettim Cumartesi  diyarından.

Ömür dediğin çok kısa. Öyle hızla akıyor ki, bir nehir gibi. Yetişmek ustalık istiyor. Yazmak ve seni anmak ise zaman gerektiriyor. Her yıl yazmaya çalışıyorum sana selam ediyorum ve giden dostlarıma. Elimden bu kadarı geliyor şimdilik. Umarım para bulurum da biraz, filmini de çekerim. Seni anlattırırım çocuklarına. Şimdilik bende ahval bu kadar, daha da yazarım sonra. Bir başka temmuza görüşürüz güzel abim. Yanına gelip de doğaya karışanlara selam et benim adıma. Eyvallah benden yana…

Levent Kaçar 29 Temmuz 2020

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »