Bu Dünyadan Rıfat Ilgaz Geçti Gördünüz mü? Hilmi Toy

Hilmi Toy
Yazar

7 Mayıs 1911 de Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğar Rıfat Ilgaz. İlkokulu 5 yıl Cide, son yılını da Terme ilçesinde okur. Ortaokulu Kastamonu’da devam eder. Lise ikide Kastamonu Muallim Mektebine geçer, 1930 yılında mezun olur.

İlkokul öğretmeni olarak Bolu, Gerede, Akçakoca ve Gümüşova’da çalışır. Sonra ise Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü okur, 1938 yılında mezun olur. Ortaokul Türkçe öğretmeni olarak Adapazarı’nda görev yapar. Sonrasında İstanbul’a tayini çıkar, önce Karagümrük Ortaokulu sonra Nişantaşı Lisesi’nde öğretmenlik yapar. Öğretmendir öğretmen olmasına ama hem öğreten, hep öğrenenlerdendir Rıfat Ilgaz. Toplumcu gerçekçi sanat anlayışına sahip bir aydın, yazar ve şairdir Rıfat Ilgaz. ‘Sanat sanat için değil, sanat toplum içindir’ onun için.

Önce şiirle başlar yazın alanında. İlk dönem şiirlerini şiirden çok ‘deneme’ olarak kabul eder ve kitap olarak yayınlamaz bile. Rıfat Ilgaz ilk şiirlerini begenmesede değerli Eleştirmen Asım Bezirci, Rıfat Ilgaz’ın ilk şiirlerini “sonraki şiirlerinin beslendiği, esinlendiği şiirler olduğunu” belirtir.

Toplumcu gerçekçi şiir çizgisini temsil eden ilk kitabı 1943 de yayınlanan ‘Yarenlik’tir. Şiirlerinde halktan kişilerin yaşamına yer verir daha çok. Toplumsal sorunları işler. Sınıf içeriklidir şiirleri. Aydın sorumluluğunu hatırlatır, uyarır aynı zamanda. Yarenlik’te yer alan şiirlerinde ağırlıklı olarak iş başında sakatlanmış işçiler, geçim sıkıntısı çeken memurlar, emekliler, kapıcılar, mahalle sakinleri, dönemin hastalığı Verem ile ölüm kalım savaşında sanatoryum köşesinde ölen yoksullar ve kimsesizler, tatlı hayallerle avunan küçük insanlara yer verse de, emek – sermaye çelişkisi ile sınıf çatışmasının yansımalarını dizelerin derinliğinde taşıdı.

1944 yılında ‘Sınıf’ adıyla yayımlanan kitaba adını veren “Sınıf” şiiri “Bizim kadar Feyzi Hoca da
yaka silkerdi Kadıoğlu’ndan;
kime çekmiş derdi, bu yezit! ..
Öyle ya, iyi adamdı babası,
kapısı açıktı otuz Ramazan
memleketin ileri gelenlerine.
Alikıran, başkesendi sınıfta,
lâfı ağzımıza tıkar
zorla dinletirdi,
ineklerinin kaç kova süt verdiğini,
ve motorlarının Gülcemal’i
nasıl geçtiğini Çaltıburnu’nda.
Ve sen, gözünü budaktan esirgemeyen Halil’im
kıyı kıyı kaçardın Kadıoğlu’ndan
Yemek paydosunda bizden saklı
bir baş soğanı yoldaş ederdin
sacta pişmiş mısır ekmeğine.
Her Salı
sergi açardın cami önünde,
tuz satar, yumurta toplardın
Gümrükçü’nün hesabına.
Biz aynı gün hesaplardık hocamızla
şu kadar bin liranın ne getirdiğini,
yüzde beşten şu kadar senede.
Ertesi gün karşımızda kıvırırdın
yarım ekmekle çarşı helvasını.
Benim yumruğuna sıkı Halil’im
çekerdin sineye Kadıoğlu’nun
yakası açılmadık küfürlerini;
tuhaf gelirdi uysallığın,
nerden bilecektim onların çiftliğinde
babanın yanaşma olduğunu” diye yazar. ‘Sınıf’ adında şiir kitabından ötürü tutuklanıp hapis cezasına çarptırılır. Hapisten çıktıktan sonra da Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesine atanır. Yazarı olduğu, her yaşta izleyenin beğenisini kazandığı, herkese bir şeyler öğrettiği ‘Hababam Sınıfı’nın Mahmut Hocası da denilen Rıfat Ilgaz, 1947 yılında da öğretmenlik görevinden alınır. Kısacası meslekten atılır. Bugünün KHK’sı ve KHK’lıları gibi. Bu tarihten sonra da mesleğe geri dönmez Rıfat Ilgaz.

Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin ile birlikte Markopaşa mizah dergisini çıkartırlar. İktidarlar mizahtan, dergiden, kitaptan, şiirden hep korktular bizim memlekette ve dünyanın bir çok ülkesinde. ‘Zincirli demokrasi’ denmesi de bundan. Bu nedenle Markopaşa yasaklanır, yazarları hakkında soruşturma açılır. Markopaşa yasaklanınca onun yerine bu kez sırasıyla Malumpaşa, Merhumpaşa, Hür Markopaşa dergileri yayınlanır. Rıfat Ilgaz bu dergilerde yazarlık yanında yazı işleri müdürlüğü de yapar. 1952 yılında ‘Adembaba’ dergisini çıkarır. 1952-60 yılları arasında dönemin sol görüşlü Tan gazetesinde hem düzeltmenlik yaptı hem de imzasız olarak fıkralar yazdı, röportajlar yaptı. 1961’de Demokrat İzmir gazetesinin, 1963’te Akbaba dergisinin sürekli yazarları arasında yer aldı, Vatan gazetesinde fıkralar, May ve Türk Solu dergilerinde şiirleri ve mizah yazıları yayımladı. Dönemin mizah dergileri olan Dolmuş, Taş, Karikatür ve Şaka’da hikayeler yazar. Yeni Gazete, Yenigün, Yeni Ulus, Cide ve Bartın yerel gazetelerinde köşe yazarlığı yapar. Dönemin hemen her aydını, yazarı gibi Rıfat Ilgaz’da yazıları, şiirleri ve kitapları nedeniyle mahkemelik olur, yasak ve sansüre uğrar, 5 yıl 6 ayda hapis yatar. İlk hapisliği 1944 yılında yayınlanan ‘Sınıf’ adlı şiir kitabı yüzünden olur. Yolu hapisten geçmeyenlere ‘yazar denmez’ dönemidir bugün gibi. Sınırlarla bölünmeyen, savaşsız, sömürüsüz bir dünya uğruna Hayat kavgasının ortasında olanlar için Acemi Şair’in dediği gibi “Kaş göz üstü, Hapishane yol üstüdür”.

Başı beladan kurtulmaz Rıfat Ilgaz’ın da. Karartma gecelerinden, çevirmelerden, sürgünlerden, gözaltı ve tutuklamalardan payına çok şey düşer. Oğlu Aydın Ilgaz’ın anlatımına göre bundan ötürü, her şeyi kendi omuzlayıp taşımak ister. Ailesinin, çocuklarının başını kendi belasından uzak tutmak için sevgili eşi ile ‘anlaşmalı boşanma’ yaparak ayrı yaşar ki, aileyi rahat bıraksınlar.

12 Eylül’de Rıfat Ilgaz’ı tutuklayan askeri hakim sorar; “Mesleğin ne?”, Rıfat Ilgaz yanıt verir, “Sosyalist”. Hakim kızar; “Doğru dürüst cevap ver” der. Rıfat Ilgaz “Dürüstçe söylüyorum, size neresi eğri geldi?” der. Böyle inançlı biridir, gözaltı ve tutuklama karşısında onurlu aydın duruşundan taviz vermez.

Aydın sorumluluğu duygusu yoğundur. Toplumsal sorunlara duyarsız, ilgisiz, ve bir o kadar da sorumsuz, zoru gördüğünde dilini yutan, aydın bireyciliğine, kibrine, kaprsine karşı Aziz Nesin’in “ödlek aydınlar” dediği gibi, Rıfat Ilgaz’da “Aydın mısın sen?” diye seslenir bir şiirinde: Aydın mısın sen?

“Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun
Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol!

Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol!

Tam çağı ise başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol!

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol!”

Ahmed Arif ile yazışmalarında da bunu görebiliriz. Ahmed Arif 13 Kasım 1988’de Yeşilköy’den Rıfat Ilgaz’a şunları yazar: “Sevgili Rıfat ağabey,
Halkımın, yurdumun büyük acısı, büyük hüznü, sonsuz sevinci ve yıkılması imkansız onurusun.

Büyük şair, büyük inanç adamı, büyük namus anıtı ve büyük ozanısın.

Sana “Ağabey” diyebildiğim için mutluluk duyuyorum. Şunun şurasında bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile, kahrolarak verdik gitti… Alnımız ak, yüreğimiz pırıl pırıl… Merhaba sevgili ağabey.”

Rıfat Ilgaz’da Ahmed Arif’e verdiği yanıtta: “Sevgili Ozan kardeşim, Ahmed Arif! Son kez Yeşilköy’den seslenmişsin bana! Seni hep yeşillikler içinde düşünüyorum, anımsayınca…”Bir ömrü”, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile, kahrolarak verdin! Alnın ak, yüreğin pırıl pırıl… Benim eşsiz, değerli kardeşim içli, özgün şairim! Hoşça kal, solmaz, tükenmez yeşillikler içinde! Unutmadık, unutmayacağız seni, halkımızın yaşadığı sürece yapıtların, anıların belleklerimizden silinmeyecek! Sevgili kardeşim, bekle yeşillikler içinde beni!” diyor.

Rıfat Ilgaz yaşadıkça yazan, yazdıkça yaşayanlarımızdandır ömrünce. Asım Bezirci “Ilgaz her şeyiyle ‘yerli’ bir yazardır. Diki, konuları, mizahı ve yerel renkleriyle Hüseyin Rahmi’yi ya da Ahmet Rasim’i hatırlatan, ama dünya ve sanat anlayışıyla onlardan ayrılan bu yerlilik, şiirleri(ni) daha bir ilginç kılar. Şiirlerle okurlar arasında daha bir yakınlık, bir kaynaşma doğurur. Ayrıca Ilgaz’ın da halkın dışında değil, içinde yaşaması, ‘halktan biri’ olması bu kaynaşmayı pekiştirir.” derken onu çok doğru olarak tanıtır. O halktır, halktan biridir. Ömrünce kaleminin onurunu koruyan, savunan biridir Rıfat Ilgaz. Sanatçı kimdir sorunsalına “Bir gün gelecek suçlamalardan başka konularda da şiir aranacak. Ama henüz böyle toplumlar yok. Sorunlarını, bütün sorunlarını çözümlemiş toplumlar henüz yok! Sanatçı hangi toplumda olursa olsun bu sorunları bulup çıkarmakla görevli kişidir” diye açıklar. Kaleminin onuruyla yazmıştır hep. Geride bıraktığı kaleminin, aydınlık bilincinin onuru eserleridir. Emekçi insanlığın kültür hazinesine armağanıdır eserleri.

ESERLERİ:

Şiir: Yârenlik (1943), Sınıf (1944 – Sınıf ‘ve Dosyası’, 1989), Yaşadıkça (1947), Devam (1953), Üsküdar’da Sabah Oldu (1954), Soluk Soluğa (yeni şiirleri ve önceki kitaplarından seçmeler, 1962), Karakılçık (1969), Uzak Değil (toplu şiirleri, 1971), Güvercinim Uyur mu? (1974), Kulağımız Kirişte (1983), Bütün Şiirleri: 1937-38 (1983), Ocak Katırı Alagöz (1987), Seçme Şiirler (1998), Bütün Şiirleri: 1927-1991 (2003).

Roman: Hababam Sınıfı (1957), Bizim Koğuş (Pijamalılar, 1959), Meşrutiyet Kraathanesi (1974), Karadeniz’in Kıyıcığında (1969), Karartma Geceleri (1974), Sarı Yazma (1976), Yıldız Karayel (1981), Hababam Sınıfı İcraatın İçinde (1987).

Çocuk Kitabı: Halime Kaptan (1972), Kumdan Betona (1976), Cankurtaran Yılmaz Küçükçekmece Okyanusunda (1979), Öksüz Civciv (1979), Bacaksız Kamyon Sürücüsü (1980), Bacaksız Sigara Kaçakcısı (1980), Bacaksız Okulda (1980), Bacaksız Tatil Köyünde (1980), Bacaksız Paralı Atlet (1981), Küçük Çekmece Okyanusu (1983), Apartman Çocukları (1984), Bacaksız / Kutulu Takım (10. bas. 2003)

Mizahi Hikâye ve Roman: Radarın Anahtarı (1957), Don Kişot İstanbul’da (1957 – Palavra adıyla, 1972), Kesmeli Bunları (1962), Nerede O Eski Usturalar (1962), Saksağanın Kuyruğu (1962), Şevket Usta’nın Kedisi (1965), Geçmişe Mazi (1965), Garibin Horozu (1969), Altın Eskicisi (1972), Tuh Sana (1972), Çatal Matal Kaç Çatal (1972), Bunadı Bu Adam (1972), Keş (1972), Al Atını (1972), Hababam Sınıfı Baskında (1972), Hababam Sınıfı Uyuyor (1972), Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975), Çalış Osman Çiftlik Senin (1983), Sosyal Kadınlar Partisi (1984), Hoca Nasrettin ve Çömezleri (1984), Rüşvetin Almancası (1988), Başkasın Demokrasi (1988), Şeker Kutusu (1990), Büyükkarı Küçükkarı (1990), Bir Namussuz Aranıyor (1990), Kasabanın Yarısı (1990), Kara Pamuk (1990), Bülbül Düdük (1990), Dördüncü Bölük (1992).

Oyun: Karadeniz’in Kıyıcığında (1965, 1969’da roman olarak çıktı), Hababam Sınıfı Uyanıyor (oyn. 1966, bas. 1967), Abbas Yolagiden (1967), Çatal Matal Oyunu (1969), Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (oyn, 1971, İbiş oyunuyla bas., 1971), Çil Horoz (1971).

Deneme-Anı: Yokuş Yukarı (1982), Nerede Kalmıştık (1984), Cart Curt (1984), Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (1986)

Gördünüz mü? Böyle geçti dünyamızdan Rıfat Ilgaz.

2 Temmuz Sivas yangınına dayanamadı yüreği, beş gün sonra 7 Temmuz 1993 günü anılarda tarih oldu. Ve ‘Son Şiirim’i bıraktı birde giderken: “Elim birine değsin / Isıtayım üşüdüyse / Boşa gitmesin son sıcaklığım” diyerek.

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »