BEN DE ÜLKEYİ SEYREDİYOR VE UTANIYORUM/Erdal Yıldırım

Erdal Yıldırım
Yazar

Devlet yetkililerinin, kolluk güçlerinin bilgisi, desteği ve korumasındaki tetikçi faşist piyonlarca katledilen Hrant Dink’in eşi Rakel‘e ve Hrant Dink Vakfı avukatlarına “Bir gece ansızın gelebiliriz” şeklinde mesajlar gönderiliyor. Irkçı, gerici, faşist iktidarın ülkeyi getirdiği ortamı, halklar ve toplumlar arasına ektiği düşmanlıkları duyuyor, görüyor ve biliyoruz.  

Bu ayrımcı, nefret dolu bakış açısına ve duruma geniş bir açıdan, tarihi anımsatacak bir pencereden bakmalıyız. Zira bu topraklarda tarihler boyu farklı kimlikleri, toplulukları ve inançları öteleyip inkâr eden, düşman ilan eden, imha eden bir zihniyet sürekli olarak yaşandı. Hatta iktidar olma hırsıyla salt ötekilerin, farklı kimlik ve inançları değil, aynı zamanda Osmanlıda padişahların, şehzadelerin,  akraba ve eşlerin, anne ve çocukların, babayla oğulların ve kardeşlerin birbirini ortadan kaldırmak için zehirleyip öldürdüklerini, çeşitli entrikalarla suikastler düzenlediklerini de biliyoruz. Bana göre bunca suikast ve öldürme olgusu, hem bir devlet (derin) aklı, hem de tam olarak bir zihniyet sorunudur. Bunu, Osmanlı tarih yazıcısı İlber Ortaylı’nın: “Kardeş katli hükümdarların keyfine ve karakterine bağlı bir olay değildir. Yapılması gereken bir müessesedir.” ifadesinden de çok net olarak anlıyoruz.

Bu zihniyet Cumhuriyetin kurulmasından sonra da sürdürülmüştür.  Mustafa Kemal ve İttihat Terakki’nin önce Ermeni jenosidi, Rum Pontus, daha sonra da Koçgiri katliamında kullandığı tetikçi katil Topal Osman, M.Kemal’e muhalif milletvekili Ali Şükrü Beyi öldürdükten sonra, kendisi de Ankara Papazın Bağında kellesi kopartılarak ortadan kaldırıldı. Onu ortadan kaldıranlar, ona daha öncelerde tetikçilik görevi verenlerdir.

Anlatmaya çalıştığım tarihsel olaylar ağırlıklı olarak akraba suikast ve cinayetleri olup, bu zihniyet yüzyıllarca kendisine biat etmeyen, diz çökmeyen ve muhalif  olan herkese, her gruba veya her topluma yönelik de bir dizi cinayet, suikast ve katliamı gerçekleştirmekten asla geri durmamıştır.   

Son 50 yılda özellikle tırmandırılan ırkçı, inkârcı, ayrımcı ve nefret söylemleri, uygulamaları ve yaratılan iklim, katilleri cesaretlendirmiştir. Ve ne yazık ki, azmettirilen bu katillerin neredeyse tamamı da aynı zamanda devlet – hükümet erkini elinde bulunduranlarca ekonomik, siyasi, sosyal, hukuksal ve mali açılardan beslenmiş, korunmuş ve kollanmıştır. Üstelik bunlar yetmezmiş gibi aynı zamanda milletvekili, bakan yapılmış, çeşitli kamu kurumlarında görevlendirilmiş, maaşa bağlanarak iş güç sahibi yapılmış ve ödüllendirilmişlerdir.

70’lerden beri giderek artan bu suikast ve cinayetler, özellikle 1990’lı yıllarda büyük artış göstermiş olup çok sayıda aydın, yazar, sanatçı, siyasetçi, basın mensubuyla toplumun farklı kesimlerinin temsilcilerine yönelik olarak devam etmiştir. Günümüze kadar Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, Savcı Doğan Öz, yazar Ümit Kaftancıoğlu, gazeteci Abdi İpekçi, DİSK Genel Başkanı Kemal TürTürkler, Prof. Muammer Aksoy, Gazeteci Çetin Emeç, Kürt yazar, şair, gazeteci Musa Anter, Araştırmacı yazar Uğur Mumcu, siyasetçi Adnan Kahveci, Org. Eşref Bitlis, Sivas Madımak’ta aydın, sanatçı, yazar, semahçı 33 kişiyle gazeteci Hrant Dink, Avukat Tahir Elçi ve faili meçhul (faili belli) olarak kayıtlara geçen binlerce kişi, bu suikat ve katliamlarda yaşamını yitirmiştir.

Bu kişilerden biri olan ve kendisini ölümünden birkaç gün önce bir güvercinin ruh tedirginliği içinde hisseden, bir barış elçisi olan, 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink, öldürülmeden önce: “Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmek için.” diyordu.

Bu toprakları bu kadar içten seven Hrant Dink’in, birçok devlet görevlisinin bilgisiyle öldürülmesinin planlandığı, katillerin korunup kollandığı,  tetikçilerle hatıra fotoğrafları çektirildiğini anımsayalım.  

Hrant Dink’in katillerinin resmi görevlilerce korunması, kollanması, hukuk kuralları içinde yargılanmamış olmaları ve çoğunun ceza almadan dışarı salıverilmesi, içeride olanların da çıkarılan infaz yasalarıyla salıverilecek olması, başka piyonları özendirmekte ve cesaretlendirmektedir ki, Rakel Dink ve Agos Gazetesi Vakfı avukatlarına bu tehdit mesajları gönderilebilmektedir. Dünyanın en örgütlü istihbarat teşkilatlarından birisinin bu tehdit mektubu sahibi suçluları meydana çıkartmamış olması, yine akıllara başka katillerin korunduğu hissini de çağrıştırmaktadır.

Bu ülkede eşitliğin, özgürlüğün, adaletin tesis etmesi için, yani eşit yurttaş, özgür vatandaş ve hukuk devletinde yaşamaktan başka amaçları olmayan Rakel Dink gibi farklı etnik kimlik mensuplarının tehdit edilmeleri, ülkeyi terk etmelerinin istenmesi büyük bir utançtır.

Milenyum, bilgi ya da bilişim çağında bile halen “Eşit Yurttaşlık Hakkı” ve “Özgürce Yaşamak” dışında başkaca talebi olmayan Alevilerin ve Alevi inancının, iktidarın en güçlü asimilasyon silahı Diyanet İşleri Başkanlığınca inkârı, aşağılanıp karalanması ve asimilasyona tabi tutulması ve Alevilerin bir kısmının da “devletin Alevisi” yapılmak istenmesi bu ülke yönetiminin ayıbı ve utancıdır .  

Anadilini ve kültürünü özgürce yaşamak isteyen Kürtlere karşı, hem ülke içinde, hem de ülke dışından sürdürülen imha ve inkâr politikaları, bu devletin de ve bu duruma göz yuman, seyirci kalan çağdaş geçinen demokrasi havarisi gibi davranan tüm ülkelerin de utancıdır.

Tek amaçları insanca, sömürüsüz, eşitlik ve hukuk içinde bir yaşamı savunan devrimcilerin, sosyalistlerin, sanatçıların, basın mensuplarının, aydın ve yazarların, LGBTİ+ ve kadınların devlet erkini elinde bulunduran siyasiler ve tetikçi piyonları tarafından tehdit edilmeleri, zindanlara atılması, yasaklarla karşılaşmaları yine iktidarın utancıdır. Bu işin tek sorumlusu da siyasi iktidardır.

Gelinen noktada özelde Rakel Dink’e, Vakıf avukatlarına, sanatçılara, politikacılara, genelde Amerika’da olduğu gibi insan yaşamına, özgürlüğüne yönelen her türlü saldırı, tehdit ve harekete karşı toplumsal yapılar, demokratik kitle örgütleri, siyasal partiler ve insandan, güzelden, özgürlükten yana olan her kes bu ırkçı, ayrımcı saldırıları boşa çıkartmak için dayanışma içinde olmalıdır.     

Sevgili Rakel Dink yazdığı bir mektupta: “1915’teki dünyayı seyrediyorum. Bütün insanlığa, politikalarına acı acı ağlıyorum. Ruhum inliyor içimde. Canım çekiliyor. Ülkemi seyrediyorum. Utanıyorum.” diyor.

Ben de Osmanlı’nın ve Cumhuriyet dönemi yönetimlerinin bir devamı olan bugünkü iktidardakiler ile aynı ülke vatandaşı olmaktan, onlarla birlikte aynı havayı solumaktan ötürü son derece mutsuzum, bunlardan büyük bir utanç duyuyorum. Ancak Hrant Dink’in de dediği gibi bu topraklar bizim. Bu topraklar ve bu ülkede sürdürülen eşitlik, özgürlük mücadelesi uğruna her türlü ezaya, cezaya razıyım. Bunun için özveriyle, eğilip bükülmeden, diz çökmeden mücadele etmekten ve her türlü bedeli ödemeyi göze almaktan kaçınmayacağım.

Erdal YILDIRIM

30 Mayıs 2020

Simurg-News'i sosyal medyadan da takip edebilirsiniz!
Translate »